Fotoğrafım
Turkey
Bir zamanlar ful yaprakları adında bir çiçek kız vardı.Saçları tuhaftı.Bir tutamı domates kırmızısı,perçemleri havuç rengi,kalanlarsa ahududu şerbeti gibi kızıldı.Pembe gözlükleriyle dünyayı ve insanları koşulsuz sevmeye kararlıydı ama gerçekleri görmesi zaman almadı.Canını yakanlardan kurtulmayı denedi, doğrulup toparlandı,gözyaşlarını sildi ve aynaya baktı. Gülümseyerek kendine bir söz verdi.Çiçek kızın hayattaki serüveni her daim taptaze ve rengarenk olacaktı... İletişim : fulyapraklari@hotmail.com

değer verenler

28 Şubat 2011 Pazartesi

"Cadıyla randevu (nişan tuvaleti ya da gelinlik alacaklar için önemli yazı!)


Tatlı telaşların ve yorgunlukların yaşandığı bir hafta sonunu geride bıraktım.Soğuk havada alışveriş yapmak ve koşturmak kadar zor bir şey yok, hele ki arabanız da yoksa...
Cumartesi ve Pazar soğukta bir oraya bir buraya bakarak,alışverişle geçti. Ama pek çok işimi de sonuçlandırmanın verdiği rahatlık, yorgunluğumu biraz olsun aldı diyebilirim.

Pazar günü Kadıköy’de gelinlik ve nişan abiyesi satan bir mağazaya girdim,dışarıdan pek bi düzgün görünüyordu.Aslında burada adını yazıp teşhir etmeyi, tavırlarından dolayı rezil etmeyi pek isterim ama bunun etik olmayacağını düşündüğüm için isim belirtmeden yazmayı uygun gördüm.
Biraz sonra yazacaklarımı okuyunca gözlerinize inanamayacaksınız!

Pek çok yerde nişanda giymek için tuvalet baktım, öyle abartılı kuyruklu, devasal taşlı, simli bir şeyler istemedim,pek çok modele hayran kaldım, kimi çok güzel durdu, kimi kararsız bıraktı beni ama netice ben içime sineni ve bütçeme uyanı almak durumunda olduğum için alışverişe çıkıyor ve mağaza geziyorum öyle değil mi?

Abiyeler, minimum 200-250 TL'den başlıyor ve 1.000-1350 TL'ye kadar çıkıyor fiyatlar. Kalitesine, kumaşına,markasına, el işine göre değişiklik gösteriyor, kimileri indirimde kimileri sezonluk fiyatta, kimi mağazalar kiralama bile yapıyor.
Ben satın almak istedim, bütçemi ayarladım, daha bunu ayakkabısı var çantası var diyerekten kendimi ona göre hazırladım.

Hem kaliteli olsun hem üzerime uysun hem de fiyatı kalitesine gore uygun bir model olsun istiyorum doğal olarak.

Şimdi bu mağazadaki macerama gelince, içeri girince mağazanın sahibi olduğunu tahmin ettiğim, sarı saçlı, cadının da cadısı bir kadın karşıladı. Cadı oluşunu henüz ilk kelimelerinden fark ettim ama bir anlam veremedim tavrına. Aradığım özellikleri anlattım, bir kaç model çıkarttı sonra da yüzüme baktı ve dedi ki:

- “Tuvalet bakmaya gelmişsin ama hiç giyecek hal yok sende.
(o an hem bel ağrısı çeken, hem soğuktan donmuş hem de yorgunluktan bitmiş haldeydim de pardon ama o anki halimden kadına ne ?Egonu mu tatmin edeceksin, tuvalet mi satacaksın, yok her ikisi birden olacaksa o mağazanın ne bereketi olur ne de düzenli müşterin..)

2 model gösterdi ve ben birini beğendiğim için giymek istedim.

