Fotoğrafım
Turkey
Bir zamanlar ful yaprakları adında bir çiçek kız vardı.Saçları tuhaftı.Bir tutamı domates kırmızısı,perçemleri havuç rengi,kalanlarsa ahududu şerbeti gibi kızıldı.Pembe gözlükleriyle dünyayı ve insanları koşulsuz sevmeye kararlıydı ama gerçekleri görmesi zaman almadı.Canını yakanlardan kurtulmayı denedi, doğrulup toparlandı,gözyaşlarını sildi ve aynaya baktı. Gülümseyerek kendine bir söz verdi.Çiçek kızın hayattaki serüveni her daim taptaze ve rengarenk olacaktı... İletişim : fulyapraklari@hotmail.com

değer verenler

24 Ağustos 2011 Çarşamba

"terapi"




İş yerinde çok ağır bir sorumluluğun altındayım.Ezildim, büzüldüm, karıştım,panikledim.

Öyle ki burada yazsam yok artım dersiniz, pes..Ama yazamıyorum işte detayını.

Sıkıldım epey, suratım allak bullak, isteksizim.Kendi kendimi motive etmeye çalışarak "olduğu kadar" diyorum...

Peki buna inanabiliyor muyum?

İşte onu bilemiyorum.

Saat 11.00 olmuş daha kahvaltımı bile edemedim desem...

Ofisim hala tadilatta ve ben elimde dev bilgisayar kasamla monitör arıyorum!

Her birim arı gibi çalışıyor, kimsenin odası yok doğru dürüst, bilgisayarımı bağladığım yerden sökmüşler..ben de sinirlenip klavyemi de aldım çıktım odadan.

Bir birimin kullanılmayan odasını açtırdım ve kasayı söküp bendeki kasayı bağladım monitöre..

Müdürümün henüz haberi yok buraya bilgisayarımı kurduğumdan, belki de derhal çıkın odadan diyecek ancak bunca hengamede işlerimi nasıl yapmamı bekliyorlar onu anlayamıyorum...

Kendi göbeğimi kendim kesiyorum resmen!

Her iş yeri bana yeni bir cinnet deneyimi.

Sonuç: Bu memlekette adam gibi bir iş yok.

Hayatın ne kadar boş olduğunu düşünürsem eğer şu an istifa edip çantamı alıp çıkasım var, gerçekten çok sıkıldım ve sabretmeye pek de halim kalmadı.

Kendimi yavaş, beceriksiz, asalak bir kaplumbağa gibi hissediyorum.Kafamı kabuğumun içine sokasım ve orada uyuyasım var.

Eğer ofisime geçemezsem ne olacak onu da bilemiyorum.

Sadece hayatın çok kısa ve saçmasapan olduğunu düşünüp bütün bu durumun ne kadar anlamsız ve üzülmek için gereksiz olduğunu hissetmeye ve buna inanmaya çalışıyorum.

Hayat kısa evet, bunu sık sık tekrar etmeli.

Biz koskoca evrende minicik zerreleriz..bunu da şöyle bir gözünün önüne getir.

O halde derin derin nefesler al ful, eğer varsa git hemşireden bir kaşık "atarax" iste bir de..yakında "atarax"şişesini küçük bir şişeye doldurup iç cebimde taşımaya başlarsam şaşmam!

Sonra midenin ağrısı, bulantısı geçerse ve yemekhanede iyi bri yemek varsa iyi bir öğle yemeği ye,şöyle bir 5 dakika dolaş açık havada kendine gel,

Git müdürüne bir odayı işgal ettiğini, başka türlü iş yapamadığını, oturacak bile yer olmadığını anlat ve o odayı alabilmek için onun yüce merhametine sığın (!)

Sonra işlerini yap güzelce, maillerini kontrol et,

Her şeyi yoluna koymaya bak, işlerin hepsini bitir,

Akşam olsun evine dön ve esas hayatına başla.

Şu sürekli sızlayan burnunun direği ve haksızlığa, saçmalığa tahammül edemeyen damarını ise susturmaya bak.



Hayat kısa unutma,

Ve tüm bu olanlar aslında berbat birer anı hepsi bu.

