
- Ful yaprakları
- Türkiye
- Bir zamanlar ful yaprakları adında bir çiçek kız vardı.Saçları tuhaftı.Bir tutamı domates kırmızısı,perçemleri havuç rengi,kalanlarsa ahududu şerbeti gibi kızıldı.Pembe gözlükleriyle dünyayı ve insanları koşulsuz sevmeye kararlıydı ama gerçekleri görmesi zaman almadı.Canını yakanlardan kurtulmayı denedi, doğrulup toparlandı,gözyaşlarını sildi ve aynaya baktı. Gülümseyerek kendine bir söz verdi.Çiçek kızın hayattaki serüveni her daim taptaze ve rengarenk olacaktı... İletişim : fulyapraklari@hotmail.com
Yazılarım - Etiketler
değer verenler
26 Şubat 2009 Perşembe
"sakin olmalıyım!!!"

25 Şubat 2009 Çarşamba
"Hayat her zaman dersini verir..."
Resimdeki şarkıcıyı tanımışsınızdır mutlaka.24 Şubat 2009 Salı
"çalışanın elması kızarır mıymış?"
Bir kaç gündür ortalarda yoktum fark ettiyseniz:) İş yoğunluğu çok fazla olan bir haftayı geride bırakıp bu haftayı sessiz sakin ve kendi planladığım şekilde işlerle geçireceğim derken, üstün üstü yanına çağırdı beni.
Olay dün gerçekleşti, telefonda sesini duydum, "sizinle bir şey konuşacağım" dedi.
Eyvah dedim...Zira işten çıkartılacağımı, kriz mağduru şirketin kurbanı olacağımın gözbebeklerimin içine içine bakarak yüzsüzce söyleneceğini hayal ettim.
Asansöre nasıl bindim, nasıl yanına gittim bilemiyorum.Oturdum derin bir nefes aldım heyecanımı belli etmemeye çalışarak.Dedi ki "sizden bir şey rica edeceğim.."Ohh bir rahatladım, neşelendim...Sanırsınız bana çekilişle 7 gün 8 gece 5 yıldızlı otelde tam pansiyon tatil çıktı! Yüzüm gülüyor, iş ne olursa olsun diye,dileyin ne dilerseniz diye:) Sonra işi anlattı, temeli mesleğime dayanıyor, kolay gibi görünüyor ama bakacağım tabii, peki diyerek odama gittim.
Bilişimden geldiler bilgisayarıma gerekli programları yüklediler ve başladım.Tüm işleri askıya alıp bu iş üstüne yoğunlaşmaya başladım, başladım ama bitecek gibi değil.Tek tek ilmek ilmek işler gibi yapıyorum işi, çok uzun yorucu, ekrana bakmaktan gözlerim kaydı,başım döndü,bir yandan da karıncalar başımda...Yaramazlıklarını her zamanki sakinliğimle,anaçlığımla karşılamadım bu sefer, o ara kim üzdüyse dikkatimi dağıttıysa sıkı bir azar işitti benden!
Neyse akşama kadar kolayladım ama çok yoruldum...Bugün de devam ettim ve büyük bir kısmını bitirdim diyebilirim.Yalnız esas bir detayım var anlatacak.Bu sabah yanıma gelip işi kontrol etmek istediğini söyledi, yaptıklarımı görünce beğendi, teşekkür etti ve ardından bu işi yıllardır ben yaparım, kimseye güvenip de bu kayıtları vermem, size güvendim,önceki işlerinizden ciddiyetiniz anlaşılıyor o yüzden verdim, kıymetinizi bilin gibilerinden bir şeyler söyledi.Bu sözler beni mutlu etti, çünkü o kişinin ne kadar katı, dobra ve nazik olmadığını biliyorum.Güvenmese işi bana vermezdi ya da bana iltifat etmezdi çünkü öyle yapıda biri değil diye düşündüm.
Sevgilimle konuşurken bunu söyledim, işi sana yıktı sonra da piyazlıyor yağlıyor dedi.Ama ben bana güvendiği kısmının gerçek olduğunu söyledim..O bunun gerçek olmadığını ayrıca güvenin bir şey ifade etmediğini, maddi anlamda bir şey almak için çalıştığımı ve bunu ona yansıtmaları gerektiğini söyledi.Haklı tabii.Ama iş hayatını bilmiyor ki, çalışınca görecek...İş yok, kriz var, maaşlar düşük, şükredip idare etmeliyim.Başvurduğum hiç bir yerden tek mülakat görüşmesine bile çağırılmadım ki bu bugüne dek görmediğim bir şeydir.Arkadaşlarım işsiz..her an çıkartılacak korkusuyla yaşıyorlar.Sevgilim ise onu öyle söyleme, bunu böyle yapma, tepkini göster,cumartesi mi çalırıyorsun gitme diye sürekli isyana teşvik ediyrr benii:)Ben de zamanında çok isyan ettim ama bu zaman isyan zamanı değil. Beni çalıştığında anlayacak ama bu kadar müşkülpesentlikle, kaprisle nasıl bir iş hayatı olacak bilemiyorum. Sıfırdan yönetici olacak,bende tek tek basamakla çıkmadan,tecrüben olmadan hiç bir şirket o kadroya almaz diyorum..Yönetici olsa keşke de ben de mutlu olsam, haklı çıkmak değil amacım,aksine çok ama çok sevinirim. ama beni dinlemiyor gibime geliyor, sonra bakıyoruz ki dediğim gibi olmuş ama o bunu yaşayarak görüyor...