Kabine girdim, malum tuvalet denemek zor iş, soyunmak ayrı dert, bir yandan hava soğuk mağazalar da soğuk. Ben tam soyunuyorum bu cadı girdi kabine, “Öyle yarım yamalak soyunulmaz, tuvalet öyle denenmez, tamamen soyunacaksın!” dedi, azarladı çıktı manyak!
Benim de bi tepem attı dedim ki “Pardon ama daha şimdi girdim kabine,pat diye içeri daldığınız için henüz soyunamadım tabii,hayatımızda ilk kez elbise denemiyoruz.” dedim.

O ruh hastası kadının tavrından da nefret ettim,şeytan yeniden giyin çık mağazadan dedi ama soyundum ya şimdi üşendim, 2 tane nasılsa dener çıkarım dedim.

Neyse ilkini giydim kadın dedi ki “Şahane, bu en küçük modelimdi, içine kimse giremiyordu demek ki seni beklemiş”dedi. Fena olmadı ama tam da içime sinen bir model değildi açıkçası. Sonra diğerini giydirdi bana, ben de fiyatını baştan söylemişti ama yeniden sordum.

İndirimli olarak bir fiyat söyledi ama benim ayırdığım bütçenin çok üzerinde.
Ben fiyatı yüksek bulunca kadın son fiyatı buysa ve göstereceği başka modeli yoksa susacağı yerde beni aşağılamaya başladı,

Önce sözlerine inanamadım, şok geçirdim, ne söylediğini tam kavramaya çalıştım nasıl saçma bir durumdu anlatamam.

Anneme ve bana dönerek dedi ki “gidin x mağazadan 100 TL’ye alın köylü gibi giyinin nişanda o zaman, benim elbisem ipektir, has ipek, dikimi duruşu çok güzeldir.” dedi.

“Ne münasebet dedim! Ben gidip de kalitesiz bir şey mi alıp giyeceğim ne kendime yakıştırırım bunu ne de böyle bir şey mümkün değil.Benim bir bütçem var ,sizin elbizeniz bu fiyata çok uygun olabilir ama bana uymadı fiyatı ne yapabilirim ki?" dedim.

Bunu üzerine annem de çok gerildi, kadıncağız kaldı öyle tam ağzını açıp cadıya çıkışacakken cadı devam etti utanmadan, “Ben kızıma nişanda bunu giydirdim, prenses gibi, kızını nişanlanıyor insan ne yapar ne eder böyle kaliteli bir şey alır, fedakarlık yapar, siz nasıl böyle düşünüyorsunuz anlamadım ben” diyerek hakaretin boyutlarını artırdı.

O sırada belim ayrı, sinirden karnım ayrı ağrıyor, öyle yorgun ve bitkindim ki o kadını normalde dövecek kadar tersi dönebilen ben sırf aptal kibarlık halime denk geldiği için “Kaça kadar açıksınız , kartınızı alalım da gidelim bir an once” dedim sinirli sinirli.

Annem öyle üzüldü ve bozuldu ki, kadın annemi daha fazla yıpratmasın ben de daha fazla uzatıp kavgaya dönüştürmeyeyim diye sustum.Şimdi olsam niye sustun Ful diyorum ama inanın o an öylesine çirkef bir ruh hastasıyla dalaşamayacak kadar yorgun ve bitkin hissettim kendimi.Annemin tansiyonunu çıkartacak bir harekette bulunmak istemedim.

O cadı hızını alamadı ben elbiseyi kabinde çıkartırken,bu sefer de az once gelen müşterilerle ilgili yanındaki kıza söylenmeye başladı, “Onlar gezmeye gelmiş, ağzında yemek, öyle etrafa bakıyorlar,ciddiyetsiz insanlar ne olacak, alıcı gözü yok zaten onlarda...

Bu nasıl bir zihniyettir şaştım kaldım.

Dükkandan çıkıyoruz,bu arada cadı hala susmuyor, 6’ya kadar açığım ama gelirsin satılmış olur, sonra çok pişman olursun,oturur ağlarsın ama iş işten geçer,ağşarsın bak!!" diyor hala..

hala ya??utanmadan hala konuşuyor…

O mağazanın adını yazmamak için zor tutuyorum kendimi..milyarlarım olsa yine de o cadının sattığı bir elbiseye para vermem ben insanlıktan nasibini almamış ki.

