Fotoğrafım
Turkey
Bir zamanlar ful yaprakları adında bir çiçek kız vardı.Saçları tuhaftı.Bir tutamı domates kırmızısı,perçemleri havuç rengi,kalanlarsa ahududu şerbeti gibi kızıldı.Pembe gözlükleriyle dünyayı ve insanları koşulsuz sevmeye kararlıydı ama gerçekleri görmesi zaman almadı.Canını yakanlardan kurtulmayı denedi, doğrulup toparlandı,gözyaşlarını sildi ve aynaya baktı. Gülümseyerek kendine bir söz verdi.Çiçek kızın hayattaki serüveni her daim taptaze ve rengarenk olacaktı... İletişim : fulyapraklari@hotmail.com

değer verenler

29 Eylül 2011 Perşembe

"Papağanıma isim aranıyor!"

Stresli geçen günler ve evde yalnız kalamamaktan kaynaklı sıkıntılarım bana bir arkadaş gerektiği fikrine dönüştü.
Çok çok sevmeme rağmen kediyi tüm gün evde yalnız bırakmak zorunda kalmak yanlış geldi, köpeklerin bakımı zor, balık istemedim çabucak ölüyorlar çok üzülüyorum sonra, iguana istiyordum eşim de ondan nefret ediyor, dedik ki muhabbet kuşu alalım.

Yavru alırsak alıştırır, konuştururuz dedik.
Bu niyetle geçtiğimiz Pazar günü pet shop'a muhabbet kuşu almak için girdik,sonrasında kocaman bir kafes ve sultan papağanıyla çıktık :)
Papağanım henüz 1 yaşında.
Fotoğraftaki benim papağanım değil ancak %90 benziyor renkleri.
Bizimki pet shop'un sahibinin papağanı, bebekleri olunca evden dükkana getirmek zorunda kalmış. Bir kaç kelime biliyormuş ve oldukça evcilmiş.
Evin baş köşesine koyduk, bebek gibi her gün yeni aksesuarlar alıyoruz, gözünün içine bakıyoruz, kafesini temizliyoruz.
Dün digiturk'te yoga zone'u açtığımızda televizyondan gelen kuş sesleri eşliğinde ıslık, melodi kıyamet öttüğünü duyduk..yine dün akşam işten geldiğimde de beni pek bi neşelendirdi, 3-4 dakika şarkılar söyledi resmen,ıslıklar çaldı. Henüz "babacık" diyebiliyor ve kafesinden daha çıkaramadık.Alışsın istedik.
Şimdi sorunumuz papağanımıza isim bulmak!
Erkek, pek meraklı ve şaşkın!
Ama her ismi beğenmeyen ben, bir türlü isim koyamadım,içime sinmedi,bulurum dedim ama günler geçtikçe daha da sıkıştım.
Sizlerden yardım bekliyorum,
Haydi bakalım nedir önerileriniz?

"Affetmek"



Bu aralar yaşadığımız iç sıkıntıları, geçmişe özlem ya da pişmanlık,depresyon, yorgunluk hali, nedensiz bunalımlar, artan anksiyatik durumlar var..

Bunların nedenleri arasında mevsim değişikliğinin yanısıra 2012 yılı yaklaştıkça değişen ve dönüşen kuvvetli enerjilerin de payı var.

2012 enteresan bir yıl olacak, özellikle benim gibi 6.hissi aşırı yüksek ve aşırı hassas biriyseniz şu an yaşadığım durumların benzerini yaşıyor olabilirsiniz.

Huzursuz ruh halinizi dindirmek ve nedensiz sıkıntılarınıza çare aramak için kendinizi fazla dinlememeyi ve geçmişi fazla masaya yatırmamayı önerebilirim sizlere.

Ben de affetme tekniğiyle zihnimi ve bedenimi iknaya çalışacağım bu sabah..