Her neyse konumuza dönelim yani dediğim gibi o kişinin karakterini bildiğim için bu güven olgusunun gerçekliğini biliyorum, o tipte insanlar kolay kolay iltifat etmez, işi verir ve teslim alır,usülen teşekkür eder! Olay onlar için bu kadardır.Kim ne derse desin ben yeni bir iş daha yapmanın,yeni bir tecrübe kazanmanın mutluluğuna eriştim:) Tamam zor bir işti, diğer işlerim kaldı, gözlerim ağrıdı ama biliyorum ki benim çalışkanlılığım ve işi iyi yapışım fark ediliyor.İşte beni mutlu eden bu.Bu arada yazılarımı takip edenlerden maaş konusunda ne oldu diye merak edenler vardır.Ben söyledikten sonra 3 gün geçti, haber verdiler, evet düşük olacakmış, kaç ay fazla verdiysek keseceğiz diye.1 ay fazla verdiniz dedim ama yine de onlar bakacakmış, baksınlar...Neticede ben söyleyerek dürüstlüğümün yolunda kendime olan saygımı bir kez daha kazandım.
Neticede olumlu yönlerin yanında doğal olarak yorgunum,başım dönüyor, dinlenmek istiyorum..
İş hayatında hep aynı şeyler oluyor. Olaylar ve kişiler zaman zaman değişse de aslında yaşadıklarımız hep aynı...
Bu kadar acıdan ağzımız yansa da daima : "Katlan, sabret, dayan!" politikası...
Belki bir gün bir şeyler değişir:)
Ne dersiniz?
19 Şubat 2009 Perşembe
"Teslim oluyorum"

Yüzeysel olmalıyım, derinlerde korkularımla yüzleşmek, hayatla çarpışmak istemiyorum.
18 Şubat 2009 Çarşamba
"Gazanfer Özcan'ı kaybettik..."

17 Şubat 2009 Salı
"pes!"

Yeniden toparladım, önceleri can çekişirken bugün tek tarafı ruhunu teslim etti.Herşeyi mono dinliyorum.Bu olay yaklaşık 4 ay önce olmasına rağmen arkadaşım sağolsun parçaladığı hoparlörün yerine hala yenisini almadı...
Üstelik babamın bilgisayarınındı, zorla almıştım, iyi bakacağım, aynen teslim edeceğim, söz diye!
Az önce de aradım arkadaşı,hoparlör tamirinde anlar mısın artık hiç çalmıyor bu dedim, yani söylemek zorunda kaldım dedim ki senin hoparlör çalışmıyor! Daha ne desem ki:))
Hımm dedi, o kadar...sonra sustu.Bende eee yenisini alayım bari dedim. Tamam öyle yaparsın dedi:))
Yani artık pes! diyorum başka bir şey demiyorum.....
İnsanlara ne oldu böyle ya, gerçekten ne oldu? Kibarlığa, nezakete, değere, görgü kurallarına?Önemli olan 2o Lira verip idare eden bir hoparlör almak değil,önemli olan davranış...
"klişedir ama aynı zamanda da gerçektir."
Hayatta en fazla dost kazığı yemiş insanlardan sayarım kendimi, daha önceki "Benim bir dostum vardı" yazımı okuyanlar bunlardan sadece birini bilir, aynı zamanda da iyi niyet kurbanlığımı görür:)

13 Şubat 2009 Cuma
"dürüstlük"
"Söylemeli mi, söylememeli mi?" yazımı hatırlayanlar merak etmiştir belki ne yaptım diye...Normalde bu zihniyette insanlara ceza vermek isterdim. Bunlar emeğinin karşılığını vermeyen, sert karakterler... Ama ben iyi bir insanım, bunu çok açık yüreklilikle söyleyebilirim, herkes kendini iyi diye niteleyebilir evet, ya da neye göre kime göre hangi duruma göre iyisin diyebilirsiniz. Ben her durumda ve her koşulda iyi olandanım, ne olursa olsun, bazen bana çok şey kaybettirse de hep dürüst olmaktan yanayım. Bu ay çok borcum vardı, muhasebenin benim "sözde sömürü" anlaşmamı unutmuş olması benim lehime işleyebilirdi.Misal maaşımın yarısı doktor ve hastane parasına gitti, bunun sebebi sigortamı geç yapmaları ve benim tüm tahlil ve işlemlerime tam para ödememdi.Beni mağdur eden onlardı.Bugün parça parça verilen maaşın 2.kısmını almaya gittim, aldım ama içim rahat etmedi.Dürüstlük için muhasebeye telefon açıp söyledim, karşılığında "konuşayım" yanıtı aldım. Üzerimden bir yük kalktı, doğruyu bilmenin ve söylemenin hafifliğine bıraktım kendimi. Ben yönetici olsam ve böyle bir durumda personelimin beni uyardığını görsem ona mükafaat veririm parayı geri almak yerine..Bakalım bana ne olacak derken, odama girildi belli ki daha muhasebeden ses çıkmamış, bir selam, bir kolay gelsin, bir nasılsınız yok.Benim varlığım yokmuş gibi davranıldı, içimden dedim ki aslında o zihniyete yakışan bu değil ama BANA yakışan benim yaptığımdı.Parayı geri alsalar da almasalar da ben vicdanımın sesini dinledim ve kendime olan saygım 2 kat daha arttı...