Sen zevk için, mesleğini sevdiğin için ve karıncalar için çalışıyorsun bunu sakın unutma!
Aldığın maaş zaten orta karar, hayatınızı kurtarmıyor.
O yüzden istediğin an bırakıp gitmekte özgürsün...İşte bu son cümleler beni biraz olsun rahatlatıyor...

P.S.
Yazıyı yayınladığım anda kapıda 2 adam belirdi, dediler ki bilgisayarı sökeceksiniz başka sistem kuracağız buraya, bizim çalışmamız lazım..ben de çalışacağım dedim ama gülümsüyorum artık,gözüm seğirecek sinirden.
En sonunda çıkacağım bahçeye, ortaya orturacağım, elime de alacağım bir pankart! İşte çalışacaksam oda ve bilgisayar istiyorum diye:)
Nedir bu rezillik anlamadım ben ya...
Ey "atarax" sana muhtacım,beni ancak sen kurtarırsın!




17 Ağustos 2011 Çarşamba

"Şifa"


Önümüze bir engel yada bir hastalık çıktığında ilk sorumuz, yoğun bir isyan eşliğinde şu oluyor : “Neden ben?”.

Bu soruyu sormadan, durumun içinden nasıl çıkabileceğimize bakmalıyız aslında..

Pek çok engeli aşabilen, güçlü, iradeli insanlar tanıdım, kitaplarını okudum,televizyonda hikayelerini izledim.

Ben de 29 yaşımda olmama rağmen yığınla hastalıkla uğraştım bu yaşıma kadar ve hala kronikleşen bir sürü sorunla uğraşıyorum...
Ama insan ne kadar kendini şartlasa da, başına geldiğinde “neden” diye soruyor işte..

Ailemden çok yakın bir akrabam “akciğer kanseri”ne yakalandı ve bir süredir tedavi görüyor.

Beni zamanında pek üzmüş, aileme zor günlerde faydası dokunmamış,çok yakınım olduğu halde hep mesafeli durduğum biri olsa da onu kaybedebileğimi düşünme fikri bile hem beni hem de ailemi derinden sarstı..

Şüphesiz hasta olan kişi kadar, ailesi de yakınları da çok etkilendi bu durumdan, evlerin düzeni tamamen değişti, moralleri yıkılıdı, işleri düzensizleşti, şaşkınlık, gerginlik ve üzüntüyü derinden yaşıyorlar.
Şansı şu ki imkanları çok yerinde, bu nedenle hastalığın tedavisi ve ameliyatlar için yurtdışından ünlü profesörler getirildi, çok iyi imkanlarla bakıldı ve bakım-kontroller hala devam ediyor .

Bu durumu görünce Allah’ım bizi hasta etme, bizim maddi imkanımız bunu kıyısını bile karşılayamaz dedim kendime...Ama onu öyle gördükçe hastalığına,yaşadıklarına,kemoterapinin yan etkilerine, acısına içten içe çok üzüldüm, gece rüyalarıma girdi, nefes alamadım.

Çünkü bir insan bana ne kötülük yaparsa yapsın asla onun ölümünü istemem, benden-sevdiklerimden sonsuza dek uzak olsun isterim ve Allah’ından bulsun derim, o kadar...

Sözüne ettiğim bu yakın akrabamın rahatsızlık haberini aldığım ilk bir kaç hafta boyunca, ölüm gerçeğiyle yüzleşmek istemedim. Tedavi adına iyi haberler alınca sevinsem de, bir anda herşeyin tepetaklak olabileceğin bildiğim için susarak kendimi akışa bırakmaya çalışıyorum.

Hayatın ne kadar kısa, ne kadar dengesiz ve boş olduğunu gördükçe hala hak yiyen, ceplerine para dolduran, yedi sülalesine yetecek miktarı istifleyen, şuursuzca sadece kendisi için alan, yardım etmeden, paylaşmadan yaşayan, cebi doluyken sizin üç kuruşunuza ağzı sulanan,hırs küpü,amaçsız,okumayan, bilmeyen, merak etmeyen, kof insanlara hayretle bakıyorum.

Dünya dönüyor bugün ama yarının garantisi var mı ?Sorarım herkese..

