Fotoğrafım
Türkiye
Bir zamanlar ful yaprakları adında bir çiçek kız vardı.Saçları tuhaftı.Bir tutamı domates kırmızısı,perçemleri havuç rengi,kalanlarsa ahududu şerbeti gibi kızıldı.Pembe gözlükleriyle dünyayı ve insanları koşulsuz sevmeye kararlıydı ama gerçekleri görmesi zaman almadı.Canını yakanlardan kurtulmayı denedi, doğrulup toparlandı,gözyaşlarını sildi ve aynaya baktı. Gülümseyerek kendine bir söz verdi.Çiçek kızın hayattaki serüveni her daim taptaze ve rengarenk olacaktı... İletişim : fulyapraklari@hotmail.com

değer verenler

18 Şubat 2010 Perşembe

"Aşk'a düşersen"



Aşka gönül ile düşersen yanarsın.
Zeka ile düşersen kavrulursun.
Akıl ile düşersen çıldırırsın.
Duygu ile düşersen gülünç olursun.
Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin.
Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç.


Özdemir Asaf (Yuvarlağın köşeleri...)

17 Şubat 2010 Çarşamba

"içimde güneş..."

Herkese günaydın,
Pencerenin dışındaki değil de içimdeki güneşle beraberim bugün,
Acı çekmem gerekiyordu, çektim,
Hepsi di'li geçmiş zamanda kaldı,
Hani diyordum ya gelse önce boynuna sarılır sonra suratına bir tokat patlatırım diye,
Şimdi gelse yüzüne bile bakmam, o kadar nötr bakıyorum artık,
Benim binde birimi bile hak etmiyor o,
Yepyeni bir sayfaya açıyorum kapımı,
Aklım temiz, kalbim temiz, yaralarımı sardım,çoktan kabuk bağladı...
Baharın erken geleceğini hissediyorum bu sene,
Ve tüm çiçeklerin benim yolumda açacağını...

9 Şubat 2010 Salı

"Kalp durur, akıl unutur"

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içindeiyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için
önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadarönemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken,
günaha elsürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...

Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da“lezzet” kattığını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.

O ne durur, ne de unutur ...

MEVLANA

8 Şubat 2010 Pazartesi

"Her son bir başlangıçtır"


Mesajlar, mailler sıkıldım artık,
Bir son vermeli bu işe dedim,
Nefesimi tuttum, aradım...
Neden yaptım bilemiyorum, sesini duyduğumda paramparça olacağımı sezdiğim halde.
Duydum, evet dağıldım, parçalarım hava uçuştu.
Dayanamadım,
Ama o ses ona ait değildi sanki,
O kadar bezgin, yorgun, bitkin, mahçup, ağlamaklı.
Bitmişti.
Pişmanlıktan, acıdan.
Beni her istediğinde göremeyecek olmak, aramızadaki mesafe, Amerika..bir de çok uyumlu olmamız imiş sorunlar.
Güldüm,
Komikti gerçekten de.
Uyumluyuz biz fazla uyumlu,
Kavga mı etmeliydik dedim.
En yakın ağabeyine benden bahsetmişti, şimdi de neler yaptığını anlatmış.
Adam onunla o günden beri konuşmuyormuş.Anladığım kadarıyla etrafındaki herkes kararını yanlış bulmuş.
Haklılar dedim.
Aynaya bile bakamıyorum ben ne yaptım diye diyor, nasıl mahvettim diye, sadece bu daha iyi olur dedim, sana sonradan ben gidiyorum demektense baştan seni daha da üzmemek için böyle söylemek istedim ama çok yanlış yaptım, korktum, beceremedim, seni oyalayan biri olmayayım diye uğraşırken neler yaptım ben dedi...
Kokusunu özlediğimi fark ettim, onu da..ağladım biraz ama o duymadı,
sustum,
Sonra çok yüzeysel olarak geçmişte geçirdiğim rahatsızlığı ve bu gelgitlerin üzüntülerin onu tetikleyebileceğinden bahsettim,
Daha da yıkıldı,
Hayır gerçekten yıkıldığını hissettim,
Senin için en iyisi uzak durmam ve duracağım dedi.
Pişmanlık, utanç, mahcubiyet hepsi bende var dedi.
Farkındaydım, benden beter durumdaydı.
Ben acı çekiyorum ama geçecek,
O ise acı çektirdi, vicdan azabı, utancı çok daha fazla.
Yine de kızamıyorum ona, canıma okusa da kızamıyorum, hala seviyorum çünkü.
Biri karşıma çıkıncaya, kalbim yeniden acıdan vazgeçip mutluluk için çarpmaya başlayıncaya kadar üzüleceğim biraz..
İçim biraz olsun daha rahat.
Dağılsam da artık aramayacağını ve haberleşmeyeceğimi biliyorum.
Bu gelgitler olmadan, onu hatırlamadan daha kolay atlatılacak bir durum olacak.
Paramparçayım ama ölmedim daha =)
Eski bir Gündoğarken şarkısındaki gibi,

Güzel günler bitmedi
Güneş hala parlıyor
Herşey eskisi gibi
Ancak sensiz sürüyor
Farketmiyor yokluğun
Aynı sesler duyduğum
Sensizlik bir başka tat
Sensizde sürer hayat
Sevgiler hiç bitmiyor
Bu demek değil ayrılık
Bu demek değil herşey bitti
Bu demek değil güneş yok artık
Buluta girdi
Herşey eskisi gibi
Ancak sensiz sürüyor
Sevgiler hiç bitmiyor

"Şans diliyorum"

Koluma yaptırmak istediğim dövme figürüne yakın bir resim ekledim yazıma.
Hepimizin ihtiyacı olan şansı belki de derime işletirsem işler yoluna girer diye mi düşünüyorum bilemiyorum.
Belki de ben gerçekten şanslıyım ki başından atlatıyorum.
Nasıl geçiyor diye merak edenler için söylüyorum, biraz dengesiz ama iyiye doğru bir akışım var.
Cuma akşamı benim gibi kafası karışmış bir arkadaşımla alkol ve sohbet ikilisini yanımıza alarak biraz yaramızı temizlemeye çalıştık, neden insan alkole ya da başka bir şeye başvurur bilemiyorum ama beyindeki düşünce uyuşmasına iyi geldiğine eminim.
Ardından haftasonu iyi bir enerji seansıyla üzerimdeki sıkıntıyı, onu, bana yaşattıklarından doğan bedensel sıkıntıları atmaya çalıştım.
Neden diye sormaktan vazgeçtim mesela,
Hala içimde bir yerlerde bu soru ben buradayım dese de sormamak için kendimi tuttum,
Daha önce 2,5 sene ilişki yaşadığım insanı nasıl kırmamaya çalışarak, samimiyetle, hazırlayarak ona durumu anlatmaya çalıştığımı, bir de en son yaşadıklarımı düşündüm,üslubu düşündüm.
Pazar günü attığı sonuçsuz boş sözcükler ve neden böyle yaptım ben sana, ne olursa olsun düşüncem değişmedi ama seni hep seveceğim mesajlarına "Ben seni son görüştüğümüz gün Amerika uçağına bindirdim, artık sesini duymak istemiyorum" diyerek cevap verdim.
Bir de utanmadan yakında arayacağım, dayanamam ben, sesini özledim demesine şaşırıp kızdım, iyi ki kurtuldum böylesi gizli kalmış bir dengesizlikten dedim...