-------------

Tüm eski sevgililerim, aşklarım, eski arkadaşlarım, kırdıklarım-kırıldıklarım, aldatılışlarım, kanışlarım, çaresizliğe duruşlarım,yaşadığım haksızlıklarım.

Geçmişe ait pişmanlık duyduğum ya da özlediğim her şey..

Beni yoran, üzen, geren,sevimsizleştiren, tatsızlaştıran her türlü kişi, olay ve durumlarım.

İşte şimdi, bugüne dek üzüntüyle sonuçlanan gerşekleşmiş her türlü olay ve durumu, sebepleri,sonuçları, hastalıkları, kırılganlıkları,zor zamanları ve tüm bunlara sebep olan herkesi ve her şeyi affediyorum,kendimi de affediyorum.Bugüne kadar isteyerek ya da istemeden yaptığım her şey için...

Affediyorum, hem de inanarak,isteyerek,içimden gelerek sonsuza dek affediyorum...

Sebep ya da sonuç ne olursa olsun, bitmiş, yaşanmış her şeyi sonlandırıp tüm defterlerimi kapatıp yakıyorum.

Şu andaki hayatım, şu andaki ben, şu andaki halimle yepyeni bi başlangıç yaratıyorum kendime.

Beni yoran tüm insanlar, beni endişeye sevk edenler, günlerce ağlatanlar dahil..

Herkesi ve herşeyi affediyorum, hiçbirini kalbimde, sırtımda, omuzlarımda ya da bedenimin herhangi bir yerinde taşımak istemiyorum, hiçbirine ihtiyacım yok.

Hepsi sonsuzluğa özgür bir şekilde karışsın, yayılsın, dağılsın...

Ruhum ve bedenim hafiflesin, tazelensin...

Affetmenin huzurunu duyayım iliklerimde...

20 Eylül 2011 Salı

"Trajikomik"

Öyle yorgun ve bitkinim ki, değil yazı yazmaya ınternete bakmaya bile vaktim olmuyor. Dünyalar Savaşı filminde hani böyle insanların kanlarını emiyordu ya dev tripodlar, sanki öyle bir filmin içinde gibiyim.
Vampir kapitalist uzaylı patronlar; zavallı, kanaatkâr,sefil dünyalılara karşı!
Koltukta oturup, gak demeyle su, guk demeyle ekmek getirtmeye alışmış şımarık tiplerin stres topu oldum.
Empatinin yakınından geçmemiş bu yaratıklara ne desem boş ne desem angarya..onlar hep aynı, hep bır bır bır konuşup, bol keseden savuranlar familyası, biz de "kekekeke kökökökö" diye laf edecekken onların arkasını dönüp gitmesine şahit talihsiz civciv calimero pozundayız.
Ne yaparsan yap değişmiyor hiç bir şey,tecrübeyle sabit, kanıtlandı, hatta tarafımdan tescillendi.
Ofisimin ve eşyalarımın peşine düştüm, ek görevim yüzünden resmen insanüstü performans sergiledim, paçam da söküldü, elime cam da battı, ojelerim,ellerim mahvoldu, manikür neydi onu unuttum, kendi alanımda maaşlı çalışıyordum ben ne zaman görev tanımıma ameleliği ekledim onu anımsamaya çalıştım, yoksa vardı da ben mi kaçırıp kek gibi altına imzamı attım?
Yerleşeyim derken toza pisliğe bulandım.Ne bitmez tadilatmış, ne biçim yönetimmiş, artık kime ne söveceğimi şaşırdım...
Sene sonuna kadar bekleyip istifa edeyim dedim, sonra dedim ki manyak mısın?
Sen bütün tozu pisliği çek, canın çıksın,işleri kolayla sonra git! Daha neler...her şey yerleşsin sefasını sür, eğer bir daha böyle bir şey yapacaklarsa da o an istifa et,ortada kalsınlar :)
Uçağa binmek, uzak mesafelerden bir sahil kıyısına gitmek, orada hiç lisanını bilmediğim insanların arasında kaybolmak, mayomu, havlumu, terliğimi ve çantamı yanıma alıp şezlongda,şemsiyenin hemen altında püfür püfür rüzgar eşliğinde günler boyu oturmak, uyumak, denize girmek ve dinlenmek istiyorum.
Bir şezlongda da yaşayabilirim hatta. Gece üstüme bir battaniye verin ben orada kalırım, sabah devam ederim yine güneşin tadını çıkarmaya..
Yazın kısa bir balayı ve izinsiz bir dönemin ardından çok yoğun bir tempoyla işe başlamak işkencelerin en beteriymiş meğer...
Durup durup ağlıyorum, yorgunluktan hassaslaştım, burnumun direği her daim sızım sızım..her lafı yanlış anlıyorum, yorgunum, halsizim,mecalsizim ve kimse beni anlamıyor...
Ama az kaldı, işleri bu hafta içinde artık yoluna koymayı planlıyorum.,
Sonrasında daha düzenli yazacağım ve eskisi gibi sizin yazılarınızı da daha düzenli okuyup yorumlayacağım,
Ha gayret ful! son bir hafta...
Hollywood'da istila filmlerinin sonu hep dalgalanan amerikan bayrağı ya da uzaylılara kafa tutan amerikan başkanının zaferi eşliğinde biter ya, işte o yüzden umutluyum ben, benim bu filmim de iyi son ile bitecek!