O yüzden kalp kırmadan, hor görmeden yaklaşalım sorunlarımıza ve gülümseyerek karşılayalım hayatımıza giren tüm insanları, yıkıcı değil yapıcı olalım, iyi enerjimizi ve karşılık beklemeden içten sevgimizi sunalım.

Tüm hastalara şifa, güç ve moral diliyorum bolca..

İyi enerji ve kudret daima yanlarında olsun...


16 Ağustos 2011 Salı

"Renklerin Dili : Mavi"


Arapça "ma" su anlamına gelmektedir. Mavi sözcüğü Arapça "su gibi" anlamına gelen Ma'i sözcüğünden Türkçe'ye geçmiştir. Kaşgarlı Mahmut'un 1073 yılında Araplara Türkçe öğretmek için yazdığı sözlük olan Divân-ı Lügati't-Türk adlı yapıtında Mavi sözcüğü Çaqır (çakır) ve Gök (kök) olarak geçer. Yani mavinin Türkçesi olarak Çakır ya da Gök sözcüğü kullanılabilir.


Mavi yeryüzünde en çok karşımıza çıkan renklerden biridir. Gökyüzü ve denizler buna en güzel örnektir. Mavi gökyüzü ve deniz; özgürlüğü, huzuru ve sonsuzluğu ifade eder. Mavi renk durağan ve çok göze batmayan bir renk olduğu için özellikle arka fonlarda kullanılabilir. İnsana rahatlık ve huzur veren, dinlendirici bir renktir. Mavi rengi seven insanlar genellikle sakin, düzenli, güvenilir, sadakat sahibi, barışçıl ve içe dönüktür.
İnsanı sakinleştirici etkileri vardır. Bu nedenle, bazı okullarda mavi renk kullanılmaktadır. Dinlenme mekanları ve yatak odası için de uygundur.
Sakinleştirici etkilerinden dolayı çalışma mekanlarında kullanılmamalıdır.

Mavi renk, gözleri ve sinirleri rahatlatır. Göz hastalıklarına ve stres, sinirsel baş ağrısı ve migrene karşı faydalıdır. Guatr, boğaz ve bademcik ağrısı gibi boğaz hastalıklarında mavi renk tedaviyi destekler. Kızamık, boğmaca gibi çocuk hastalıklarında etkilidir. Diş çıkaran çocukları rahatlatmaya yardımcı olur.
Sakinleştirici ve kan akışını yavaşlatıcı etkileri ile tansiyonu düşürür. Bu özelliğinden dolayı yüksek tansiyonda ve ateşli hastalıklarda faydalıdır. Mavi çok yoğun olarak ya da koyu tonlarda kullanılırsa insana sıkıntı verebilir. Açık mavi ise buzu çağrıştırır ve insanda soğukluk ve yalnızlık hissi uyandırabilir. Mavi güvensizliğe, aşırı duygusallığa ve tembelliğe neden olabilir. Bundan dolayı, karamsar kişiler için uygun bir renk değildir.

Mavinin Şifası

Zihinsel ve Duygusal Özellikleri (Tamamlayıcı rengi: Turuncu)

Mavi renk,derin ruh dünyasını ve sonsuzluğu ifade ederken sakinliği,güven ve sadakat duygusunu sembolize eder.Yeteneğin,güzelliğin,barışın,sevginin,şifanın ve görev bilincinin rengidir.Mavi tedavi edicidir.Onur ve gurur yükler.
Diğer taraftan mavi, sürekli bir arayış içerisindedir.Şüphe,güvensizlik ve yetenek eksikliği bu rengin olumsuz yönleridir.Kozmosun rengi olan mavi,insanı gerçekleşmesi mümkün olmayan hayallere de sürükleyebilir.Bu sebepten ötürü kendi özgüveni olmayan,aşırı duygusal karakterler de yaratır.Mavi insanlar,tekdüzeliğe alıştırabilecek özelliğe sahiptir.Mavi durgun, ağır ve soğuk bir kişilik de oluşturabilir.
Mavinin sakinleştirici ve dinlendirici özelliği olduğu gibi yüksek nabız,hipertansiyon ve ateşli hastalıklarda tedavi için kullanıldığında iyi bir şifacıdır.Bir başka deyimle kırmızının panzehiridir.Adet kanamaları ve adet sonlarında hanımlar bu rengi denge için kullanabilirler.