O mağazadan sonra pek çok yere girdik, güleryüzle karşılandık, çaylar ikram edildi, pek çok model denedik,seçim yaptık.Yorulduk diyerek eve dönmeden önce en son girdiğimiz mağaza ise güleryüzüyle tatlı diliyle bize yardımcı olan tezgahtar hanım sayesinde nişan tuvaletimi aldığım yer oldu.

Giderken güleryüzüne,ilgisine teşekkür edip kartını aldım ve nişana, düğüne gelecek en yakın kıza arkadaşlarıma o mağazayı tavsiye ettim, hepsi oraya gidecek öncelikle…

Sert tavır ve baskıcı ikna yöntemiyle kendi malını satmaya çalışan ve hakarete varan bir üslupla bunu çirkeflikle yapan bir mağazanın mı bereketi olur, müşterisi olur? yoksa böyle güleryüzle, tatlı dille, kolaylıkla müşteriye iyi davranan bir mağazanın mı?

Netice içime sinen, çok şık çok güzel bir nişan tuvaleti aldım. Etek boyunu yaptırmaya gideceğim yine oraya ve biliyorum ki işimi kolaylıkla halledecekler.

O cadıya gelince, dilerim bana satmaya çalıştığı o elbiseyi ve diğer tüm elbiselerini,gelinliklerini satamaz...Hazırlar da hepsi elinde patlar, tek kişi almaz...
Bereketsiz, kendi suratı ve tavrı gibi meymenetsiz,aksi,kötü niyetli insanlarla karşılaşır ve zarar eder…

Ben kolay kolay kimse için kötü söz söylemem, kavgada bile söylemem ama bu cadı hepsinin en alasını hatta çok daha fazlasını hak etti…



25 Şubat 2011 Cuma

"Küçük Mutluluk Dersleri Vol.8"


Sanırım çıtır çıtır felsefe dizisinin "Mutlululuk ve Mutsuzluk" kitabını okurken not almışım bunları...Çok güzel bir seri ve o seriden çıkan çok iyi bir kitaptır, herkese şiddetle tavsiye ederim. Hem kısa, hem illüstrasyınları harika, hem öz hem de cebinizde çantanızda rahatlıkla taşıyabileceğiniz, altını çizip çizip okuyup gülümseyebileceğiniz cinsten.
Anı yaşayın diye bas bas bağırıyorum ya işte bir kaç örnek;

Meral iş buldu, ilk maaşını aldı ve en sonunda hayatını kazanabildiği için kendini mutlu hissediyor ama içinden geçen cümle şu;
"Ödemek zorunda kalacağım vergiler, tam bir kabus!"

Can, hayatının en güzel günün yaşıyor, bugün Yasemin'e evlenme teklif etti ve olumlu yanıt aldı.Bugün mutluluk dolu bir gün ama..
"Ya bir gün boşanırsak???"

Anabel, bebeğini emziriyor, ikisi de çok iyi, sağlıklı.Tam bir mutluluk anı.
"Ama..ya bebeğim hastalanırsa.."

Cem büyükannenin evinde ve büyük bir yastık savaşı var, herkes bir arada olmaktan çok memnun.
"Ama ya pazartesi sabahı yapılacak dilbilgisi sınavından çakarsam?"

İşte bu örnekler,çocuklara ve biz yetişkinlere dair ufak pasajlar.
Hayatımızda en sık karşılaştıklarımızdan...hepimizin günde bir kaç kez aklından geçirdiklerinden.
Anı yaşamadığımız için mutlu olmayı da beceremiyoruz.

Siz en iyisi şu "ya sonra?"ları atın hayatınızdan...

23 Şubat 2011 Çarşamba

"Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı"







Görme özürlülerin okumasını sağlamak


Görme özürlü okurum Sevgi Bulut’tan aşağıdaki e.postayı aldım.
Okumanızı isterim:

“Sayın HIZLAN.

Nasılsınız?

Sizle beni çok mutlu eden bir güzel olayı paylaşmak istiyorum.