Sonuç olarak her geçen gün daha da iyi olacağımı biliyorum,
Tüm bu yaşananların midemde sıkıntı ve kalbimde kuvvetli çarpıntı olarak bana gelmesinden de hoşnut değilim.
Farklı uğraşlar, gezintiler, arkadaşlarla sohbetler, yeni insanlarla tanışmalar olacak elbet.
Blog dostlarımın mesajları, yardımları, tavsiyeleri bana güç verecek,
Bunları yaşadıkça daha da törpüleneceğim,
Karıncalarım yeni ders dönemine başladı bugün, onları severim, koklarım, bir de sarılırım, o enerjiyle bir şeyim kalmaz.
Geçmişi düşünmemek, şu an ve gelecek için umutlanmak lazım,
Madem dipteyiz, artık yukarı çıkmaktan başka çare de yok,o halde gülümsemeliyim.
Kendimi her şeyin iyi olacağına inandırmalı ve bu duruma keskin bir son vermeliyim.
Her şey iyi olacak.
Olmalı.
Sözleri umut yüklü, güzel bir şarkı da eşlik etmeli tüm bunlara,
Pink Martini - Hang on Little Tomato.
Şarkıyı bulduğunuzda sesi açın ve en iyi yerlerinde eşlik edin bana,

"You gotta hold on, hold on through the night
Hang on, things will be all right
Even when it's dark
And not a bit of sparkling
Sing-song sunshine from above
Spreading rays of sunny love

And so I hold on to his advice
When change is hard and not so nice
You listen to your heart the whole night through
Your sunny someday will come one day soon to you..."

5 Şubat 2010 Cuma

"Karışık"


Daha iyiyim gibi, belki de değilim bilemiyorum.
Aşık olmuşum ben, uzun zamandır ilk kez aşık olmuştum,sanırım tutunmaya çok ihtiyacım vardı, o yüzden fazlasıyla saçıldım etrafa, pembe gözlükleri çıkaramadım.
"seviyorum ama gidince üzmek istemiyorum ne yapayım, hiç başlamamam gerekirdi biliyorum ama tutamadım kendimi sana aşık oldum..."
Karmaşadan yazdım mı hatırlamıyorum, İstanbul'a 2,5 saat mesafede bir şehirde oturuyor.Nedir ki 2.5 saat.Her özlediğinde beni göremeyeceğini düşünmek bile zor geliyormuş ona.Bir de fazla uyumluymuşuz biz..fazla ortak yanımız varmış...
Mesaj, mail, tek tük onlar da.
Bu kadar acı çektirmesine rağmen onu özlediğime inanamıyorum, hala ona sarılmak istediğime de..bir yandan da şiddetli bir tokat patlatmak istiyorum suratında..
Ne istediğimi ben biliyor muyum acaba...
Pişmanlığını hissediyorum,gerçekten çok pişman,çok mutsuz bunu da hissediyorum.
Enerjiye başlamadan öncesinde ve sonrasında daha da şiddetlenen 6.hissim bunu söylüyor.
Peki o 6.hissim, öyle kolay kolay yanılmayan 6.hissim neden hala bitmediğini söylüyor, neden sonucun böyle olduğunu da kavrayamıyor.
Netice bahane işte bahane.
Kafa karışıklığı.
İnkarlar, öyle olduğuna inanmalar.
Saçma sapan bir durum.
Sevgili Peren ; Jehan Barbur'un varlığını getirdi aklıma,
O tınılarda gezinmeliyim şimdi.
İşlerin başına dönmeliyim.
Nasılsa mutluluk yok, sadece bir yol o, ya da bir an.
Arada kalmışlık ve kabullenememek duygusu bıraksın yakamı artık,
Eski ful yaprağı olmak istiyorum ben,
Bir an önce...

4 Şubat 2010 Perşembe

"Panzehir"



Şu olan biten var ya boş ver ona
Taş yağsın isterse çok sürmez
Dakka şaşma dakka yaşamaya bak
Ne geçmişi düşün, ne gelecekten kork!

Ömer Hayyam

3 Şubat 2010 Çarşamba

"çiçeğim nerede?"



Yazının üst kısmındaki fotoğraf "küçük prens"ten...
Hani şu "çiçeğim olmadan asla "diyen küçük sevimli adam...
"İnsanın bir çiçeği olmalı, uzakta olsa bile yıldızlara baktığında onun varlığını düşünmesi ona ne kadar mutluluk verir öyle değil mi?"felsefesini bana sevdiren küçük prens...
Bu yazının bir de şarkısı var,
şarkısını dinlemeden sakın okumayın derim ben,
Eğer şarkısı eşliğinde okuyacaksanız daha da bir anlam kazanır,işte linki ,
Youtube'u izleyemeyenler olur diye künyesini de vereyim şarkının,
Devics - Blue Miss Sunday.
Son zamanlarda duyduğum en iç acıtan,yürek kanatan şarkısı,
Hele şu günlerde duyar duymaz gözyaşlarına boğuyor beni,
Şarkıyı edindiyseniz ve play tuşuna bastıysanız o halde başlayabilirim anlatmaya...

Ne oldu bu ful'e böyle?
Acıdan mı bahsetti, biz alışık değiliz dediğinizi duyar gibiyim.
En azından son zamanlarda...
Ne kadar da mutluydum, enerji doluydum...
Ful, bir vardı bir yoktu işte,masala dahil olduğunu sandı ama değilmiş şükür ki çabuk anladı...
Birdenbire ellerinden tutan bir şeyler söyledi, çok fazla şey söyledi...
Özetini anlatmak gerekirse dedi ki "seni seviyorum ben, hayatımda hiç kimseyi bu kadar sevmedim, öyle bağlandım ki sana bu beni korkutuyor..."ve dedi ki "yazın Amerika'ya gideceğim ben, işlerimi halletmek zorundayım, seni burada bırakırsam olmaz, içim öyle acıyor ki..O zamana kadar sana delice bağlanacağım daha da fazla, seni görmeden yapamayacağım..Sen fazla harikasın, çok mutluydum ben ama bunu sana yapamam"dedi...

"Bunları önceden bile bile neden başladın,neden işyerime geldin, neden sürprizler yaptın, neden defalarca aradın, neden ufak hediyeler aldın bana neden anılar biriktirdin,neden aşktan bahsettin o zaman" dedim.Bunlardan çok daha da fazlasını söyledim aslında.

"Tutamadım kendimi, sana öyle kapıldım ki, bunları düşünmem bile çok saçma aslında akışına bırakmalıyım ama öyle hassasın ki seni üzmek istemiyorum,korktum evet , kaçıyorum"dedi.

Bitti...
Düşündüm, ne kadar gereksiz bir hamle olduğunu, her şeyi bombok ettiğini...
Önce biraz ağladım şokun ve sinirimin etkisiyle, ertesi gün açıldım...
Ne kadar saygısız, bencil olduğunu, sevgi laflarının palavrasına, bu bahanesine asla inanmadığımı herşeyi söyledim...Söylerken öyle sakindim ki ben bile şaşırdım.
"..." dedi,
"İnsan mutluluğu yakaladığını bile bile neden kaçar?" dedim,
"Korkuyorum , çok bağlanıyorum sana. Senin gibisini hiç görmedim hala seviyorum seni hala ama çok acı çekeceğimi hissediyorum senden uzakta olunca "dedi.
"Mutlu olmaktan korkan bir insanı ilk kez görüyorum" dedim.
Sakinlikle hatta alaycılıkla her şeyi söyledim ben de içimdeki herşeyi,
Güldüm, kahkaha bile attım, artık sinirimden mi kederimden mi onu bilemiyorum,
Tesellim baştan her şeyi görebilmek, yolun başından dönebilmek.
Yine yeniden hayata başlarım elbet ama her seferinde içimden bir şeyler kopuyor..Sonunda hiç bir şey kalmayacak gibi geliyor şu minicik kalbimde...
Kendimi aptal gibi hissediyorum.