12 Şubat 2009 Perşembe
"Ödül almışım!"
Blogunun sıkı takipçisi olduğum sevgili Ayça'nın dükkanı beni "görkemli blog ödülü"ne layık görmüş :)Ayça'cım çok teşekkür ederim.
Kurallar gereği ben de 7 kişiye ödül veriyorum.
En sık okuduğum ve en beğendiğim bloglar arasından seçim yapacağım, gönül ister ki daha fazla kişiye sanal ödülü vereyim ama sağlık olsun:)
Seçtiklerim (Alfabetik olarak):
Ayça'nın dükkanı
Ben göründüğümden daha fazlasıyım
Kırmızı günlük
Öykü
Puck
Sinema ve edebiyat üzerine
Yansıma ve yanılsama
10 Şubat 2009 Salı
"nedir?"
"tarih dediğin şey, tekerrürden ibarettir!"
Bu benim eski bir yazım ve yeniden görüntülüyorum, daha fazla kişi okusun diye... Gerçekten de etrafımız tepeden inme yöneticilerle dolu... En ufak bir şey için tırnaklarının ucunu kaldırmaya üşenirler, her işi bize yaptırırlar. Sonra da onlar yaşar, biz sürünürüz... Bir kurumdan teşekkür etmemizi gerektirecek bir olayla karşı karşıya kaldım, sözlüzü tamam da yazılı olanı ben kendi departmanım adına yapabilirim. Kurumu arayıp teşekkür yazılarını yollayacakları mail adresini alarak mail atıp durumu üstün üstü yöneticiye bildirdim. Cevap olarak "mektubun şablonunu falancadan alıp filancadan da yardım alıp mektubu hazırlayıp bize atın, biz hazırını gönderelim işimiz kolaylaşır" dendi... İnanın mektubu hazırlama işi beni yormaz.Zira benim kalemim çok iyidir,ancak yoğunluktan tabiri caizse bi tarafınızdan ter damlarken, siz tırnak törpülüyor konumunda görülüyorsunuz ya, hele bir de filancadan yardım al deniliyor ya, bu yaşa gelmiş yüzlerce kitap okumuş, yazı alanında iyi olan, üniversiteyi dereceyle bitiren bana "yardım alarak yap" deniliyor ya, işte o kısmı bana çok dokundu... Deli gibi iş yaparken bir nefes aldım, durdum, motivasyonum uçtu gitti, eski yazılarımı hatırladım ve dedim ki "kızım..tarih tekekürden ibarettir"...Buyrun yazıya;
--- Hepimizin olduğu gibi benim de, hayatımda nefret ettiğim bir kaç insan tipi vardır.
Bu tiplerin başını çekenlerden birileri de "içi boş ukalalar..."
Özellikle iş yaşantısında sık sık karşımıza çıkan bu tür vak'alar sizin yöneticiniz, amiriniz konumundaysa çıldırmanız içten bile değildir.
Nedir bu tip insanlardaki ortak yönler?
Hadi masaya yatırıp ufak bir davranış çözümlemesi orerasyonu yapalım.
1-Küçük dağları o yaratmış gibi dolaşır : Aslında bildiği hiç bir şey yoktur.
2-Size, her gün yaptığınız halde, yapın diye ısrarla aynı şeyleri söyler : Aslında sizin yaptığınızdan haberi yoktur, takip etmez.
3-Anlattıklarınızı bir kez daha anlatmak zorunda kalırsınız : Sizi dinliyor gibi görünür ama bu görünüş her lafın arasına bir şeyler sokmak içindir, aslında sizi dinlemez.
4-Etrafta bütün gün dolaşır çok iş yapar görünür : Aslında her yere laf yetiştirmekten sizin yaptığınız işin yarısını zor tamamlar.
5-Sürekli olarak yanınıza gelir ve bir şeyleri denetler : Aslında bu denetimler kendini "ben senden üst'üm kavramını" dayatmaya çalışmasının sonucudur. Basit anlamda "Ego tatmini" diye teşhis koyalım.