Giyimde Mavi

İç huzuru bulmak ve sakinleşmek istediğiniz zamanlarda kıyafetlerinizde mavi rengi tercih etmelisiniz. Psikolojik sıkıntıları olan kişiler ve iletişim sorunları yaşayanlar kıyafetlerinde mavi renkten faydalanmalılar. Strese ve içsel sıkıntılara çok iyi gelen mavi renk çevredeki insanların üzerinde de sakinleştirici etki yapacaktır. Psikolojik sıkıntıları olan kişiler ve iletişim sorunları yaşayanlar kıyafetlerinde mavi renkten faydalanmalılar. Strese ve içsel sıkıntılara çok iyi gelen mavi renk çevredeki insanların üzerinde de sakinleştirici etki yapacaktır.

Kültürde Mavi

Azurro, İtalya'nın ulusal rengidir. Açık mavi bir rengi vardır.

Mavi, Hindistan'ın ulusal spor rengidir. Laikliği temsil eder

Mavi rengi, çevresi okyanusla veya denizle çevrili ülkelerin bayraklarında kullanılır (örn. Avusturalya).

Mavi, beyaz ile birlikte Somali, İskoçya, Finlandiya, Guatemala, Honduras, Yunanistan, İsrail, Nikaragua gibi ülkelerin ve Birleşmiş Milletler'in bayraklarında barışı temsil etmek amacıyla kullanılır.

Mavi, sarı ile birlikte İsveç, Kazakistan, Ukrayna, ve Barbados ülkelerinin, yeşil ile birlikte Brezilya'nın, kırmızı ile birlikte Kolombiya, Venezuela, Ekvador, Çad, Romanya, ve Moldova ülkelerinin bayraklarında kullanılır.

Türkler genellikle bayraklarında mavi ve mavinin tonlarını kullanmışlardır. Göktürk bayrağı, Gagavuz bayrağı, Azerbaycan bayrağı, Kazakistan bayrağı, Doğu Türkistan bayrağı, Irak Türkmenleri (Türkmeneli) bayrağı, Hazar Devleti bayrağı, Büyük Selçuklu Devleti bayrağı, Karamanoğulları bayrağı, Akkoyunlular bayrağı, Kazak Hanlığı bayrağı, Türkistan Milli Devleti bayrağı İdil Ural Devleti, Altay, Balkar, Başkurdistan, Karaçay, Kalpakistan, Taymir, Tuva, Yakutistan gibi tarihi ve çağdaş Türk devletlerinin bayraklarında mavi ve mavinin değişik tonlarının olduğu görülmektedir.

Yahudilik'te mavi; mavi gök ve denizin rengi olduğundan tanrısallık vasfını simgeler.






"Ev işleri kabus mudur?"





Farklı bir gözle bakıyorum hayata.
Ruh halim, bedenim, bakışlarım, duruşum, kısacası hayatım kökten değişiyor.
Son bir yıla baktığımda çok fazla yol katettiğimi görüyorum.
İliklerimde hissettiğim duygu artık bambaşka.
Hele ki eski yazılarımı dönüp yeniden okumaya başladığımda daha da fazla değişime uğradığımı fark ediyorum.
Gelişiyorum, büyüyorum, dönüşüyorum, tanımaya çalışıyorum yeni ben’i.

6 ay once 3 senedir çalıştığım işyerimden ayrılıp başka bir işyerinde çalışmaya başladım. İş ortamım, arkadaşlarım, mekanım tamamen değişti.Yeni bir alan, yeni bir başlangıç ve yeni deneyimleri getirdi beraberinde.

Ardından 1,5 ay once evlendim sevdiğim adamla…

Evim aileme yakın oldu.
Bu benim taşınma, yerleşme ve evime uyum sürecimi büyük ölçüde kolaylaştırdı.
Onların bana yakın olduğunu hissetmek, 29 senelik alışkanlığımı nasıl bırakacağım korkusunu sindirdi, anne şefkatiyle saçım okşandı sanki, sakinleştim.