Onun için özel baskısını arayıp bulduğum, aldığım ama vermediğim -hatta iyi ki vermediğim-hediyesinin içinde yazdığı gibi,

"okursan eğlenirsin, inanırsan hayatın kayar..."

Ben inandım...
Hepsi bu.

26 Ocak 2010 Salı

"Sanat yasak tanır mı?"

Sabah gazetede aşağıdaki haberi okudum:

Sağlık Bakanlığı’nın Öteki Tiyatro’ya, Oğuz Atay’ın, “Korkuyu Beklerken” adlı oyununda, başrol oyuncusunun “sahnede sigara içtiği” gerekçesiyle uyarı cezası vermesi tiyatrocuların tepkisine neden oldu.
Tiyatrocular, başta Devlet tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin olmak üzere uygulamayı saçma ve abartılı buldular.Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, sigaranın zararlarının tiyatro oyunlarında da anlatıldığını belirterek, “Kulis, fuaye gibi yerlerde sigara içirmiyoruz. İkisini birbirinden iyi ayırmak gerekiyor. Sağlık Bakanlığı’na bu konuda hassas olmaları için yazı göndereceğiz” dedi.Sahnede sigaraya ceza kesilmesine tiyatro sanatçıları tepki gösterdi ve uygulamanın çok saçma olduğunu dile getirdi.

Sağlık Bakanlığı’nın denetçileri Tuğrul Demir ve A. İhsan Mermer, iki sezondur sahnelenen “Korkuyu Beklerken” oyununun 15 Ocak’taki gösterimini, seyirci gibi bilet alarak izlediler. İki denetçi, oyundan sonra sahnede sigara içildiği gerekçesiyle başrol oyuncusu Fatih Al hakkında tutanak tutmak istedi. Tiyatronun kurucusu ve oyunun yönetmeni Murat Karahüseyinoğlu’nun itirazıyla ceza tiyatroya kesildi. Denetim elemanları, bir daha sahnede sigara içilmesi durumunda ağır ceza verileceği uyarısında da bulundular. Ceza kesildikten iki gün sonra da Çankaya Belediyesi zabıta ekipleri kontrole geldi...

Şimdi bu habere ağlanır mı evet ağlanır...
Sigara kullanıyor musunuz?
Ben kullanmıyorum,kısa bir dönem kullandım o da ara ara, evet ama içmiyorum epeydir, sağlığıma dikkat ediyorum çünkü zaten yeterince derdim var, canım isterse o kadar kimyasal zehiri içime çekeceğime direk pipoya tütün koyar içerim...
Ama bu benim tercihimdir, ben içmem ama "sen" içebilirsin,"o" içebilir.
Benim yanımda içersen buna laf edebilme hakkım vardır, senin içine çekip de dışarı attığını solumak zorunda değilim derim, üstüm başım kokmaz, alerjim tutmaz, öksürmeden gözlerim yaşarmadan kafede oturabilirim.Sen dışarıda içip gelirsin ama bu sefer de sen içtiğinin tadını alamazsın, kışın bir içeri girer içkini içersin, sonra dıları çıkar sigaranı içer yine içeri girersin.İkisi bir arada olmaz.Sen kendince haklısındır ama bende haklıyımdır.Bu da böyle olmamalıdır buna da başka bir çözüm bulunmalıdır bence o da apayrı bir konu...
Ama tiyatro sahnesinde bir sigara yasağını ise ilk kez duyuyorum.Müjdat Gezen güzel söylemiş, " Tiyatroya önerim, oyunu tiyatronun damını açıp oynasınlar. Rahat rahat sigara içip, sonra kapatabilirler. Doğru olduğuna inanmak istemiyorum. Oyun olduğunu anlamıyorlar mı? Tam bir sigara düşmanıyım, hayatımda hiç sigara içmedim, ama bu rol gereği yapılan birşey. Oyunda katil de olursun, içki de içersin. O zaman içki ruhsatı mı isteyecekler? Buna Aziz Nesin bile cevap bulamazdı. Bu durumda Hamlet artık oynanamaz. Çünkü içinde 9 cinayet var. O zaman Cinayet Masası ekipleri gelip, oyunu basabilir. Daha neler göreceğiz kim bilir?"diye...

Sanatta yasak olur mu, sanat yasak tanır mı?
Oyuncu sahnede sigara içti diye ceza kesilir mi?
Bunu yapanların emir kulu olduğunu düşünürsek emir verenleri de düşünebilir miyiz?
Bence düşünmeliyiz,
Bu sefer ağlanacak halimize de gülmemeliyiz artık,
Ağlamalıyız.
Bize neler oluyor diye,
Günden güne ne kadar kötüye gittiğimize...

18 Ocak 2010 Pazartesi

"Birdenbire"


John Lennon der ki " Hayat, biz planlar yaparken başımıza gelenlerin toplamıdır..."

Bu kısacık yazıyı okurken oğlu Sean Lennon'un "Parachute" şarkısını dinlemenizi öneririm şiddetle!

Öyledir işte her anı süprizlerle doludur hayatın,

Tıpkı ;

birdenbire hayatıma girişi,

birdenbire içimi aydınlatışı,

birdenbire tüm olumsuzlukları bana unutturuşu gibi,

"birdenbire" tuttu elimden,birdenbire kocaman gülümseyerek gözlerime baktı...

Bu davranışı karşısında o kadar şaşkın, o kadar mutlu ve o kadar şükranla baktım ki ona...Belki de anlıktı mutluluğum belki de uzun zaman sürecek bilemedim...ama evet dedim bu masalı denemeye değer...

Aklımda yoktu hiç böyle bir şey,

Her şey birdenbire oldu, Orhan Veli'nin şiirindeki gibi...

Halen var olan ama üstesinden gelmek için çırpınıp durduğum olumsuzlukları, hastalıkları, yoğunlukları, her türlü negatif enerjiyi bana unutturup yepyeni bir sayfa açtı...

Onu ben çağırdım biliyorum, tüm enerjimle istedim onu, gelsin beni sarsın sımsıkı diye..

Geldi ve beni buldu işte...

Daha minicik, daha bebek, daha yepyeni, daha taptaze, ışıl ışıl...

Hep böyle kalsın ister yüreğim...

Berrak, sade ve alabildiğine güzel...

Her şey zaten güzel, çok daha güzel olacak!

7 Ocak 2010 Perşembe

"Koyunlar cinnet geçirir mi?"

Bir çoklarının keyfi yerinde, durmadan harcıyorlar gözlemliyoruz, son model arabalar, villalar,nereden geliyor bu değirmenin suyu bilemiyoruz..
Biz ise 3 sene önce aldığımız maaşa talim, kimimiz işsizlikten kırılarak, emekli maaşlarıyla geçinmeye çabalayarak, onu buna denkleştirerek, zevklerimizden kısarak, kemerleri sıkarak yaşamaya çalışıyoruz.
Geldikleri günden beri sırtımızdan zamları eksik etmeyenler yılbaşında yaptıkları rekor zamlarla canımıza okumaya son sürat devam ediyorlar.
Posamızı çıktı artık, ne olacak bilemiyorum.
Sevgili Başak blogunda bu sorunu dile getirmiş, sürekli düşürülen ücretlerimiz ve acımasızca yapılan zamlar sayesinde hayatımız yakında yaşanılmaz kılınacak ve toplumca cinnet geçireceğiz gibime geliyor.Son yıllardaki suç oranı artışından,işlenen feci cinayetlerden,hırsızlıklardan bahsetmeye gerek yok sanırım...
Düz mantıkla sürekli artan gider ve azalan gelirin getirisi olaylar zincirine hepimiz günden güne dahil olmaktayız.
Vergilerimiz yüksek, dünyanın en pahalı benzinin kullanıyoruz, cep telefonu konuşmaları, ınternet ateş pahası...Mutfak masrafımıza duyurulmadan yeni zamlarla yeni yükler getiriyorlar.
Üstüne üstlük hala da her şeye zam yağıyor...
Doğalgaz - % 15
Elektrik -% 1,32
Tütün Ürünleri - % 40
Özel Öğretim -% 10 ila 25

