
- Ful yaprakları
- Türkiye
- Bir zamanlar ful yaprakları adında bir çiçek kız vardı.Saçları tuhaftı.Bir tutamı domates kırmızısı,perçemleri havuç rengi,kalanlarsa ahududu şerbeti gibi kızıldı.Pembe gözlükleriyle dünyayı ve insanları koşulsuz sevmeye kararlıydı ama gerçekleri görmesi zaman almadı.Canını yakanlardan kurtulmayı denedi, doğrulup toparlandı,gözyaşlarını sildi ve aynaya baktı. Gülümseyerek kendine bir söz verdi.Çiçek kızın hayattaki serüveni her daim taptaze ve rengarenk olacaktı... İletişim : fulyapraklari@hotmail.com
Yazılarım - Etiketler
değer verenler
18 Şubat 2010 Perşembe
"Aşk'a düşersen"

17 Şubat 2010 Çarşamba
"içimde güneş..."
Herkese günaydın,Pencerenin dışındaki değil de içimdeki güneşle beraberim bugün,
Acı çekmem gerekiyordu, çektim,
Hepsi di'li geçmiş zamanda kaldı,
Hani diyordum ya gelse önce boynuna sarılır sonra suratına bir tokat patlatırım diye,
Şimdi gelse yüzüne bile bakmam, o kadar nötr bakıyorum artık,
Benim binde birimi bile hak etmiyor o,
Yepyeni bir sayfaya açıyorum kapımı,
Aklım temiz, kalbim temiz, yaralarımı sardım,çoktan kabuk bağladı...
Baharın erken geleceğini hissediyorum bu sene,
Ve tüm çiçeklerin benim yolumda açacağını...
9 Şubat 2010 Salı
"Kalp durur, akıl unutur"
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içindeiyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için
önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadarönemli olduğunu öğrendim.
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken,
günaha elsürmemek olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da“lezzet” kattığını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...
MEVLANA
8 Şubat 2010 Pazartesi
"Her son bir başlangıçtır"

"Şans diliyorum"
Koluma yaptırmak istediğim dövme figürüne yakın bir resim ekledim yazıma.Hepimizin ihtiyacı olan şansı belki de derime işletirsem işler yoluna girer diye mi düşünüyorum bilemiyorum.
Belki de ben gerçekten şanslıyım ki başından atlatıyorum.
Nasıl geçiyor diye merak edenler için söylüyorum, biraz dengesiz ama iyiye doğru bir akışım var.
Cuma akşamı benim gibi kafası karışmış bir arkadaşımla alkol ve sohbet ikilisini yanımıza alarak biraz yaramızı temizlemeye çalıştık, neden insan alkole ya da başka bir şeye başvurur bilemiyorum ama beyindeki düşünce uyuşmasına iyi geldiğine eminim.
Ardından haftasonu iyi bir enerji seansıyla üzerimdeki sıkıntıyı, onu, bana yaşattıklarından doğan bedensel sıkıntıları atmaya çalıştım.
Neden diye sormaktan vazgeçtim mesela,
Hala içimde bir yerlerde bu soru ben buradayım dese de sormamak için kendimi tuttum,
Daha önce 2,5 sene ilişki yaşadığım insanı nasıl kırmamaya çalışarak, samimiyetle, hazırlayarak ona durumu anlatmaya çalıştığımı, bir de en son yaşadıklarımı düşündüm,üslubu düşündüm.
Pazar günü attığı sonuçsuz boş sözcükler ve neden böyle yaptım ben sana, ne olursa olsun düşüncem değişmedi ama seni hep seveceğim mesajlarına "Ben seni son görüştüğümüz gün Amerika uçağına bindirdim, artık sesini duymak istemiyorum" diyerek cevap verdim.
Bir de utanmadan yakında arayacağım, dayanamam ben, sesini özledim demesine şaşırıp kızdım, iyi ki kurtuldum böylesi gizli kalmış bir dengesizlikten dedim...
Sonuç olarak her geçen gün daha da iyi olacağımı biliyorum,
Tüm bu yaşananların midemde sıkıntı ve kalbimde kuvvetli çarpıntı olarak bana gelmesinden de hoşnut değilim.
Farklı uğraşlar, gezintiler, arkadaşlarla sohbetler, yeni insanlarla tanışmalar olacak elbet.
Blog dostlarımın mesajları, yardımları, tavsiyeleri bana güç verecek,
Bunları yaşadıkça daha da törpüleneceğim,
Karıncalarım yeni ders dönemine başladı bugün, onları severim, koklarım, bir de sarılırım, o enerjiyle bir şeyim kalmaz.
Geçmişi düşünmemek, şu an ve gelecek için umutlanmak lazım,
Madem dipteyiz, artık yukarı çıkmaktan başka çare de yok,o halde gülümsemeliyim.
Kendimi her şeyin iyi olacağına inandırmalı ve bu duruma keskin bir son vermeliyim.
Her şey iyi olacak.
Olmalı.
Sözleri umut yüklü, güzel bir şarkı da eşlik etmeli tüm bunlara,
Pink Martini - Hang on Little Tomato.
Şarkıyı bulduğunuzda sesi açın ve en iyi yerlerinde eşlik edin bana,
"You gotta hold on, hold on through the night
Hang on, things will be all right
Even when it's dark
And not a bit of sparkling
Sing-song sunshine from above
Spreading rays of sunny love
And so I hold on to his advice
When change is hard and not so nice
You listen to your heart the whole night through
Your sunny someday will come one day soon to you..."
5 Şubat 2010 Cuma
"Karışık"