6-Her gün düzenli olarak yaptığınız ve başarıyla tamamladığınız işler için sizi teşvik etmek için yanınıza geldiğini zannedersiniz : Aslında o sizin odanızda boşuna yandığını düşündüğü ampuller için yanınızdadır. Oysa ki siz o ampül altında çalışmaktasınızdır, bu arada koridordaki tüm ampuller tüm gün boşuna yanmaktadır ancak sizinkiler ona batar.
7-Bulunduğu mevkiiyi kullanarak size olmadık yaptırımlarda bulunur : Aslında oraya en üst yönetime yalakalık yaparak gelmiştir.
8-Ne kadar iyi bir çalışan olursanız olun o mutlaka sizin bir açığınızı bulur ve yüzünüze karşı söyler.Üstelik bunu yaparken hep gülümser ki suratının ortasına patlatamayasınız!
Şunu ekleyebilirim ki bu insanlar kesinlikle bir ömür törpüsü.
Sabrınızı sınamak gibi ulvi bir amaç için bile gönderilmiş olabilirler :)
Hepimizden mümkün olduğu kadar uzak olmaları dileğiyle...
9 Şubat 2009 Pazartesi
"Söylemeli mi , söylememeli mi?"
4 Şubat 2009 Çarşamba
"teşekkür"

Bugün iyiyim:)
Daha iyi değil, çok daha iyiyim!
Anladım ki kısır döngüden farkısız , değiştiremediğim bu tatsız durum karşısında, yelkenleri suya indirip kendimi haddinden fazla üzmek sağlığımı bozmaktan öteye gitmeyecek. Çünkü biliyorum ki, "O" değişmeyecek. İşte bu yüzden benim için zor olanı yapacağım, durup düşünmek, sorgulamak ve savunmak yerine kulaklarımı tıkayacağım, yelkenlerim tam yol ileri gidecek.Benim asıl gitmek istediğim liman neresiyse oraya!
Kendi yolumda yürümeye devam edeceğim, biliyorum kolay değil içimdeki sevginin giderek tükendiğini görmek..Belki de esas içimi acıtan budur, ama ne olursa olsun bazı durumlarda bencil olmalı insan hayatta!Aksi takdirde tam da hayat güzel yüzünü göstermişken mutluluğumdan olmak var işin ucunda.
Evet iyiyim ben, gerçekten iyiyim,
Kötü gecenin ardından yine güneş doğdu odamın içine, Allah'ım sana teşekkür ederim...
3 Şubat 2009 Salı
"neden"
Ben bugüne kadar O’nun sevgisini pek görmedim.
Arada bir göstermeye çalışır, tamam beni seviyor derken birde bakarım eski haline dönüverir.
Ben bugüne kadar O’nu üzecek hiçbir şey yapmadım. Bunca yıl, hep en başarılı, en dürüst, en sevilen, en eğlenceli oldum.Hiç kötü bir sözüm olmadı, hep en içtendim, en mutlu etmeyi seven, en güzel hediyeleri alan, en düşünceliydim.Bir şeyi esgeçtiğim, utandırdığım, unuttuğum olmadı…
Hep sevdiğimi söyleyip öperim, O beni pek öpmez. Uykumda seviyordur belki ama ben görmem, bilmem, hissetmem. Çok ender zamanlarda gösterir sevgisini.Şaşırırım, erken gelen bahara aldanan çiçekler gibi...Yüzüm güler,içim açılır,kavgasız gürültüsüz,didiklenmeden, sorgulamadan yaşamanın keyfini çıkarırım.Oysa çok kısa sürer bu yalancı bahar, yeniden ağır bir kış çöker üzerimize.Tüm umutlarım kırılır, her şey eskisi gibi olur,sanki bir büyüdür güzel olan herşey ve bozulur.
Sevgi önemli bir şeydir, gösterirsen paylaşırsan dallanır, budaklanır, güzelleşir.Ama O hiç paylaşmaz.
Hep beni yanlış anlar, içinden geçirdiği neyse ona inanır, O her şeyin en doğrusunu bilir, en iyisini yapar, en kuralcı olandır.O diyorsa doğrudur, o sezerse gerçektir.Sen konuşursun dinlemez, öyle değil dersin inanmaz, ufalırsın karşısında, yeniden ilkokuldaki yıllarına dönersin, azarlanırsın, incitilirsin, bir tarafa itilirsin. Kalbinde kalan en son sevgi zerreciklerini bile alır senden, zorla alır götürür, kökünü kurutur, çoraklaştırır. Üstelik çocukken azarlanmaya benzemez yetişkinlerin azarlanması, daha bir derinine iner, savunmalarında daha da büyük darbeler yersin karşı taraftan.Üstüne üstlük bir de sen suçlu olursun gözünde…Günün, gecen, hayatın zehir olur.
Boğazında kocaman bir düğümle dolaşırsın, etrafındaki güzel figürleri kıskanarak izlersin; her şeye rağmen desteklenenleri, sırtı sıvazlananları, kucaklanarak aferin denilenleri...İçin acır, tüm güzelliklerine, ışığına ve iyiliğine rağmen sana sırt çevirilmesini hazmedemezsin.