Benzin-3,64 TL'ye ulaştı..
Köprü,otoyol, ulaşım ücretleri,
Ulşaıma zam demek her şeye zam demek...
İnsanımıza soruyorlar televizyonlarda vatandaşım gülerek "ne yapalım alıştık artık sıkacağız kemerleri" diyor.
Ses çıkarmak yok, sorgulamak yok, koyun sürüsü güdülüyor sanki..
İçimize atıyoruz, dişimizi sıkıyoruz, bütçemizden artırmaya çalışıyoruz, ayın ortasına tek kuruş kalmıyor...
Alacağımız kitap, yiyeceğimiz yemek ya da o güzel kaban bir kaç ay sonraya sarkıyor çoğu zaman...
Hep bir şeylerden ödün vermek zorunda kalıyoruz, deli gibi çalışıyoruz ama aldığımızı kısıyor da kısıyoruz, yetiştiemeye uğraşıyoruz.
Bir zaman radyo programcısı Nihat Sırdar'ın başlattığı bir kampanya vardı her gün aynı saatte kornalar çalınıyordu benzin zammını protesto etmek için,işe de yaramıştı hani, benzin fiyatları gerilemişti bir dönem.

Yine bir şeyler yapılabilir bence,
düşünmeliyiz, fikir üretmeliyiz...
Hayat standardımız giderek düşüyor...
Yorumlarınızı, fikirlerinizi bekliyor, bu konuyu sizlerin de bloglarınızda duyurmanızı diliyorum...

5 Ocak 2010 Salı

"Taptaze bir sene"



Yepyeni bir sene,
Yepyeni bir blog tasarımı,
Ve yepyeni bir hayat demiştim!


Yeni yılın ilk günü,
Mini mini bir kıvılcım geldi çaktı, oturdu yüreğime,
Sonunun ne olacağını düşünmeden baktım ki kıvılcım büyüyebilir biz isteyince!

Yılın ilk gününe, bugüne dek yaşamadığım bir şekilde başlangıç yaptım.
Harika bir gün geçirdim, öyle ki tüm hatırlamak istemediğim anılarımı gölgede bırakıp içimi kıpır kıpır edecek bir gün...
Fazla detaylandırmak ve anlatmak istemiyorum büyüsü bozulmasın diye ama şunu söyleyebilirim merakta bırakmamak için; olumlu enerjilerimi evrene gönderdiğimde bana bu sefer "evet" cevabıyla karşılık verdi.

Sonunun ne olacağını bilemem ama ne olursa olsun özlemişim bu kelebekleri ben,hepsini özgür bıraktım, rengarenk, mutlu mutlu uçuşsunlar midemde!
Herkese şahane bir "ilk hafta" diliyorum,
Yeni senenin ilk haftasının çok önemli olduğunu unutmayın sakın!
Tüm olumlu enerjinizi ve dileklerinizi sıralayın!
Yeni senede daha çok yazacağım ve müzik blogumu ihmal etmeyeceğim biliyorsunuz..
Bu sene ve bundan sonraki seneler artık "benim" :)
Herkese sevgiler, öpücükler!

23 Aralık 2009 Çarşamba

"yine ego yine ego"




Perşembe günü bir üşümedir aldı beni, ardından ateşim çıktı,
Bu kış nezle olmuştum,atlatmıştım.
İkinci olarak bir de farenjite açtık kapıları, 5 gün raporluydum, antibiyotik ve ilaçlar yan etkilerini her zaman olduğu gibi şiddettle hissettirdi:(
Ama şimdi iyiyim çok şükür,ben güçlü bir ful yaprağıyım ve bunu iş yerime gelince daha da iyi anladım!
Mr.Ego'dan bahsetmiştim önceki yazılarımda, okumayanlar için 1.yazı ve 2.yazı burada...
Yine boş durmamış yokluğumu fırsat bilerek arkamdan işler çevirmiş...Bu adam hiç rahat durmuyor neden o değil de ben hasta oluyorum diye geçirdim içimden, neden iyiler değil de kötüler ayakta hep, yada bazen gözüme öyle gibi görünüyor.
Hasta olduğum günden bir önceki gün bir etkinlik düzenledim, çocuklar çıldırdı, bayıldılar, çok memnun kalındı.O kadar ilgi vardı ki bu ilginin yarattığı heyecan ve meraktan biraz kargaşa çıktı tabii, ama o da bir şekilde halledildi.O gün koşturmaktan kan ter içinde kaldım ama etkinliğe gelen grup bile bana çiçek vererek her şeyin harika olduğunu,çok iyi ağırlandıklarını söyledikten sonra keyfim yerine geldi...
Tüm karıncalar eğlendi, oradan oraya koşturdu, teşekkür etti...
Tabii herkesin memnun kaldığı bir etkinliği düzenlemek bazılarını memnun etmedi.
Kuyu kazmak işinde usta olan bir takım ego kuvvetleri yine iş başına geçmiş ben hastayken...
Etkinlikteki ufak tefek ne aksaklık varsa saçma sapan hepsini üşenmemiş kalem kalem yazmış ve tüm üst yönetime,yönetime göndermiş:)
Okuduğumda hiç kızmadım aksine mutlu oldum,
Ayağa kalkmak için iyi bir neden bu ful dedim...Sen böylelerine pabuç bırakacak insan değilsin kalk güçlü ol dedim:)
Cevabımı yazıp gönderdim, ve içimden onun için merhamet ve iyi niyet diledim.
Bu şekilde yaşayarak insanların gözünde ne komik duruma düştüğünü, koskoca adamın başkalarının hatalarından ya da zaaflarından kendine pay çıkartarak beslenmesinin ne kadar iğrenç bir şey olduğunu bir kez daha fark ettim.
Olmayanları olmuş gibi göstererek bana iftira atmıştı bu adam herşey beklenir ondan her şey dedim..O yüzden şaşırmadım belki de...
Hep kötüler kazanıyor gibi geliyor ama onlar sadece acınacak haldeler...
İyilik mutlaka kazanır, yapılan kötülükler onlara misliyle geri döner,
Tüm inancım bu...tabii olması gereken de...
Sizin de bu konu hakkındaki yorumlarınızı bekliyorum!

9 Aralık 2009 Çarşamba

"Değişim"