Film Adı: Kapitalist uzaylı patronlar; zavallı, kanaatkâr,sefil dünyalılara karşı
Tür: Gerçeğin ta kendisi, trajikomedi!
Gösterim Tarihi : Bu kışa yetiştirmeye çalışıyorum...

İyi haftalar, sevgiler herkese...

12 Eylül 2011 Pazartesi

"Evliliğe alışma turları"




İşyeri tadilatı, masamın,bilgisayarımın olmayışı, iğreti gibi köşe bucak bir yer arayıp öylece durduğum aylara rağmen ful yaprakları olarak hala delirmediğimi ve ayakta olduğumu söylemek istedim.
Bu işkence ne zaman bitecek inanın bilemiyorum.
Sabah ofisime çıktım, karşıdan bir parça denizin göründüğünü fark ettim, eşyalarım taşınırken masamı denizin yönüne doğru çevirmek istediğimi düşündüm, tabii kablolar, ınternet çıkışları bilmem neler izin verirse ve plana uyarsa "dışarıyı izleyerek çalışmak" en iyisi dedim kendime...
Hoş daha ortada hiç bir şey olmasa da, benimkisi sadece mekana bakıp hayal kurmak işte o kadar, öylesine kendimi avutuyorum usul usul...

Öte yandan hayatın diğer kısmını soracak olursanız evliliğe, ev işlerine alışmaya çalışmakla geçiyor.
Erken kalkılıyor, yarım yamalak bir kahvaltı ediliyor, nesquikli süt ve mikrodalgaya varlığı için dua ediliyor, işyerindeki stresten vakit kaldığında "akşama ne pişirsem" sorusu kulakları tırmalıyor, işten çıkılıyor, eve dönüş başlıyor, servisten iniliyor, markete uğranıyor alınacaklar alınıyor, eve gidiliyor yemek yapılıyor, bir şeyleri doğrarken aklınıza "aa çamaşırlar!" diye bir fikir çalınıyor, sonra gidip çamaşırlar ayrıştırılıp makineye konuluyor, sonra gidip yemeğe devam ediliyor, yemek pişerken 2.çeşit varsa o da yapılıyor, sonrasında ev toparlanıyor, bulaşık makinesi dolu oluyor ve onu boşaltıyorsunuz, kapıcı geliyor çöpü veriyorsunuz, bir iki dakika televizyona bakmaya fırsatınız oluyor..
Home TV'deki yemek tariflerine "vay be ne güzel, bizde de bu kristal zencefilden satılır mı acep?" diye bakarken gerçek dünyayla yüzleşiyorsunuz, çamaşır makinası bitiyor, çamaşır asıyorsunuz, öncekileri topluyorsunuz, kapı çalınıyor, yemek pişiyor, eşiniz geliyor, yemek yeniyor, bitiyor, sofra toplanıyor, bulaşık makinesi dolduruluyor, meyve-çay neyse yapılıyor, ya da cuma-cumartesiyse dışarı çıkılıyor, haftaiçiyse belki kısa bir yürüyüş ya da parkta bir gezinti, televizyona en fazla 1,5 saat zaman ayrılıyor, o da gelende DVD...
Sonra gözler kapanıyor, bir de bakmışsınız uykuya direnemez hale gelmişsiniz ve ertesi sabah bu döngüye devam etmek üzere bedeninizi dinlendiriyorsunuz.