O ise sıkıntı yüzünden başına gelen hastalıklara inat, başarıyla kazandığın savaşına inat, hep tepeden bakar sana..Yutkunmadan konuşmaya devam eder, nefes almadan, pişman olmadan, içindeki her şeyi kusana, kapıları yüzüne kapatana kadar...
Sen ise aynaya bakarsın ve "Neden ?" dersin…
Neden ben iyi olanı hak etmiyorum?
Elindekini yere düşürürsün, umutsuzca uçar gidersin bir yerlere...
Bir yanın hep eksik kalır ve içinde bir yerlerde hep bir şeyler sızım sızım sızlar…
Çünkü O ne diyorsa doğrudur, O ne seziyorsa gerçektir.
Sen; küçücük bir zerresindir, kalbindeki sevgiyi ayakta tutmak için çabalayan, küçücük bir zerre…
31 Ocak 2009 Cumartesi
"nadas"
30 Ocak 2009 Cuma
"Ayça Şen başkan!"
Ayça Şen'i dinleyenleriniz vardır mutlaka, kendine has tarzıyla yıllardır radyolarda program yapar.
“Herkes benden komik bir albüm bekliyordu, hani Ata Demirer’in yaptığı gibi… Ama bu benim çok ciddiye alarak yaptığım bir işti, sağlam bir müzikal altyapısı var” diyor. Yine de bazı şarkıları, Radikal’deki alaycı köşe yazılarında olduğu gibi dinlerken gülümsetiyor. Albümü, Mor ve Ötesi’nin basçısı Burak Güven ve Serkan Hökenek’le birlikte hazırlamış, sözlerin tamamına yakınını kendisi yazmış, Harun Tekin’le düet yapmış. Ayça Şen’le Astronot’un hikayesini konuştuk.
Siz üniversitedeyken seramik okudunuz ama şan eğitimi de aldınız değil mi?
-Evet, yarı zamanlı iki senelik bir okuldu, ben bir sene gittim. Sonra radyoya başladım, hem seramiği hem de şanı bıraktım.
Şarkı söyleyebildiğinizi sonradan keşfetmediniz öyleyse?
-9 yaşında TRT çocuk korosunda başladım. Kafayı sağa sola sallayarak şarkı söyleyen tombul yanaklı bir çocuktum. Sonra gençlik dönemimde radyo başlayınca müziği direkt unuttum çünkü radyo çok eğlenceliydi.
Yonca Evcimik’e vokal yapmışsınız ama o dönem…
-19 yaşında Genç Radyo’da program yapıyorum, komik komik aryalar söylediğim jingle’lar hazırlıyorum. Bir gün radyonun stüdyosunun sahibi geldi, Yonca Evcimik yaz turnesine çıkacak, vokaliste ihtiyacı var, bir dene dedi. Tam Abone albümünün çıktığı dönem… Gittim başladım. Yanımdaki diğer vokalist de Kenan Doğulu’ydu. Eğlendik filan ama o turnede çok yoruldum, hafızam bir kilobayt olduğu için şarkıların sözlerini de ezberleyemedim. Turne bitince vokalistliğe devam etmedim ama müzikten kopmadım. Radyoda bir şarkı çalarken ona geri vokaller yaptım, arkadaşlarıma komik komik şarkılar söyledim gitarla. “Öğretmenim bize nolur ceza verme, bizi çok sev” filan gibi geyik geyik şarkılar. Çok gülüyorduk tabii. Ama şarkıcılık başka bir şey, şakası yok.
Albüm çıkarmaya nasıl karar verdiniz?
-Benim hayatımda her şey şans eseri oldu, bu da öyle. 2004’te, bir partide Mor ve Ötesi’nin basçısı Burak Güven’le tanıştım, bana “Ben Ümit’in alt katında oturuyorum biliyor musun” dedi. Ümit, oğlum Memo’nun babası. Öyle muhabbeti ilerlettik. Bir gün Ümit bana yazdığı bir şiiri verdi, ben de aşağı kata inip Burak’a “Abi şuna bir müzik yazsana” dedim. Birkaç gün sonra şarkıyı yazmıştı. Böyle başladık ama aylarca ara vererek 4 yılda tamamladık. Son iki ayda da Fikirtepe’deki stüdyoya girip kaydettik.
Hayata hobiler bütünü olarak bakıyorum:
Roman yazdınız, TV programı yaptınız, köşeniz var, radyoculuk yapıyorsunuz. Bir de şarkıcı diyebilir miyiz size artık?
-Şarkıcılık başka bir şey. Papağan gibiyimdir, bir sürü şarkıcının sesini taklit edebilirim, ama kendi sesini bulmak çok zor. İlk başlarda çok korkak söylüyordum, zamanla, telkinlerle öğrendim. Ben hayatta hep sevdiğim şeyleri yaptım, Memo’ya da onu öğretmeye çalışıyorum: “Eğer sevdiğin şeyi yaparsan aslında çalışmamış olursun.” Hayata gelecek korkusuyla değil, bir hobiler bütünüymüş gibi bakmaya çalışıyorum. “Aa bu kadın da her şeyi yapmak istiyor” diye düşünenler, öyle düşünmeye devam edebilir.