2008'in Aralık ayında blog yazmaya başlamıştım.
Blog sayfam tam "1" yaşında...
İlk başlarda çekingen ve yalnız ardından daha cesaretli ve kalabalık:)
Klasik ama içten bir şeyler söylemek isterim, çok güzel dostlar edindim, herkese çok teşekür ederim.
Bir sene içinde "339" izleyiciye ve "20900" görüntülenmeye ulaştığım için çok çok mutlu ve geleceğimden daha da umutluyum:)
Son zamanlarda hayatımda yaşadığım pek çok problemden ötürü yazılarıma eski şiddetiyle devam edemesem de en kısa zamanda daha iyi olacağımı biliyorum.
Pek çok blog arkadaşım mail ya da blog yoluyla bana ulaşmış,merak etmiş, nasıl olduğumu sormuş.
"Ben iyiyim, çok iyiyim", sağlık sorunları ufak tefek yaşanıyor malum hepimizin öyle, ama kalbim çok iyi.
Sanki üzerimden büyük bir acı kalktı, büyük bir kırgınlık kalktı.
O ise bu zaman aralığında bana mesajlarla, mailllerle ya da telefonla ulaştı, bir şeyler söyledi, bir şeyler yazdı,kendini savunmak adına belki,ama kalan son kırıntıları da süpürdü gitti.
Kırıldım yine yazıklarına ve söylediklerine ve artık uzun bir süre haberleşmeyelim dedim.
Bir takım tahminlerim vardı, yine haklı çıktığımı üzülerek de olsa gördüm.
Kendim için en iyi ve en doğru kararı vermenin huzuruyla yaşıyorum artık. Aslında birbirimize ne kadar zıt temel taşlarımız varmış diyorum, enerji uzmanıma çok teşekkür ediyorum, kendime dönmemi içimi görmemi ve zihnimi bedenimi hayata açmamı sağladığı için,farklı bir gözden hayatım için gerekli olanları ve olmayanları görmemde bana yardımcı olduğu için.
Yaşadıklarımı anlatmaya yönelik kelimeler bulamıyorum aslında, aldığım enerji, akabindeki değişimler, gördüklerim,duyduklarım,hayatımdaki köklü değişim, yıkılan hayallerim, geleceğimin yön değiştirmesi,bambaşka bir yola çıkmam, yalnızlığım ve tüm bu olumsuzluklara,benim telaşlı ve çabuk demoralize olan benliğime karşın soğukkanlılığım, iç huzurum ve umudum...
Kelimlerle anlatamadığım şeyler oluyor işte...
Özüme dönüyorum.
Her seferinde içim acıya acıya nasır tuttum belki de..belki de gerçekten kendimi buldum. Kendimi üzenlerden kaçıp iyiliklere ve güzel olanlara yol açıyorum.
İyiydi,güzeldi,sevimliydi, yaşandı ve bitti diye bakıyorum.
Sonsuz kırgınlıklarımı, üzüntülerimi,ağıtlarımı görmek ve duymak istemiyorum.
Niye bitti dersem altından kalkamayacağını bildiğim için sorulardan kaçınıyorum.
Büyük beklentiler içine girmemeliyim diye düşünüyorum ve şu an tamamen kendi yağımla kavruluyorum.
Dostlarım, ailem, arkadaşlarım beni hiç yalnız bırakmıyor, eskisinden çok daha yakınız birbirimize.Ben mutlu oldukça onlar benim adıma mutlu oluyorlar.
Ben de mutluyum, henüz farkına varamadığım kadar büyük değişimler içine giriyorum.
Günden güne daha da büyüyorum,
O eski umutlu, neşeli ful geri geliyor,

Yeni yılda ;

taptaze bir kalple,

yepyeni tasarlanmış "ikinci yılına girmiş" bir blog sayfasıyla,

parlak umutlarla,
yeni aşklarla,

yeni yazılarla,

yeni mutluluklarımla burada olacağım...

25 Kasım 2009 Çarşamba

Ayça'nın Küpeleri!

Sevgili Ayça el emeği göz nuru tasarımlarını ETSY'de sergiliyor biliyorsunuz,
Şimdi de her pazartesi bir hediye kampanyası düzenlemiş,
Detaylara buradan,
Ayça'nın şahane tasarımlarına ise buradan ulaşabilirsiniz,
Bu turkuaz küpeler ise benim favorim!

"Eğlence"

Dün malum öğretmenler günüydü, gündüz yeni yeni tanıdığım ama çok sevdiğim bir iş arkadaşım ziyarete geldi beni, güzel bir sohbetin ardından kahve falı baktık birbirimize:)
İnanılmaz bir insan, bu bana 2.fal bakışı, her ikisinde de içimde ne var ne yok bildi,benim özelimi bilmeden üstelik...en ince detaylarıyla hem de...öyle işte "hayatında biri var, şöyle böyle kısmet var" gibi değil..ayrılıkları sebeplerini, diğer tüm mevzuları...
O eciş büçüş telvelerin nasıl hayatıma dönüştüğünü anlayamasam da ben de içimden geldiğinde iyi fal bakan biri olarak kurcalamıyorum pek, elektriğimiz çok iyi tuttuğu için benim ona baktığım fallarda da şaşırtıcı bir şekilde resmen hikayeler görüyor ve dakikalarca bir sürü şey söylüyorum ve biliyorum, anlamasam da içimden geliyor..
Dedim ya gerçekten enteresan,o da enerji almış geçenlerde ve benim uzmanımı tavsiye ettim ona da, bu konuda gerçekten özel biri, öyle hissediyorum...
Gündüz böyle geçerken dün gece ise bir güzel eğlence düzenlediler çalıştığımız kurumda.
Ama ben eğlencenin içindeyken dahi olayın sosyolojik boyutunu araştırmaya çalışan biri gibi hissettim kendimi, nedenine gelirsek böyle durumlara pek de alışık olmayan ev kedisi olarak insanların kendinden geçerek dans ettiği,göbek attığı ortamlara yabancıyımdır.
Pek de sevmem açıkçası, benim dinlediğim müziğe de yaşam tarzıma da uymaz.Ama işte içinde bulunduğum durum sebebiyle katıldım, değişiklik olur diye düşündüm, iyi de oldu. Eğlendim, az da olsa dans ettim, bol şarkı söyledim, çok gözlem yaptım, şarap kadehleri eşlik etti bana gece boyunca...
Herkes çakır keyif oldu ben bir türlü olamadım:) Minimini olduğuma bakmayın, ben kolay sarhoş olmam, olmak istedim içtim içtim ama yok olmadı, ne bünyeymiş dedim kendi kendime:)
İçkili ortamlarda eğer sarhoş değilseniz etrafınızdaki olan bitenler size çok komik hatta absürd gelebilir!
Ders anında gördüğünüz o beyefendi adamlar rüyanızda göremeyeceğiniz garip danslarla titrerken,o ciddi kadınlar hobareeeyy diye saçlarını savurarak tepinirken gerçekten de iyi ki sarhoş olamıyorum dedim içimden:)
Netice hepimiz eğlendik, bazıları fazla fazla...
Ama o ortamlara ait olmadığımı bir kez daha gördüm, bazı insanlar eğlence için yaratılmıştır, hemen hooop piste atarlar kendilerini. Tadını çıkarırlar..
Ben zorla kaldırılmaya çalışılıp hadi amaaa dedirtilenlerdenim:)
Belki de burada samimi bir arkadaş grubum olsaydı daha farklı olabilirdi ama işte yine de uzun zaman üstüne eğlendim, değişiklik oldu bana,
Süslenip püslenip de insan içine karışmamıştım epeydir,
Demiştik ya güneş her gün yenden doğuyor diye,
İçim buruktu hala, ama hayat devam ediyor dedim.
evet devam ediyor.....

21 Kasım 2009 Cumartesi

Bugün benim doğum günüm:)


Bugün benim doğum günüm...

Her şeye rağmen yaşamanın ne kadar güzel olduğunu iliklerime kadar hissediyorum,

Pastamın üstü mumlarla dolu,

Her mum yepyeni bir umudu simgeliyor benim için,

İyiliğimin mutlaka beni ödüllendireceğini biliyorum,

Gözlerimi kapatıyor ve dileklerimi diliyorum,

1...2...3..........


NİCE SAĞLIKLI, MUTLU,AŞK DOLU SENELERE!