Önümüzdeki hafta vergi haftası olarak kutlanacak. Uşak il defterdarımızın büyük çabalarıyla kurumumuzda sesli kitap okuma kampanyası başlatıyoruz.

Gönüllü mesai arkadaşlarımız bilgisayara kitap okuyacaklar ve okunan kitapları görme engelliler kütüphanesi olan Boğaziçi Üniversitesi bünyesindeki görme engelliler teknoloji eğitim merkezine göndereceğiz. Bu kütüphaneye üye olan görmeyenler de kendilerine verilen şifre ile internetten istedikleri kitabı bilgisayarlarına indirip dinleyebilecekler. Zaten söz konusu sesli kütüphane eser yönünden çok zengin. Her ay yeni kitaplar okunup sesli kütüphanede hizmete sunuluyor.

Ben bu çalışmayı sizle paylaşmak istedim.

Saygılarımla.

Sevgi Bulut.”

TÜRKİYE GÖRME ÖZÜRLÜLER KİTAPLIĞI

TÜRGÖK (Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı), ‘Ses’ temalı bir öykü yarışması açtı.

Yarışma yönetmeliğinden bir bölümü, katılımcılar için yazıma aldım.

Türkiye’nin ilk ve tek görme özürlüler kitaplığı (TÜRGÖK) mart ayında kutlanan Kütüphane Haftası kapsamında geleneksel olarak görme özürlüler arasında bir öykü yarışması düzenlenmesine karar vermiştir.

İlk kez gerçekleştirilecek olan bu yarışmada ana tema ‘Ses’ olarak belirlenmiştir.

TÜRGÖK tarafından Kütüphane Haftası nedeniyle gerçekleştirilecek olan ‘Öykü Yarışması’ için son başvuru tarihi 22 Nisan 2011 olarak belirlenmiştir.

Kazanan öyküler Mayıs’ın 2. haftasında ‘Engelliler Haftası’ içerisinde duyurulacaktır.

Yarışma ödülleri aşağıda belirtilmiş olup, ayrıca dereceye giren ve yayınlanabilecek kalitedeki öyküler TÜRGÖK tarafından kitaplaştırılacaktır.

Yarışmaya katılım Türkiye ve yurt dışındaki tüm görme özürlülere açık olup, yaş sınırlaması yoktur.

* * *

GÖRME özürlülerin edebiyatı öğrenmesi açısından gerçekten çok önemli iki girişim. Onların dünyasına da bizim dünyamıza zevk veren unsurları katmak için elimizden geleni yapmalıyız.

* * *

Ayrıntılı bilgi almak isteyenler, aşağıdaki adrese başvurabilirler:

TÜRGÖK - Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı
Gürsel Aksel Bulvarı No. 35/Z Üçkuyular / İZMİR


22 Şubat 2011 Salı

"Küçük Mutluluk Dersleri Vol.7"


Geçtiğimiz gün markette kasa kuyruğunda beklerken arkamdan bir kadın seslendi kasiyer kıza,"şu ürünlerin indirimi devam ediyor mu? "
Kız işini yapıyor gayet sakin ve konsantre ama cevap vermedi.
Kadın bir kez daha sordu bu sefer sesini yükselterek,
Kasiyer kızdan yine ses çıkmadı.
Etraftan bir uğultu yükseldi, kadın bağırdı "sağır mısınız ya, neden cevap vermiyorsunuz, bu ne saygısızlık!" diye.
Kız kadına baktı, işaret diliyle bir şeyler anlatmaya çalıştı, kulaklarını gösterdi.

Sağır ve dilsizdi.
Bu bir tavuk suyuna çorba hikayesi değil,
Birebir tanık olunmuş bir an, bir fotoğraf karesi hayatımdan.

Her an etrafınızda olan biten bir şey belki de, hani şu saatinize bakarken, cep telefonunuzu kurcalarken, koştururken kimseleri fark etmeyip yanından geçiyorsunuz ya, işte öyle bir an.
Hayatın hızı içinde kaybolurken insanları, durumları gözlemlemeyi unutuveriyoruz ne yazık ki, oysa o gözlemlerde ne hayat dersleri gizli.