Okurken yoruluyor insan değil mi? :)

Bunların dışında evlilik çok güzel, hayatın kendisi bu döngü çünkü, bekarken sorumluluğunuz çok daha az, evlendiğinizde ise bu olgu çok ciddi biçimde artıyor sadece...
Sorumluluktan korkmuyorsanız mesele yok ama itiraf edeyim bazen yorgunluktan ağladığım oluyor..Şimdilerde daha alışkınım herşeye. 2 ay önce daha zorlandığım yemekleri daha çabuk yapıyorum, artık evi daha çabuk toparlıyorum, pratikleşmeye başladıkça işleri daha kolay yoluna koyuyorum ve bu da yorgunluğumu bir parça azaltıyor. Küçük molalar veriyorum kendime, sevdiğim programları izlemek için, dışarı çıkmak için, yürüyüş yapmak için...
Eşimin anlayışlı ve hiç titiz olmamasının iyi bir şey olduğunu görüyorum :) Zira titiz biriyle yapamam ben..hoş ben de titiz ve temizimdir, herşey topludur,temizdir ama normal ölçülerde, bunu hastalık haline getirenleri ve eşlerini tanıyorum, tam bir kabus yaşıyorlar!

Eşimi çok seviyorum ve bazen sadece onunla olmak için bile bu kadar fazla sorumluluk altına girmeye değer diyorum, benim eşim sabah 9 akşam 6 çalışan bir adam değil, işi epey zor ve sektörü hayatımızdaki pek çok şeyin kalbi neredeyse.. o yüzden yetişmesi gereken işleri için gerektiğinde sabahlaması da gerekiyor, onların mesleğinde düzen ve uyku pek yok..hal böyle olunca, sorumluluk çok daha fazla oluyor benim için, istiyorum ki işten geldiğinde karnı doysun, yüzü gülsün, yorgunlupunu atsın..

Yorgunluk ve yeni ortama alışma kaynaklı olduğunu düşündüğüm sağlık sorunlarım arada kendini gösterse de, kendimi iyi hissetmek için elimden gelen herşeyi yapıyorum, kendimi sürekli iyi şekilde telkin ediyorum.

Bekarlıktan, evinizden,ailenizden ve alışkanlıklarınızdan ayrılıp kocaman bir evi sırtlamak ve bambaşka bir hayata başlamak kolay olmasa gerek, işte bunu söylüyorum kendime. Bir de işyerimde düzenimi sağlamak istiyorum bir an önce.Hayatınızın büyük bir kısmı orada geçiyor çünkü ve ne kadar huzurlu olursanız o kadar iyi oluyor hayat sizin için.

Sözün kısası evlilik neymiş onu anladım ben :)

Mutlu, yorgun ve aşık bir savaşçıyım !


9 Eylül 2011 Cuma

"Öğret Ona"



“Öğrenmesi gerekli, biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını… Fakat şunu da öğret ona; her alçağa karşılık bir kahraman, her bencil polikacıya karşılık kendini adamış bir lider vardır.”