P.S. Mutlu olabilmek için küçük ipuçlarım var,

16 Kasım 2009 Pazartesi

"Kelebek küpeler ve bitişin hüzünlü öyküsü"

Arabanın tavanına yağmur damlaları düşüyor, tıkır tıkır sesler duyuyorum giderek şiddetlenen.
Camlardan aşağı seller akıyor sanki, görüntü kayboluyor, giderek dışarıyı göremiyorum, camlardaki buğudan mı yoksa gözlerimdeki yaşlardan mı bilemiyorum.
Zor bir süreç atlattım, kırılma noktası dediklerinden.
Ne yaşamam gerekiyorsa yaşadım, hatta sağlık problemim tekrar ortaya çıkmasın diye kendimi çok üzmemeye çalışarak bolca telkin ederek yaşadım.
Her şeyi ama her şeyi gözden geçirdim.
İnce eledim sık dokudum.
Bir karar verdim.
Dün bana sarılıp hıçkırarak ağladığında “senin suçun yok hata bendeydi, hayatta en çok sevdiğim sendin onu da kendim kaybettim” dediğinde içimden kopan parçaları yeniden yerine koyamayacağım kadar uzağa fırlattığımı fark ettim.
Acı o kadar keskindi ki, kalbim göğüs kafesimi parçalayarak çıkıp kendini can havliyle ayırdı bedenimden.
Bomboş kaldı içim, hiçbir şey söyleyemedim ne kendime,ne ona…
Sadece ne kadar çabalarsam ve söylersem söyleyeyim ondaki bu çelişkinin kurbanı olmaktan yorgun düştüğümü ağlayarak anlatabildim.
Tüm kırgınlıklarımın, yorgunluklarımın beni erittiğini söyleyebildim.
İçimde birikenlerin hepsi dökülemedi dudaklarımdan ama hayatımın bugüne kadarki en güzel 2 yılını ona verdiğimi bilmenin huzuru vardı içimde.
Çok iyi ve dürüst biri olduğunu bildiğim için içim rahattı, bugüne kadar hep güzel anıları yaşattırmıştı bana.
Kendimin,benliğimin ve ruhumun farkına vardığımdan beri ortaya çıkan her türlü sorunla tek başıma mücadele edip net olmamakla beni suçladığında dahi bunun gerçekten böyle olmadığını biliyordum.
Tüm bu kırgınlığımın içimdeki her şeyi soldurduğunu ve tehlikenin sinyaller vererek geldiğini, her türlü belirtiye rağmen hiçbir tedbir almadığını acı içinde fark ettiğini de biliyorum.
Şimdi… Yalnızım, yalnızız yeniden.
Doğum günüme sayılı günler kala yeniden doğacağım anı bekliyorum.
Elbette ki içim paramparça, buruğum, kötüyüm, dokunsanız yaşlar akıyor içimden ama güçlü durmam gerektiğinin de farkındayım.
Sağlığım için, kendim için bir yerlerden başlamak zorundayım.
Doğum günümde görüşemezsek diye dün bana verdiği kırmızı bir kutudan çıkan 2 zarif küpe var avucumda, biri kelebek diğeri kar tanesi,
Onları hayatımın sonuna kadar saklayacağım, bunu o da biliyor,
Tıpkı ona verdiğim değer gibi yoğun olacak küpelere yüklediğim anlam,
Ağlarken onun yüzüne kondurduğum öpücükler de şu an sel gibi akan gözyaşlarım da kelebek olup bir çift küpeye dönüşecek,
Ve güneş yarın yeniden doğacak tıpkı bugün olduğu gibi…

12 Kasım 2009 Perşembe

"Minik sevinçler"


Herkese Günaydın,
Sağlık dolu, umut dolu, endişelerden uzak, gönlümüzce bir gün olsun..
Etrafımda olup bitenleri izliyorum, o kadar endişe ediyorum ki olan bitenlerden, virüslerden, politik gelişmelerden,küresel ısınmadan,gdo'lu gıdalardan, insanların çaresizliğinden haberdar olmak içimi sıkıyor, daralıyorum.
Televizyon izlemeyi çoktan bırakmıştım ama arada bakıyordum genel kültürüm azalmasın diye, haberleri açıyorsunuz pandemik salgının bilançosu, başka kanalda öldürülen bilgisayar cini bir çocuk, bir diğerinde gdo'lu gıdalar helaldir siz bilmediğiniz işe karışmayın diyen zihniyetler, bir diğerinde küresel ısınma yüzünden dünyanın dönüş hızında artış yaşandığına dair bilim adamlarının araştırma sonuçları, bir diğerinde zamlar, diğerinde yok kıyamet kopacak mı yok şöyle mi böyle mi?
Terazinin diğer kefesinde de evlenme programına çıkan 70'lik dedeler, yemek masasında birbirinin gözünün içine baka baka yalan söyleyen para hırsının getirisi insanlar, Behlül Bihter aşkının geleceğini işleyen garip bir zihniyet var. Artık neyin doğru neyin yanlış olduğunu da bilmiyorum.
Neyse, malumunuz yazılarımı okuyanlar bilirler benim eğitim sektöründen ekmek yediğimi.
İşim zordur, emek ister ama karıncalarım bana sevgi verir, onlara bir sarılırım hepsi geçer.
Şimdilerde değil sarılmak, aynı ortamda bile bulunmak çok güç...
Zor günler yaşıyoruz, pandemik grip salgını bazı karıncalarıma bulaştı, çoğu o malum virüsü taşımıyor ama yine de şiddetli grip geçiriyor, kimileri nezle(benim geçen hafta olduğum gibi)...
Elimizde antibakteriyel mendillerle masalarımızın, eşyalarımızın,kapıkollarının üzerlerini siliyoruz,
Temizlik görevlilerimiz günde defalarca dezenfektanlarla etrafı hijyenik hale getirmeye çalışıyor, Eşyaları tuttuktan sonra elimi yıkıyorum, hatta ve hatta eldivenle tutuyorum.Sürekli camlarımız açık, hava soğuk olsa bile havayı hep temiz tutmaya çalışıyoruz.
Oğlu rahatsızlanan ve geceyi hastanede geçirmek zorunda kalan bir iş arkadaşım şu an hasta, şiddetli grip geçiriyor, orada çok hasta vardı diyor,maalesef ona da bulaştı..
Son günlerde her evde, her yerde hastalar var.İnsanlar panik içinde, endişe içinde,planladığımız bir çok etkinliği nasıl yapacağımızı düşünüyoruz. Aralıkta var, Ocakta var,peki o zamana ne olacak? Hiç bir şey bilmiyoruz, hacı adaylarının getireceği yeni virüslerle bu virüs etkileşecek mi bilemiyoruz.
İnsanlar korkak, kimse kimseyle tokalaşmıyor,öpüşmüyor haklı olarak.Ten temasımız kalmadı, halbuki ten temasının hem psikolojik hem de fiziksel etkilerini biliyorsunuzdur, vücuda iyi elektrik geçmesinin ne kadar önemli olduğunu da.ama bu salgın yüzünden korkumuzdan kimseyle bir temasımız kalmadı.
Giderek yalnızlaştığımızı gözlemliyorum.
Belki de çok kalabalık bir ortamda çalışmanın getirdiği bir durumdan ötürü bu paniği bu kadar yakından takip edebiliyorum.Bilemiyorum ama bundan önceki günlerimiz ne kadar rahatmış diyebiliyorum.Umarım bu zor günler bir an önce geçer gider.Herkes yine eski temposuna döner.
Tüm hastalar şifa bulur.
Kısacası tadı,tuzu,biberi kalmayan hayatımızda, bu kadar üzüntü ev endişe içinde minicik sevinçlerimiz olsun, hayatımıza bir nebze olsun renk getirmek için eğer sağlıklıysanız buna şükredin,insanlara yardım edin, iyi işler yapın,güzel şarkılar söyleyin...
Bence hepimiz "evrene" güzel mesajlar göndermeliyiz ve bol bol dua etmeliyiz.
Yaşamak o kadar zorlaştı ki,
Hayat bu ara bize dalgın olma, hata yapma lüksü vermiyor, mükemmel yaşayacaksınız diyor.
Eğer bir açığımızı yakalarsa vay halimize...

20 Ekim 2009 Salı

"Lütfen yorumlarınızla renk katın bu "siyah" yazıya..."

