Fotoğrafım
Türkiye
Bir zamanlar ful yaprakları adında bir çiçek kız vardı.Saçları tuhaftı.Bir tutamı domates kırmızısı,perçemleri havuç rengi,kalanlarsa ahududu şerbeti gibi kızıldı.Pembe gözlükleriyle dünyayı ve insanları koşulsuz sevmeye kararlıydı ama gerçekleri görmesi zaman almadı.Canını yakanlardan kurtulmayı denedi, doğrulup toparlandı,gözyaşlarını sildi ve aynaya baktı. Gülümseyerek kendine bir söz verdi.Çiçek kızın hayattaki serüveni her daim taptaze ve rengarenk olacaktı... İletişim : fulyapraklari@hotmail.com

değer verenler

yağmur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yağmur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2011 Salı

"Anneannem..."

Anneannem...
Doğduğu şehirde, lisede Fen Bölümünde okuyan tek kızmış.
Matematik zekası çok yüksektir, çok zekidir, hafızası da pek iyidir...
Haftalardır hastanede olan o güçsüz kadın, hala tüm yorgunluğuna rağmen eski şiirleri teklemeden söyleyebiliyor..ama benim içim nasıl parça parça işte orası bilinmiyor.
Dün iyi bir haber almadık.
Maalesef diğer akrabamdan sonra anneannemin de göğüs kanseri olduğunu öğrendik.
Diğer akrabamı açıklamamanın bir sebebi yoktu, o halde onun da "amcam" olduğunu söyleyebilirim.
Netice ailede aynı anda 2 kanser var.
Biri artık sonlarına doğru ilerliyor, diğeri ise 80 küsur yaşındaki bir kadının ameliyata nasıl dayanacağı ve sonrasındaki tedavilere nasıl katlanacağı sorularıyla karmakarışık bir hal alıyor.
Değerler şu anki haliyle çok riskli ve anesteziye girmesi mümkün gibi değil.
Ama doktorlar güçlendirip, takviye yapıp öyle ameliyat edebileceklerini söylüyorlar.
Dün müdürümle konuşamadım,
Haberi alır almaz izin aldım, annemin yanına gittim, oradan da hastaneye.
Anneannem göğsünde bir şeyin olduğunu ve ameliyat olması gerektiğini biliyor ama kanser olduğunu bilmiyor. Hatta "ne kanserli insanlar kurtuluyor, ben mi kurtulamayacağım" dediğinde gözlerimden akamayan yaşların içime aktığını hissettim.
Bir sakinlik geldi bana.
Normalde moralim bozukken kabına sığmayan, sokaklara koşan ful yerine sakin bir kadın geldi.
Hayata bakışımı son yıllarda epey değiştirmiştim ama dün çok daha farklı bir şekilde değişti.
Artık "sadece" iyilik yapmak, paylaşmak ve tadını çıkarmak için yaşayacağım.
Yardım edeceğim ve işleri kolaylaştıracağım.
Dert etmek ise geçmişte kaldı.
Hayat öylesine acımasız ve hızlı ki..
Bu ara hep bu hastalığa dair haberler duyuyorum etrafımdan, öyle çok yaygınlaştı ki, sanki grip gibi kanser oluyor insanlar.
Hastanalerde minik çocuklar görüyorum, göğsü alınmış kadınlar, bekleyen hasta yakınları...Yürüteçle yürümeye, yakınlarının kolunda adım atmaya çalışan gencecik insanlar..
Hastaneler adam almıyor..o kadar dolu, belki milyonlarca evde acı var.
Ama perdeler ve kapılar kapanınca görünmez oluyorlar sanki.
Oysa hayat en keskin ve tek gerçeğini sunuyor bize.
Bizler ölümlüyüz.
30 yaşıma 1 yaklaşık 1 ay kala, ölümün nefesini sevdiklerinin üzerinde hisseden ben, yeni yaşıma çok daha farklı olarak gireceğim.
Hayat bize çok ağır tokatlar atıyor, aslında fark etmemizi sağlıyor, gerçeği..ölümlülüğü.
Belki de bunu fark edenler bu sınavdan başarıyla çıkacaklar.
Zor dönemler kapıda...
Evet bu ara bizim için her şey zor..ama dayanmak zorundayız.ben, eşim ve ailem için, annem benim ve babam için, babam da annem ve benim için..
Hepimiz dayanmak zorundayız...
Zira hayatın parolası "güçlü durmak"...


11 Ekim 2011 Salı

"Yağmurun düşündürdükleri"

İliklerime işliyor yağmur...
Özlemişim.
Islanmayı, yerdeki birikintilerde zıplamayı, koşmayı...
Çocuklar gibi üşüyerek ama gülümseyerek karşıladım sonbahar'ı.
Tüm kargaşaya ve kötü niyetlere rağmen mevsim döngüsünün hala tıkır tıkır işliyor oluşu beni mutlu etti.
Demek ki hala bir şeyler yolunda öyle değil mi?
Özlemişim.
Uzun kollu giysileri çekmeceden çıkarıp giymeyi, akşamları televizyon izlerken polar battaniyenin altına girmeyi, bir fincan sıcak bitki çayının kokusunu duymayı, çizmelerimi.
Yağmuru, hatta şemsiyemi ters döndüren rüzgarı bile.
Özlemişim.
Toprak kokusunu, yağmurun camlara vuruşunu, pencereyi açıp da elimi uzatarak mutlulukla gökyüzüne bakışımı.
Gözlerimi kapayışımı,aldığım o derin, huzurlu nefesi...
Küçük şeylerle mutlu olmayalı biraz zaman geçmiş gibi sanki.
Yeniden oyuna dahil olduğumu bilmek sevindirici.
Yolunda gitmeyen ne varsa tabaktan sıyırmalı artık.
Günler öyle hızlı geçiyor ki..yakında 30 sonra 40 bir bakmışsın 50 yaşındasın.Yaşayamadan gitmemek için elinde imkan varken yaşamalı insan.
Yağmurda gidecek yeri olmayan ve üşüyen insanları düşünüyorum hala, ben eski benim değişmedim, sadece biraz mutluluk oyunu oynamaya ihtiyacım var.
Yağmurda kısa bir yürüyüşe, bir parça gülümsemeye, haylazlığa...
Umarsızlığa...
Güzel bir gün bugün, biraz yağmur, biraz romantizm, biraz sukûnet.
Hava serin ama bizim hayallerimiz her daim sıcacık olsun...
Sorunlara çözümlerimiz, dertlere devalarımız olsun,
Sevgimiz, bereketimiz, güleryüzümüz olsun.
Sıcacık ve umut yüklü karşılayalım bu yeni mevsimi

Yaşama isteğimiz ve sevdiklerimiz hep yanımızda olsun...


EMEĞE SAYGI

Internet-Gazete-Dergi ve her türlü basılı yayın için geçerlidir : Yazılarımdan ismim ve adresim link gösterilmek suretiyle alıntı yapılabilir. İzinsiz emek hırsızlığı durumunda hakkımı "hukuki çerçevede" sonuna kadar arayacağıma emin olabilirsiniz.Emeğe saygı gösterdiğiniz için teşekkürler!