“Her düşmana karşılık bir de dost olduğunu da öğret ona! Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen ona, kazanılan bir doların, bulunan beşinden daha değerli olduğunu öğret… Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona!.. Ve hem de kazanmaktan neşe duymayı, kıskançlıktan uzaklara yönelt onu…”

“Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona… Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını…”

“Eğer yapabilirsen, ona, kitapların mucizelerini öğret.Fakat ona, sessiz zamanlar da tanı! Gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin edebi gizemini düşünebileceğini… Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona… Ona, kendi fikirlerine inanmasını öğret. Herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi…”

“Nazik insanlara karşı nazik, sert olanlara karşı da sert olmasını öğret ona… Herkes birbirine takılmış bir yöne giderken, kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma! Tüm insanları dinlemesini öğret ona, fakat, tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret.”

“Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona… Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret. Herkesin, sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara, dudak bükmesini öğret ona. Ve aşırı ilgiye dikkat etmesini..”

“Ona, kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını, fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret… Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona… Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa, dimdik dikilip savaşmasını öğret. Ona, nazik davran, fakat onu kucaklama!.. Çünkü ancak ateş çeliği saflaştırır. Bırak, sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun. Bırak, cesur olacak kadar sabrı olsun. Ona, her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret. Böylece insanlara karşı da derin bir inanç taşıyacaktır…”

“Bu büyük bir taleptir. Ne kadarını yapabilirsen bir bak bakalım… O, ne kadar iyi, küçük bir insan. Oğlum…”

Abraham Lincoln


7 Eylül 2011 Çarşamba

"dua"

Uzun zaman uğraştığım, didindiğim, çabaladığım, emek verdiğim işlerimi bir günde yerle bir eden ve tadilat yüzünden beni departmanımdan çıkartıp şirketin içinde göçebe hayatı yaşattıran zihniyete karşı tek silahım “dua” bu aralar…

İçimi ferahlatmak, kendimi dinlendirmek, tüm gerginliğimden ve mutsuzluğumdan kurtulmak için Tanrı’ya dua etmekteyim bol bol…

Eşyalarımı taşıdığım odaya gelip “burası olmamış, yan odaya taşıyın” diye emir veren, ertesi gün yine gelerek "burası da olmamış, yan odaya" diyen ezici, zavallı karakterlerdeki zihniyetlerin kölesi olmak, yolda sizi görünce kafasını çeviren meymenetsizlerle aynı oksijeni solumak durumunda kalmak, keşmekeşin içinde sözde modernleşerek günden güne eriyen bir şehirde yaşamak beni zorluyor epeyce…

İyi savunma yöntemleri bulamazsam çökeceğimi, gardımı düşüreceğimi ve ruhsuzlaşacağımı hissetmekteyim ve bu umutsuzluk içime işlemekte ağır ağır…

Mobbing midir değil midir bilemiyorum ama bildiğim tek şey bu adamların,sırf insanların huzurunu kaçırtmak için iyi mevkilere geldikleri ve kalp kırmak için üstüne maaş aldıkları…

Tanrı’m,

Bana tüm bu zorluklarla başa çıkabilmek için dayanma gücü ve sabır ver,

Son zamanlarda etrafımı saran asık suratlı, meymenetsiz, kötü niyetli, kötü düşünceli, kıskançlıktan pul pul kurumuş tüm insanlara vicdan ve merhamet ver,

Gönlü kara olanlara; güneşin sıcaklığını, suyun berraklığını, iyiliğin ferahlığını tattır,

Hassas yüreklerimizi, benzerleriyle karşılaştır,

İşlerimizi kolaylaştır…


EMEĞE SAYGI

Internet-Gazete-Dergi ve her türlü basılı yayın için geçerlidir : Yazılarımdan ismim ve adresim link gösterilmek suretiyle alıntı yapılabilir. İzinsiz emek hırsızlığı durumunda hakkımı "hukuki çerçevede" sonuna kadar arayacağıma emin olabilirsiniz.Emeğe saygı gösterdiğiniz için teşekkürler!