Bu yazının fon müziği : Beirut - "Un derrier verre" olmalı...
Yazılarımın neden azaldığına dair ilk ipucu bir önceki yazımda gelmişti.
Bir enerji uzmanına gittiğimi yazmıştım,tabii ki paramın yettiğince gidebiliyorum o da ayrı konu, ama işin özü gerçekten faydasını gördüm ve şu an yine ona gitmek ve tüm bu acımdan arınmak istiyorum...
Önceki yazılarımı okuyanlar kafamın karışık olduğunun da farkına varmıştır elbet.
İnsan en çok sevdiklerinden zarar görürmüş,doğrudur...
Erkek arkadaşımla aramda minik problemler vardı, o bunların çok da farkında değildi belki ama o minicik iltihap yayıldıkça yayıldı ve şu an bütün ilişkimizi kapladı. Ona göre sorun yok hala, lay lay lom gidiyor hayatı, 2 sene olur, 3 sene olur, beklerim sanki ben, benim duygularım hayallerim yok, bir eşya gibi beklerim..onu sevdiğim çok sevdiğim için sabrediyordum ama artık sabrım kalmadı...
Ben bu kadar didinirken onun rahatlığı, genişliği batıyor bana, önemsemiyor hiç bir şeyi, bugün ne yaptın diyorum hiç..diyor..hiç hiç hiç...
Ona göre ben çok planlı,programlı ve aceleciyim.Daha doğrusu belirlilik istiyorum hayatta, planım olsun, her şey belirli olsun, çok beklemek sıkıyor beni,plan yaparsanız beklemek daha kısa sürüyor.Tıpkı gideceği limanı bilen bir geminin kendinden emin rotasında ilerleyişi gibi...
Bana göre ise ben tüm bu planlarıma ve aceleciliğime karşın aynı zamanda çok ama çok sabırlıyım.hatta haddinden fazla sabırlıyım.
Askerlik sürecinden önce işe girmemek için direnişleri, bahaneleri, bir sene boyunca tamamdır her şey düzelir diye bekleyişlerim, askere gitmeden önceki kaprisleri, beni üzmeleri, tamamdır askerlik psikoljisi diye katlanışlarım.Ardından askerin ilk aylarındaki şikayetleri, bitmek bilmez şikayetler sonucu üzülmelerim, aklımın onda kalması,çocuk gibi geri geleceğim demeleri,hepsine sabırla, sevgiyle yaklaşmalarım.Onu özleyişim, bekleyişim, umutlanışım...
Bana söyledikleri, verdiği sözler, benim aileme söylediklerim, mesuliyetlerim...
Ve şimdi...
Askerlik bitti çok şükür derken, aslında her şeyin yeni başladığını görmemle birlikte bende pek çok devre alt üst oldu,karmakarışık oldum.
Bu aralar daha doğrusu geldiğinden beri didişmelerimiz sürüyor, kırıyorum, kırılıyorum.
Kendi açımdan niye haklıyım biliyor musunuz? Ben 2buçuk sene zamanımı verdiysem ve askerliğini beklediysem döndüğünde verdiği sözler için hareket beklerim,o kadar zaman boyunca iş aramaya üşenen bir adam hayal etmedim ben, sabahlara kadar bilgisayar oyunu oynayan, bir kaç işe başvurdu diye bir hafta boyunca hiç bir ilanı takip etmeyen ve bu ilanlara başvursak sanki olacak,kısmetim varsa gelir beni bulur diyen bir adamı da hayal etmedim.
Beni sahiplenecek, benimle birlikte yürüyecek, ben dürtüklemeden sorumluluklarını yerine getirecek bir adam hayal ettim.
Ben vıdıvıdı etmeyi sevmiyorum, istemiyorum, o işini yapsın ben işimi yapayım, bu kadar basit.Ama ben söylemezsem 20 yıl geçer, yine de tek bir şey yapmaz...
Bu yaşa gelmiş bir adamı,onu bekleyen güzeller güzeli sevgilisi varken bilgisayar oyunları ve öğlen kahveleri kurtaracak sanki...
Netten ilan bakamam bakmasını bilmiyorum, o kadar ilanı kim tarayacak diyen biri benim evlilikte sorumluluğumu nasıl alacak?Bütün bu kurtlar kemiriyor işte beynimi.Düşüncelerim sel olmuş akıyor, taşıyorum kendimden...
Kuşkusuz tüm gün ayaklarına karasular inene kadar gez iş ara da demiyorum, görmek istediğim sadece çaba!İkimiz için bir şeyler yapması..Bu o kadar büyük bir sorumluluk ki, böyle bir konuda bu kadar pasif ve rahat kalması diğer tüm artılarını götürüyor, bana aşık olsun, deliler gibi aşığım desin, bizim geleceğimiz için tek adım atmadıkça, habire kafam karışık dedikçe, bir öyle bir böyle aylar geçtikçe ben nasıl olur da onu daha fazla bekleyebilir ve geleceğimizden endişe duymadan içim rahat uyuyabilirim.
Ben bu kadar sevgim, ilgim, senelerimle eğer onu yanında olmuşsam, ondan da bir çaba görmek istiyorum haklı olarak,bu konuyu en az 10 kere konuştuysak artık 11.yi konuşmak istemiyorum.
Tamam evet haklısın her şey düzelecek denilip de 2 gün sonra yine aynı kabusların içinde kendimi kaybetmek istemiyorum.
Neden böyle oldu, neden bu kadar rahat davranıyor, neden bir dediği diğeriyle uyuşmuyor onu da bilemiyorum, kendi de bilmiyor.Neden böyle yapıyorsun diyorum bilmiyorum diyor..
tek gözlemlediğim ben savaşçıyım, becerikliyim, asla bugünün işini yarına bırakmayanım.
O ise ...
Bu kadar ciddi farklılıklarımız neden şimdi ortaya çıktı?Neden bu kadar keskin hissettim ve neden bu karakter ayrılığının çok önemli bir damarda olduğunu hissediyorum bilemiyorum.
Ben bunca sevgime karşılık bunları duyarak ne hale geliyorum haberi var mı acaba?
Konuşmaları beni kırıyor, parçalıyor...
Artık konuşmak istemiyorum, köşeme çekildim, daha fazla yıpranmak istemiyorum, işte kendi haline bıraktım onu, istediği her şeyi yapabilir ama bensizken tad alır mı bilemiyorum...
Bu arada belki de düzelir her şey, çaba gösterir, karşılığını alır,hiç üzülmeyiz boş yere...
Sevgimize bir zarar gelmez umarım...
İncecik bir çizginin üzerindeyim ve dua ediyorum,
Ve sizden de beni tanımasanız da bilmeseniz de benim için dua etmenizi istiyorum,
Hatta evrendeki tüm kafası karışık kadınlar için, sevgisini veren, mutuluk isteyen ve sorumluluğu sırtlamaktan yorgun düşen tüm kadınlar için..
Hakkımda hayırlı olan neyse o olsun...
Lütfen yorumlarınızla renk katın bu "siyah" yazıya,
Yazacaklarınız benim için bu yazının"beyazı" olacak...

13 Ekim 2009 Salı

"başlıksız"

Sanatçıyı düşün,
Didinip uğraşan bir sanatçı karşısında eserini görmek ister, heykel,portre,cam bir vazo belki de ya da beste..
Eser bir türlü ortaya çıkmıyosa, o eserin üzerinde çalışmayı bırakır yeni bir eser yaratmaya bakar...