Oğlunuz Memo ve anneniz ne diyor bu albüm işine?
-Memo bütün albüm sürecini yaşadı, benimle stüdyoya geldi, davul çaldı. Geçen gün “Bak, Memo artık albüm çıkıyor, ne güzel di mi?” dedim. Güzel de, bu yüzden eve geç gelmeler yapmayacaksın di mi diye cevap verdi. Ben de “Arada olur oğlum” dedim. Annem de albümü ilk dinlediğinde “Bu ne ya?” filan yapıyordu. Sonra ben ona şarkıları dinletmemeye başladım, moralimi bozuyor diye. Sonra beğenmeye başladı albümü.
Evde koca bir pabuç bulunca erkek sindirella diye şarkı yazdım:
Oryantal diye bir şarkınız var, orada “Memelerimizi çaldın” diye kime diyorsunuz?
-Sabah programlarında göbek attırılan, seksi figürler yapan çocukları izliyordum bir gün. Televizyonun karşısında geldi aklıma şarkının sözleri. Oryantalden bıkmadın mı? diye söylemeye başladım. Evlen, çocuk doğur, evi üstüne yap. Kokoş olsun da erkeklerden yana şansı yaver gitsin, diye eğitimden geçirilmemize karşıyım. Evliliği sektör olarak görenlere “sektör git” diyen bir şarkı bu aslında.
Başka bir şarkınızda da “Seninle bir gün mutlaka evleneceğim” diye ilişkiye başlayan bir kadınla dalga geçiyorsunuz. Evlilik size göre çok mu saçma bir fikir?
-O şarkıda da aslında temiz niyetler var. Bir ilişki başlamış, herkes heyecanlı, herkes aşık. Kız da “Evleniriz herhalde” diye düşünüyor ama sonra ilişkinin de boku çıkıyor, evlilik fikrinin de. Ben de bir sürü ilişkime bu şarkıdaki kadın gibi temiz niyetlerle başladım ama hayalindeki evlilikle yaşadığın şey birbirine cuk oturmuyor.
Erkek Sindirella şarkınızda nasıl bir tipten bahsediyorsunuz?
-O şarkının hikayesi çok matrak. Bir gün evde dana gibi bir ayakkabı buldum. Erkek arkadaşımın spor çantasından düşmüş. O gün Erkek Sindirella diye bir laf uydurdum. İyi niyetli, temiz yüzlü, iyi aile çocuklarını anlatıyor.
“Aslında seni unuttum, 40 yılda bir gelirsin aklıma romantik şarkı dinlerken. O da neden bilmiyorum, yaptıklarını hazmedemiyorum” diyen “Kalpsizsin” adlı şarkınızı birini düşünerek mi yazdınız?
-Evet ama kim olduğunu söyleyemem!
Tuvalette şarkı söylerim:
İlk klibin çekileceği şarkı:
Ezgi Başaran
Kaynak : http://www.hurriyet.com.tr/cumartesi/10645747.asp?gid=66
28 Ocak 2009 Çarşamba
"mim"lenmişim :)"

23 Ocak 2009 Cuma
"küçük mutluluklar"
Güzel bir tebessümü var, ince, akıllı...
Dünya halinden uzak, umarsız, halimize bakıp gülüyor.
Küçücük insancıklarız bir onun gözünde, sürekli oradan oraya koşturuyoruz.
Hep daha iyisi için, daha güzeli için, daha pahalısı için.
Asla tatmin olmuyoruz...
Hırslarımız komik geliyor ona,
Sahi ne gerek var bu kadar ciddiye almaya?
Benim yerim burası diyor, fazla beklentim yok.
Daha iyi , daha mutlu olmak ve faydalı olmaktır istediğim; kendime karşı, evrene karşı.
Bu kadar basittir işte yaşamak,
Ayaklarını sallayarak ayın kuyruğunda oturmak gerekmez,
Sizin gezegeniniz var mı? Ya da bir eviniz?
Küçük mutluluklarla döşeyin o halde,
Güzellikler serpiştirin,
Bir yerlerde hâlâ iyiliğin kaldığını görelim...
22 Ocak 2009 Perşembe
"birisi tatil mi dedi!"
İşyerinde çok yorucu iki gün geçirdim, kolumu kaldıracak halim yok!
Az önce kendime 5 dakika ayırıp bir meyve yiyim dedim mandalinanın kabuğunu soydum ve pat.! zavallı mandalinamı yiyemeden yere yapıştırdım :)
Artık yorgunluktan ellerim de tutmuyor yani!
Mart ayında gerçekleştireceğim bir organizasyon için bir süredir kolları sıvadım, gerekli kişilerle irtibata geçmek, doğru gün ve saati ayarlamak, bir yandan da bir sürü kendini bir şey zanneden adamla muhattab olmak, "bizi seçin , biz tek olmalıyız" gibilerinden böbürlenmelerini dinlemekten sıkıldım.