Anların kıymetini bilin, insanları gözlemleyin, çevrenizi gözlemleyin.
Hayat bize her an fırsatlar sunar, birincisi ne kadar şanslı olduğumuzu göstermek içindir(eğer görebiliyorsanız) ikincisi ise bir insan bizden daha şanssız durumda ise onlara yardım etmemiz, ellerinden tutmamız, imkanımızı paylaşmamız içindir.

Kimseye acımayın, kimseyi küçük görmeyin, kimseyi anlamadan yada dinlemeden yargılamayın.

Ani tepkiler, ani kararlar, önyargılar yalnızca içinizi acıtır, hayat kalitenizi düşürür. Engeli olan bir insana iş imkanı sunmak, paketini taşıyamayan bir insana yardım etmek, bir adres soran adama yolu tarif etmek de sizi mutlu eder. İmkanınız varsa bir çocuğu da okutabilirsiniz tabii ama birine yardım etmek için zengin olmanız ya da çok sağlıklı olmanız, her şeyin çok yolunda olması gerekmez. Ertelemeyin yeter ki, isteyin ve uygulayın,

En küçük iyilik, en büyük iyilik yapma düşüncesinden çok daha faydalıdır bunu sakın unutmayın...

21 Şubat 2011 Pazartesi

"Fesatlık"



Bazı insanlar vardır, hüznünüzü ya da sorunlarını paylaştıkları gibi mutluluğunuzu da paylaşırlar. Sizi önemserler, mutluluğunuzla mutlu olurlar...

Malumunuz sözlendikten sonra epey insanla konuştum, tebrik telefonları, tebrik mesajları aldım, hayırlı olsun ziyaretlerine gelenler oldu. İnsanların ses tonundan, konuşmalarındaki içtenlikten, gözlerimin içine bakmalarından ne kadar mutlu oldukları, sevincimi paylaştıklarını anlamak hiç de zor olmuyor şüphesiz..
Ama fesat ve kıskanç düşünceleri de anlamam bir o kadar kolay inanın bana, hele samimiyetsizliği anlamak...

Ailemin yakınlarında olan,kan bağımızın olmadığı ama arkadaşlık seviyesinde görüşmek durumunda kaldığımız birileri hayırlı olsuna gelmek istedi, onları görmek istemediğim için, canımı sıkacaklarını bildiğim için evde bulunmak istemesem de maalesef karşılaşmak durumunda kaldım.

Bir insan sözlendiğinde ona ne dersiniz?

a.Mutluluklar, tebrikler
b.İyilikler ve güzellikler
c.Kişiyi merak edip bir kaç soru sorulabilir.
d.Nerede tanıştınız vs..
e.Hepsi

Bu kişiler için bu seçeneklerin hiç biri geçerli değil ne yazık ki...
Bana sordukları ilk soru şu oldu : Pırlanta yüzükle mi evlenme teklif etti?
Ve diğer sorular...Nişanda ne takacaklar? Düğünce ne takacaklar? Alyansın nasıl? Ne kadar kazanıyor? İyi mi kazancı? Ve ailesinin şekilleri, biçimleri, tipleriyle ilgili içimi bayıltan, canımdan bezdirten diğer pek çok soru...

Kendileri şöyle yaparmış, böyle yaparmış, ince eler sık dokurmuş, vs vs..
Sanki ben 20 yaşında önüme ilk çıkan erkekle evleniyormuşum gibi..29 yaşında genç bir kadının kendi hayatını devam ettireceği erkeği seçerken bu sorulara bakarak mı değerlendirme yapacağını zannediyorlar acaba?
Maddiyat bir yere kadar önemlidir ve benim düşüneceğim bir konudur, ne taktıkları ve takacaklarına gelince, maddi durumu çok çok iyi olan bir insanın bunu sorması ve adeta bana takılanlarda gözlerinin kaldığını hissettirmeleri de acınası bir durum olsa gerek.