Evimi severek kiraladım, odalarını, mutfağını, banyosunu çok sevdim ve şimdi daha da çok seviyorum.
Sıcak (yazın fazlasıyla), keyifli ve büyük bir ev.
İstediğime yakın şekilde döşedim ama eksiklerim var hala. Onları da zamanla karşıma çıktıkça almayı planlıyorum.
Ruh halimi sorarsanız genelde çok mutlu ve huzurlu, bazen de yorgun-gergin ama istekli bir “ben” de gidip geliyorum.

Bekarken yaşadığınız hayattan çok daha farklı bir şey evli olmak.

İlk başta sırtınıza binen ağır sorumlulukla yüzleşiyorsunuz, sonrasında da düzeni sağlamak, devam ettirmek ve öylece muhafaza etmek durumunda kaldığınız gördükçe ufaktan panikliyorsunuz.


Evin akışı, akşam ne yiyeceğiniz, dolapta kalan yiyeceklerin akıbeti, temizlik, kirlenen çamaşırlar, ütü isteyen pantolonlar, içinde yemek pişeceği için bir an once yıkanması gereken tencereler, kirlenen lavabolar, ovulması gereken küvet, astığınız ve toplanması için vaktinin gelmesini beklemekten kuruyup katur kutur olmuş çamaşırlar, dağılan salon, kirli bardaklar, ortada duran bir notebook, yerlerde saçılı giysiler :)

Eğer bir kaç gün eve bakamaz durumda olursanız ev aynen bu hale geliyor..ben henüz bu kadar vahim duruma getirmeden kıyısından köşesinden döndüm ama yine de kıyıdan döndürmek bile çok çaba istiyor ve yoruyor beni..

Bekarken ev işleriyle aramın hiç iyi olmaması, annemin çok düzenli ve temiz bir kadın olmasının payı bunda büyük elbette.Ev işlerinde ve yemeklerde teori var ama pratik yok işte, o da yaşadıkça olacak diye düşünüyorum.

Mesela dün bir ıspanaklı tepsi böreği yaptım, bir çerkez tavuğu yaptım parmaklarınızı da yersiniz o kadar iyi oldu, pişirdiğim diğer yemekler de mutfakta yeni olmama rağmen çok iyi oluyor, tuzunu –şekerini az ya da çok koyarım altını yakarım, içini çiğ bırakırım diye korkularım vardı ama hiçbirini yaşamadım henüz çok şükür!

15 günde bir gelen bir yardımcımız var, evimi köşe bucak iyive temizliyor, ütümü yapıyor sağolsun, ben de yemek, çamaşır, bulaşık kısmıyla ilgileniyorum ama inanın o bile benim mini mini vücudumu yormaya yetiyor.

Yani işyerinden yorgun gelip üzerine ev işi de yapınca bu bedeninizin canına okuyor(muş) bunu da fark etmeye başlıyorum ve Ruh halinime de yansıyor kuşkusuz…
Tüm bunlara eşiniz de tanıklık ediyor, her anınız, her davranışınız, her mimiğiniz gözler önünde.. Kendinizi de tanıyorsunuz, eşinizi de, eşiniz de sizi tanıyor doğal olarak. Bu çok keyifli ve iyi bir süreç ama karşılıklı anlayış da istiyor.

Ben bu aralar biraz huysuzum mesela, duygusal gelgitler yaşıyorum, sinirlerim zayıf, izin alamadığım için yorgunluğum zorluyor beni, üzerine evde de yorulunca arıza çıkartabiliyorum. Bu yüzden dün biraz fazla arıza yaptım, gergindim, sanırım eşimi biraz üzdüm ama sağolsun beni anlayışla karşıladı,yarın da o bunu yaşayabilir ve ben ona aynı anlayışı göstermeliyim yoksa mutsuz oluruz.

İnce çizgilerimizden çıkmamalıyız asla..bunun farkına vardığımız sürece işler yolunda gider zaten.

Yepyeni bir hayatım var artık benim, evlendiğim için de mutluyum..Bunu laf olsun diye söylemiyorum gerçekten çok mutluyum..

Alışma sürecini de başarıyla atlatırsam iyi bir not almaya hak kazanacağım sanırım :)

Yemek tarifleri yayınlamaya başlarsam şaşırmayın ve ev işlerini pratik hale getirmeyle ilgili deneyimlerinizi ve tavsiyelerinizi lütfen benimle paylaşın, şiddetle ihtiyacım var bunlara.