Hepsinin ne mal olduğunu gayet iyi bildiğim için "hı hı hı hı..."diyerek dinleyip ardından bildiğimi söylüyorum ve bu şekilde işleyişi sürdürüyoruz katılıyor musunuz?" diyorum, o tavırlarından eser kalmadan balıklama atlıyorlar.
İnsan idaresi en zor iş, herkes ayrı telden çalıyor...
Ama işimde kalıcılığımı ispatlamak için bu organizasyonun sorumluluğunu ben isteyerek üzerime aldım, istedim ki benim bu konuda tecrübeli olduğumu ve altından kalkabileceğimi görsünler.
Diğer senede aynı kadroda çalışmak istiyorum, hele ki bu işsizlikte 3 sene önceki maaşımı da alsam razıyım.Çünkü başvurduğum hiç bir yerden yanıt gelmedi, bir çok arkadaşım işten çıkarıldı, bir çoğu maaşını alamıyor ve en çok da 4 sene boyunca üniversite okuyup bu durumlara düştüğümüze üzülüyorum.
Neyse uzun lafın kısası bu organizasyon beni yoracak hatta öyle ki o hafta muhtemelen oturamayacak kadar yoğun olacağım ama olsun sağlığım olursa ben hepsinin üstesinden gelirim.
Ve....Beni mutlu eden asıl olaya gelelim,nihayet yarın karne günü:)
Ardından güzel bir sömestr tatili beni bekliyor, bir haftası kesin de 2.hafta işe çağırılma ihtimalim olsa da ben geç kalkıp, keyifli kahvaltılar edip, incik boncuk yapmak istiyorum. Bir de evde olmadığım için yemek pişirememekten şikayetçiydim, artık bu hafta midem de izin verirse güzel yemekler pişirmek istiyorum, bir de havalar böyle güzel giderse yürüyüş ve gezmek de planlarım arasında :)
Şöyle hem ruhumun hem gözümün hem de gönlümün doyduğu bir hafta geçecek!
Karıncalarımı özleyeceğim tabii, onların masum soruları, gelip gelip sarılmaları, seni çok seviyorum demeleri, komik halleri, heceleyerek okumaya çalışmaları, bilmiş tavırları olmadan biraz zor olacak ama, tatil varsa işin ucunda hiç sorun değil, keyfime bakacağım.
Yazıya eklediğim şarkıda Sertab Erener'in dediği gibi "hayat beklemez" tatil de öyle :))
21 Ocak 2009 Çarşamba
"moral"

"kimse"

19 Ocak 2009 Pazartesi
"ara sıra"
Günümüzün yalnız,yüzeysel, suratsız, bencil, hep önce iş diyerek bir günaydın'ı bile esirgeyen, laftan anlamaz, hoşgörüsü sıfıra inmiş,resmi,değer vermeyen,robotlaşmış,ruhu çürümüş, buz gibi katı insanlarına adıyorum bu güzel şiiri. Sıyrılın artık şu aptal rollerinizden, yapmacık tavırlarınız sizi birer kuklaya çevirmiş farkında değil misiniz?
Yorgunsunuz, bitkinsiniz, ruhsuzsunuz, yerlerde sürünüyorsunuz...
Ne kadar maske takarsanız takın ben içinizi görüyorum hepinizin!
Bizler eşya değiliz, yaşıyoruz, nefes alıyoruz.
Biraz gülümseyin, biraz ısının, biraz olsun iyimser bakmaya çalışın olur mu?
Günün birinde yapayalnız kaldığınızda, bir yerlerde bir hata yaptığınızın farkına varacaksınız ama çok geç olacak...
Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,
Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla....
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,
Ama;
''Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.
Yoksa , zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama; ''Çaya kaç şeker alırsın?''
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...
Can Yücel
"Tekrar Çal Sam!"
Yazan : Woody AllenÇeviren : İhsan Mursaloğlu
Yöneten : Ragıp Yavuz
Dramaturg : Arzu Işıtman
Dekor Tasarımı : Barış Dinçel
Kostüm Tasarımı : Duygu Türkekul
Işık Tasarımı : Murat Özdemir
Efekt Tasarımı : Yusuf Tuncer
Oyuncular


Öncelikle bu oyunu 2 kez izlediğimi belirtmek isterim. "Harika" bir komedi oyunu, öyle ki son yıllarda izlediğim en iyi oyun diyebilirim. Arda Aydın, Sevtap Çapan, Sezai Aydın,Sevinç Erbulak ve Derya Çetinel tek kelimeyle harika bir uyum içindeler, oyuncuların şahane performanslarının yanısıra hem müzikler, hem dekor hem de kostümler ayrıca bir renk katıyor izleyenlere!
Oyunun orjinal metninde "evin perisi" yer almıyor ve peri bize yönetmen Ragıp Yavuz'un bir hediyesi aslında. Oyun boyunca oyuna o kadar hakim bir o kadar da şirin ki, iyi ki oyuna dahil olmuş dedirtiyor insana.