Bazı insanlar hayatın anlamını keşfeder, ama 30 yaşında ama 50 yaşında ama 70 yaşında...
Bazıları ise hep arar durur, başkalarını incitmek, onları kıskanmak, varyemez olmakla bir yere geleceklerini sanır, her şeyi saklar, üzerini örter, paylaşmaz.Üstelik paylaşmadığı gibi sizinkinde de gözü kalır ve hayatlarını bu şekilde geçirip giderler.

Sorarım onlara bugüne kadar ne yaşadınız?
Nereleri gezdiniz Dünya üzerinde?
Kimseyi umursamadan,kendinizi kasmadan, etrafınızfakilerle onun saçı bunun elbisesi diye alay etmeden, rahatça vakit geçirebildiniz mi?
Öldüğünüzde cenazenize kaç kişi gelip, arkanızdan çok iyi insandı diyecek?
Sizi mutlu ve iyi hatırlayacak kaç kişi olacak?
Kaç insan size yaptığınız iyilik için dua etti bugüne dek?
Kaç insanın zor anında ona yardım ederek duasını alıp mutluluğunuz paylaştınız ve bunu anlatmayarak sadece sizin aranızda kalmasını sağlayarak onları rencide etmediniz?
Sizi mutlu gününde gerçekten yanında görmek isteyen kaç kişi var?
Sözlerinizle yaralamadığınız, canını sıkmadığınız, hayatlarını didikleyerek üzdüğünüz kaç insan var acaba?
Valeler arabanızın kapısını açıyor, lüks mağazalar sizi kapılarda karşılıyor, villalarda oturuyorsunuz.

Peki sizi seven kimse var mı? Karşılıksız, içten, yürekten...

Bir kişi, tek bir kişi bile olduğunu sanmıyorum.
Maddeselliğe değer veren tüm bu insanlara üzülüyorum, hayatın önemini ve güzelliğini keşfedemeden dünya üzerinde sadece vakit geçiriyorlar,
Sadece maddeselliğe takılıp, tüm güzellikleri ve insanı insan yapan merhameti, paylaşmayı, içtenliği, güleryüzü, yardımlaşmayı pencerelerinin dışında tutan insanlar yaşadım demesinler lütfen.
Böyle bir zihniyete sahip olup da nefes almak, “yaşamak” değildir bence...









11 Şubat 2011 Cuma

"söyle bana aceleci tavşan, şu hayat dediğimiz şey masallardaki gibi midir?"



Çocukken, Alice Harikalar Diyarı'nda masalını dinlediğim ilk günden beri, rüyamda Harikalar Diyarı'na gitmek ister,her gece uyumadan önce Tanrı'ya bunun için dua ederdim.
Zannederdim ki o dünya gerçek ve ben orada mutlu olabileceğim.

Sonraki zamanlarda da şu minik mavi yaratıkları yani şirinleri ağaçların,yaprakların arasında aramaya kalkıştığım olmuştu, iyi bir çocuktum ve şirinleri görebileceğime inanırdım.
Ne harikalar diyarına gittim ne de şirinlerle tanıştım ama o günkü saf çocuğu bir kaç yara bere iziyle de olsa,aynı çocuk ruhuyla bugünlere taşımayı başardım.
Yaşadığım onca olumsuzluklardan sonra bile içim hala kıpır kıpır, hala neşeliyim ve hala umut yüklüyüm.

Büyüdüğümü hiç düşünmüyorum, 29 yaşıma gelmiş olsam da, evliliğe yaklaşmış genç bir kadın olsam da hala çocuk ruhuma çok iyi bakıyor, dış dünyanın tüm kötülüklerinden koruyorum onu.Çıkarcı, asık suratlı, bencil, ikiyüzlü insanların ona erişmesine izin vermiyorum.
Yeni bir hayata adım atarken de içimdeki çocuğu benimle birlikte o hayata doğru sürükleyeceğimi biliyorum...

Evlilik deyince, yoğun, koşturmacalı, hızına yetişemediğim günler ardı arkasına ilerliyor.