Bu satırlar az önce içimden geldi,
Uzun zaman oldu farkındayım arkadaşlarım,
Sizleri özledim hem de çok,
Enerji almaya başladım, bir uzmana gidiyordum bir kaç haftadır,
Sağlık sorunlarımla cebelleşmekten yılmıştım,
Çok faydasını gördüm,
Meğer o ağrıların,sızıların içinde ne duygular ne birikimler varmış da haberim yokmuş,hepsinden kurtuldum çok şükür.
Ara ara yine gitmeye devam edeceğim, hassas insan olmak zor zanaat.Adeta kemikleşmiş duygularım var,hepsini-tüm negatifliği alıyor bende uzmanım...
Karıncalarım çok fazla bu sene, onlarla tüm gün uğraşmak zaten tüm zamanımı alıyor,
Bir de sevgilim var malum, o da ayrı bir bebek, ilgi istiyor sevgi istiyor,askerden döndü döneli zaten kavga gürültü gidiyor sebebini anlayamıyorum,
İş bulma durumları var şimdi, o amaçsız gibi, yeni gelmiş olmanın bir getirisi var tabii, bunu inkar etmiyorum.
Sadece sorumluluğunu bilsin ve yapsın istiyorum,günde 1 saat ayırmak...yapmayınca da soru işaretlerim artıyor,
Evlilik zor iş, her şeyi ben yapacaksam,dürtüklemeyle yürüteceksem bu işlerin altından kalkamam gibi geliyor,paylaşım lazım.
Geçicek diye umud ediyorum bilemiyorum ama bir izleme sürecindeyim şu an,
Evlilik ciddi iş..
Yazının ilk başındaki kelimleri yazan bir sanatçı oldum ben de, izliyorum şu an,
Sonsuz sevgim, çabam, desteğim, ilgim için...

Metin Rengi

24 Eylül 2009 Perşembe

Okulda ilk gün

Okulda ilk gün,
Ben siyah önlüklerin zamanından geldim, beyaz yakam vardı kenarları fırfırlı,
Annem özenle ütülerdi o yakaları,
Çocukken düşünürdüm neden "siyah" giyiyoruz diye?
Çok şükür şimdikiler öyle değil,
Kırmızı bir beslenme çantam vardı, üstündeki walt disney kahramanları gülümserdi bana, çok iyi hatırlıyorum o beslenme çantasını, içindeki yemek kaplarını, kekleri, elimi silmek için annemin koydupu sabunlu mendili...
Erken kalkıp zorla içtiğim sütü, okulun ilk günündeki karın ağrımı...nasıl unutabilirim.
Bahçede sıraya girdiğimizde hep en önde olurdum, çünkü en minik bendim...
Tüm okula hayatım boyunca hep herkesten minik oldum, her okulun maskotuydum adeta, büyük sınıflardan gelip yanaklarımı sıkıp ne tatlı bu derlerdi, nefret ederdim.
Orta son sınıftayken beni hazırlıkta sanarlardı çıldırırdım.
Ne zaman ki minyon olmanın aslında bir avantaj olduğunu anladığım yaşa geldim, o zaman tüm bu duygularımdan arındım.

Bugün karıncalarımın ilk günü...
Yepyeni formalar, ütülü etekler, bembeyaz diz altı çoraplar, gıcır gıcır ayakkabılar, en moda çantalar, meraklı ve endişeli gözler, ellerinde kamerayla gelip ilk okul gününü ölümsüzleştiren aileler...

Peki ya başkaları?

Okuyamayanlar, aile baskısı, töre, imkansızlıklar, fakirlik yüzünden geceler boyu ağlayan kızlar, oğlanlar...
Zehir gibi zekaları, azimleri,güçleri olup da defter kitap alamayan,öğretmene hasret kalan,
Okula gitmek çin saatlerce karın,buzun içinde donarak yürümek zorunda kalan çocuklarımız...

Ne büyük bir uçurum var hayatta,
Ne kadar da keskin ucu bir bıçak gibi..

Giderek derinleşen bir yara...

9 Eylül 2009 Çarşamba

"Hala umudum var"

Zor günler
Bir gün mutlaka geldiği gibi gider...
Zor günler
Bildiğin herşey gibi kaybolup gider...
Biliyorum, yorgunsun
Çoktan unutulmuşsun
Hiçbirşey aynı kalmaz!
Yarın belli olmaz!

Benim hala umudum var
Hala umudum var.

Şimdi sen,
"Güvendiğim sularda boğuldum" dedin
Tesadüfen
Belki balık olsan kurtulsan,
Kimbilir?
Gel dinlen yanımda!
Gel saklan arkamda!
İstersen konuşma,
Onlar hep sorarlar

Benim hala umudum var
Hala umudum var...

[Aylin Aslım/Gel-git,2000]

7 Eylül 2009 Pazartesi

"Yorum yaparken..."

Eski bir yazımı okudum bu sabah işte tam burada...
İçimdekileri ne kadar sade bir o kadar da keskin ifade etmişim dedim,
Yaşamayan bilemez ama en azından anlar beni dedim,
Ne kadar da içim acımıştı o yazıyı yazarken,
Hoş, artık hiç bir şey içimi fazlasıyla acıt-a-mıyor,
Mesela,
Bana "adını dahi yazma açıklığında bulunmayan" bir okur "yorum" yazmış,
yazılarımın ilkokul çocuğunun kompozisyon derslerinde yazdıkları kadar basit olduğunu söylemiş...
"Sağ klik yapmaya izin vermiyorsunuz ama korkmayın" demiş "bu yazıları kimse çalmaz..."
Ben edebi bir köşe yazdığımı düşünmüyorum, öykü yazmıyorum, köşe yazısı hiç yazmıyorum.
Bu kişi benim yazı alanında ödül aldığımı, üniversite derecelerimi falan bilse ne olur bilmese ne olur diye düşünüyorum, kimliğimi açıklamak, kendimi kanıtlamak, egomu katlamak gibi bir amacım yok ki benim.
Sonuçta koskoca evrende öylesine dolaşıyoruz.
Bilmez ki ben "nelerle" boğuşuyorum,hepsini yazsam neler düşünürsünüz kim bilir...
Ben sadece "hayatı" paylaşıyorum,
Rengarenk, çoğu zamanda çocukca...
Sıradan, öylesine, karalayarak, yazıp da fazla düzeltmeden...
Beni seven ve okuyanlar,bana çok güzel mesajlar gönderenler, dostlarım var bunu da biliyorum,
Ama yazılarımın asla basit olduğunu düşünmüyorum, özellikle kelime dağarcığı konusunda...
Eleştiri iyidir, güzeldir, insanı olumlu olarak değiştirir,
Yeter ki insanlar birbirini eleştirirken "o incecik çizgiyi" aşmasınlar...
Güzel ve sağlık dolu bir hafta diliyorum herkese!

2 Eylül 2009 Çarşamba

"kısa kısa"

Öylece geçip gidiyor zaman,
Askerin gelmesine sayılı günler kaldı, gelince sımsıkı sarılacağım ona,
Umarım elimizi bir daha hiç bırakmayız ve her şey düzenli yolunda ilerler.
İyi işler buluruz, iyi bir hayatımız olur...
Hayat hep beklentiymiş meğer,beklemekten yorgun düşmekmiş,
Sonunda hep güzel bir ışık göreceğime inandığım için her şeyi bekledim,
O ışık yaklaşıyor gibi geliyor artık,
Şu sevimli velet gibi olmak istiyorum,
Dertlenmeden umarsızca yaşamak.

EMEĞE SAYGI

Internet-Gazete-Dergi ve her türlü basılı yayın için geçerlidir : Yazılarımdan ismim ve adresim link gösterilmek suretiyle alıntı yapılabilir. İzinsiz emek hırsızlığı durumunda hakkımı "hukuki çerçevede" sonuna kadar arayacağıma emin olabilirsiniz.Emeğe saygı gösterdiğiniz için teşekkürler!