Son derece keyifli 2 saat geçirmek ve hayatımızda yaşadığımız karmaşıklığa sahnede keyifle tanık olmak istiyorsanız emekle işlenmiş, şahane oyunculuklarla harmanlanmış bu oyun tam size göre :)
Şimdiden iyi seyirler!
"cumartesi ne yaptım :)"
"günaydınlar" dedim, şöyle güzel bir müzik eşliğinde güne başlayalım istedim:)Ben nasılım peki Cuma'dan beri, hala pıtırcık sevgi insanı ruh halimde miyim:)
Evet,evet her şeye rağmen diyelim, malum alerjik nezlem azmıştı ve cuma akşamı yerini normal nezleye bıraktı...Ağzım burnum akıyor ve gözlerim kurbağa gözü gibi oldu:)Bu kışın ilk nezlesi hayırlı uğurlu olsun diyelim, herkes geçirmişti ben o arada zehirlenmekle meşguldum, tam midem geçti ohh derken nezle çıktı başıma:)Sabır sabır ya sabır!
Bu halde cumartesi ultrason için sabahın köründe kalkıp hastaneye gittim. Elimde mendil, salya sümük, kıpkırmızı gözlerle paramı yatırdım, randevu saatinden 10 dakika önce bekleme koltuğuna oturdum. Benden önceki randevu içerden çıktı,sıra bana geldi. Sekreter kız biraz bekleteceğiz dedi, kağıtlarımı aldı. Bekle bekle ses yok, 10 dakika oldu, içerden nihayet çıkan sekreter bu sefer de Ultrason makinası arızalandı dedi."Haydaaaaa!"Normalde hastaneyi alt üst edip sekreter kızın canına okuyacak olan, damarına basılınca gözü dünyayı görmeyen, haksızlığa tahammülü olmayan ben ne yaptım?Aptalca gülümsedim, niyeyse:) Biraz daha bekleteceğiz teknik servisi arıyoruz.İyi de ben 12 saatten fazladır aç aç dolaşıyorum, ultrason için açlık gerekiyor, sabahın köründe kalktım geldim bu sümüklü halimle bir de ultrason bozuldu diyor bana koskoca hastane!Boğulacak gibi oldum ama tepki vermeye halim olmadığı için suratıma yapışan o çaresiz aptal gülümsemeyle 5 dakika daha beklerim dedim.Sonra hala ses çıkmayınca girdim odaya "efendim, şeyy, kem küm" daha yeni aranmış teknik servis, gelecek de bakacak da.."oooo ölme eşeğim ölme paramı geri verin gidiyorum ben"dedim.Böylece tatil günümde boşu boşuna sabahın köründe kalkmış oldum, ama her işte bir hayır vardır diyerek de kendimi telkin etmeyi ihmal etmedim.Malum yapacak başka bir şey yoktu.
Sonra eve geldim biraz yatıp uyudum, grip ilacı, vitamin aldım. Bana mısın demedi ama! O halde hırs yaptım öğleden sonra ailemle tiyatroya gittik. Elimde mendiller, kucağımda mendiller :) Sürekli hapşıran sürekli hönküren biri olarak ilk sıradan en beğendiğim oyunu 2.kez ne kadar hasta olsam da azimle izledim:)
Oyunla ilgili detaylı bilgiyi paylaşacağım sizinle, şimdi iş yerindeyim ve biraz daha iyiyim. Gözlerim yarı kurbağa gözü ve en azından 100 değil 30 kere hapşırıyorum:))
Amann bu da geçer, her kış aynı şey, sevmiyorum işte kış mevsimini, zorla mı!
Tiyatro oyununu da yazacağım bir ara,
Tekrar günaydınlar efendim :)
EMEĞE SAYGI
neler yazmışım neler...
- Şubat 2015 (1)
- Aralık 2013 (1)
- Ağustos 2013 (1)
- Aralık 2012 (1)
- Şubat 2012 (2)
- Ocak 2012 (2)
- Kasım 2011 (2)
- Ekim 2011 (8)
- Eylül 2011 (6)
- Ağustos 2011 (6)
- Temmuz 2011 (8)
- Haziran 2011 (10)
- Mayıs 2011 (20)
- Nisan 2011 (13)
- Mart 2011 (5)
- Şubat 2011 (7)
- Ocak 2011 (12)
- Aralık 2010 (16)
- Kasım 2010 (9)
- Ekim 2010 (3)
- Eylül 2010 (6)
- Ağustos 2010 (10)
- Temmuz 2010 (2)
- Haziran 2010 (9)
- Mayıs 2010 (7)
- Nisan 2010 (7)
- Mart 2010 (13)
- Şubat 2010 (11)
- Ocak 2010 (4)
- Aralık 2009 (2)
- Kasım 2009 (5)
- Ekim 2009 (2)
- Eylül 2009 (4)
- Ağustos 2009 (8)
- Temmuz 2009 (2)
- Haziran 2009 (9)
- Mayıs 2009 (15)
- Nisan 2009 (19)
- Mart 2009 (18)
- Şubat 2009 (14)
- Ocak 2009 (23)
- Aralık 2008 (18)