Pratik yemekler, püf noktaları, ev işlerinde kolaylık sağlayan ne varsa hepsiyle ilgili yeni şeyler duymaya açığım…



15 Ağustos 2011 Pazartesi

"Bu takılar yenmiyor!"


Sabah ntvmsnbc'nin Internet sayfasında dolaşırken gözüme çarpan bu harika tasarım takıları paylaşmak istedim.


Herbirinden birer ısırık alasınız geliyor :)










10 Ağustos 2011 Çarşamba

"S.O.S."


Herkesin hayatta şanslı olduğu konular vardır.
Kiminin işte, kiminin aşkta, kiminin sağlıkta şansı boldur…
Çok şükür genel anlamda şanslı olduğumu söyleyebilirim ama konu iş olunca üzülerek aynı şeyi söyleyemiyorum.

Üniversiteden dereceyle mezun olduğumdan beri sürekli çalıştım, sadece 1 sene rahatsızlık ve tedavi süreci nedeniyle zorunlu olarak işten uzak kaldım o kadar.
Bugüne kadar çalıştığım bu süre zarfında hep düşük maaşlara talim ettim, tutulmayan vaadlere maruz kaldım,sene sonunda zam alma umuduyla –sonradan fark ettiğim üzere oldukça “gereksiz”- yüksek performans gösterdim, işimi çok iyi yaptığımı fark eden amirlerim düzenli olarak kanımı emdiler, üst üste farklı işler yüklendi sırtıma, ağarlıkları altında ezildim, büzüldüm, kurudum…

Geçtiğimiz aylarda burada da okuduğunuz üzere, yaşadığım bu zorlu şartlara dur diyecek daha iyice bir teklifle farklı bir yerde çalışmaya başladım "herşeyin güzel olacağını umarak".

Kurumda çalışanların söylediğine göre önceki senelerde çok iyi bir yönetici varmış, senelerdir gelen herkes rahat ve iyiymiş..Herkesin keyfi yerindeymiş. Oradan ve onun yerine gelen adam ise kök söktüren cinsten biri diyorlardı,bende karşılaştım ne yazık ki..

Neden canımdan bezmek durumunda bırakıldığımı bilemiyorum. Yine anlamsız detaylara kafa yoran, karşısındakini dinlemeyen, lafla peynir gemisini yürüttüğüne inanan, ruhsal çöküntüsünü başkalarının üzerinde diriltmeye çabalayan insanlarla muhattab oluyorum ? Bu iş hayatım boyunca hep böyle oldu ve olmasını istemiyorum artık…Böyle insanlara ve durumlara ihtiyacım yok benim!

En nefret ettiğim davranışlardan biri, siz bir şey açıklamaya çalıştığınızda ya da anlattığınızda sizi anlamak istemediği için dinlemeyen ve papağan gibi her türlü açıklamaya karşı size yine aynı şeyi söyleyen insanların tutumudur. Ne anlatırsanız anlatın, o sadece kendi anlatacağına sıra gelsin diye sizi dinlermiş gibi görünür ve siz boşuna kürek çekersiniz, onca çabaya,uğraşa rağmen hala kıyıda öylece beklediğinizi görürsünüz ya, ben bu aralar aynen bunu yaşıyorum işte!

Bana her konuda destek vereceğini söyleyen biri, başıma bir şey geldiğinde geri adım atarsa bundan da son derece rahatsız olurum. Sözler verilmek için değil, tutulmak içindir. Ama sanırım iş hayatı söz konusu olduğunda bu durum tamamen değişiyor. Sözler hiyerarşik yapıya göre unutuluyor, dağ gibi iş yığınının arasında bir anda dımdızlak ortada bırakılıyorsunuz...

S.O.S. veriyorum S.O.S.
Umarım birileri beni kısa sürede kurtarır!




EMEĞE SAYGI

Internet-Gazete-Dergi ve her türlü basılı yayın için geçerlidir : Yazılarımdan ismim ve adresim link gösterilmek suretiyle alıntı yapılabilir. İzinsiz emek hırsızlığı durumunda hakkımı "hukuki çerçevede" sonuna kadar arayacağıma emin olabilirsiniz.Emeğe saygı gösterdiğiniz için teşekkürler!