Yazmak istiyorum ama vakit bulamamanın sıkıntısını yaşıyorum.
Bu hafta yapacağım pek çok şey ise grip salgınından payımı almamla birlikte ertelendi, hatta hala zonklayan sinüslerim ve çıkamayacağını bildiğim ama hala ameliyatla ilgili fırsatım olamayan 20'lik dişimin faaliyetiyle birlikte gül gibi geçinip gidiyoruz diyebilirim!

Heyecanlı günler geçirdim, aileler buluştu, çiçekler, gümüş tepsilerde çikolatalar geldi, kahveler pişirdim, isteme işini tamamladık, söz kestik,fotoğraflar çekildi, lezzetli pastalar yenildi,güldük, sohbet ettik, unutulmaz ve güzel bir gün geçirerek evlilik yolunda ilk adımımızı attık.

Parmağımdaki yüzüğe bakıp bakıp gülümsüyorum şimdi, fotoğraflara bakarken de kalbim daha hızlı atıyor sanki, içim ferahlıyor, bunca koşturmaca, zonlayan kafam bunların hiç biri beni üzemiyor inanın.

Sözlenmekle kalmadım, bu arada bir de işimi değiştirdim biliyorsunuz. Senelerdir her türlü psikolojik işkenceye maruz kaldığım, sabır taşı olsa çatlar dediğim kurum, "eski işyerim" oldu artık...
Çok yakın bir zamanda yeni işyerime yeni karıncalarım ve yeni iş arkadaşlarımla birlikte yepyeni bir adım atacağım.

Hayatım kökten değişiyor, sanki her şey senelerdir bekledi ve aynı anda aynı vakti buldu gibi:)

Bunları yaşamak güzel, hep iyi yönlerinden yakalamak ve güzel yönlerini görmek gerek hayatın.

Mutluluk derserinde sizlere de anlatmaya çalıştığım gibi, hep istemek ve iyi düşünmek bu işin en önemli kuralı.
Olumlu bakar ve yürekten inanırsanız mutluluğu ve masalları aramakla vakit kaybetmez, başkalarının masallarına imrenmez, kendi hayatınızın masalını kendiniz yazarsınız... ;)




10 Şubat 2011 Perşembe

"Ayşe Özyılmazel'in tavsiyesiyle Haftanın Blogu : Ful Yaprakları!"

Ayşe Özyılmazel'in "haftanın blogu" köşesinde ben varmışım bu hafta.
Canım blog arkadaşlarım bana haber verdiler,hepsine çok teşekkür ederim,




http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Yazarlar/ozyilmazel/2011/02/04/haftanin_blogu_ful_yapraklari

Haftanın blog'u: Ful yaprakları
Bu hafta ne moda, ne tasarım, ne yemek. Bu hafta blog'lar arasından sizin için genç bir kadının hayatını seçtim... Ful yaprakları ile tanışın istedim. Onun dünyasına girin, onunla tanışın dedim. Benim ilgimi çekti, belki siz de sürekli takibe alırsınız.

Bakın nasıl anlatıyor kendini: "Biz zamanlar ful yaprakları adında bir çiçek kız vardı. Saçları tuhaftı. Bir tutamı domates kırmızısı, perçemleri havuç rengi, kalanlarsa ahududu şerbeti gibi kızıldı. Pembe gözlükleriyle dünyayı ve insanları koşulsuz sevmeye kararlıydı ama gerçekleri görmesi zaman almadı. Canını yakanlardan kurtulmayı denedi, doğrulup toparlandı, gözyaşlarını sildi ve aynaya baktı. Gülümseyerek kendine bir söz verdi. Çiçek kızın hayattaki serüveni her daim taptaze ve rengarenk olacaktı..." İşte blog adresi: fulyapragi.blogspot.com


EMEĞE SAYGI

Internet-Gazete-Dergi ve her türlü basılı yayın için geçerlidir : Yazılarımdan ismim ve adresim link gösterilmek suretiyle alıntı yapılabilir. İzinsiz emek hırsızlığı durumunda hakkımı "hukuki çerçevede" sonuna kadar arayacağıma emin olabilirsiniz.Emeğe saygı gösterdiğiniz için teşekkürler!