4 Şubat 2010 Perşembe
3 Şubat 2010 Çarşamba
"çiçeğim nerede?"

Son zamanlarda duyduğum en iç acıtan,yürek kanatan şarkısı,
Hele şu günlerde duyar duymaz gözyaşlarına boğuyor beni,
"okursan eğlenirsin, inanırsan hayatın kayar..."
26 Ocak 2010 Salı
"Sanat yasak tanır mı?"
Sabah gazetede aşağıdaki haberi okudum:Sağlık Bakanlığı’nın Öteki Tiyatro’ya, Oğuz Atay’ın, “Korkuyu Beklerken” adlı oyununda, başrol oyuncusunun “sahnede sigara içtiği” gerekçesiyle uyarı cezası vermesi tiyatrocuların tepkisine neden oldu.
Tiyatrocular, başta Devlet tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin olmak üzere uygulamayı saçma ve abartılı buldular.Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, sigaranın zararlarının tiyatro oyunlarında da anlatıldığını belirterek, “Kulis, fuaye gibi yerlerde sigara içirmiyoruz. İkisini birbirinden iyi ayırmak gerekiyor. Sağlık Bakanlığı’na bu konuda hassas olmaları için yazı göndereceğiz” dedi.Sahnede sigaraya ceza kesilmesine tiyatro sanatçıları tepki gösterdi ve uygulamanın çok saçma olduğunu dile getirdi.
Sağlık Bakanlığı’nın denetçileri Tuğrul Demir ve A. İhsan Mermer, iki sezondur sahnelenen “Korkuyu Beklerken” oyununun 15 Ocak’taki gösterimini, seyirci gibi bilet alarak izlediler. İki denetçi, oyundan sonra sahnede sigara içildiği gerekçesiyle başrol oyuncusu Fatih Al hakkında tutanak tutmak istedi. Tiyatronun kurucusu ve oyunun yönetmeni Murat Karahüseyinoğlu’nun itirazıyla ceza tiyatroya kesildi. Denetim elemanları, bir daha sahnede sigara içilmesi durumunda ağır ceza verileceği uyarısında da bulundular. Ceza kesildikten iki gün sonra da Çankaya Belediyesi zabıta ekipleri kontrole geldi...
Şimdi bu habere ağlanır mı evet ağlanır...
Sigara kullanıyor musunuz?
Ben kullanmıyorum,kısa bir dönem kullandım o da ara ara, evet ama içmiyorum epeydir, sağlığıma dikkat ediyorum çünkü zaten yeterince derdim var, canım isterse o kadar kimyasal zehiri içime çekeceğime direk pipoya tütün koyar içerim...
Ama bu benim tercihimdir, ben içmem ama "sen" içebilirsin,"o" içebilir.
Benim yanımda içersen buna laf edebilme hakkım vardır, senin içine çekip de dışarı attığını solumak zorunda değilim derim, üstüm başım kokmaz, alerjim tutmaz, öksürmeden gözlerim yaşarmadan kafede oturabilirim.Sen dışarıda içip gelirsin ama bu sefer de sen içtiğinin tadını alamazsın, kışın bir içeri girer içkini içersin, sonra dıları çıkar sigaranı içer yine içeri girersin.İkisi bir arada olmaz.Sen kendince haklısındır ama bende haklıyımdır.Bu da böyle olmamalıdır buna da başka bir çözüm bulunmalıdır bence o da apayrı bir konu...
Ama tiyatro sahnesinde bir sigara yasağını ise ilk kez duyuyorum.Müjdat Gezen güzel söylemiş, " Tiyatroya önerim, oyunu tiyatronun damını açıp oynasınlar. Rahat rahat sigara içip, sonra kapatabilirler. Doğru olduğuna inanmak istemiyorum. Oyun olduğunu anlamıyorlar mı? Tam bir sigara düşmanıyım, hayatımda hiç sigara içmedim, ama bu rol gereği yapılan birşey. Oyunda katil de olursun, içki de içersin. O zaman içki ruhsatı mı isteyecekler? Buna Aziz Nesin bile cevap bulamazdı. Bu durumda Hamlet artık oynanamaz. Çünkü içinde 9 cinayet var. O zaman Cinayet Masası ekipleri gelip, oyunu basabilir. Daha neler göreceğiz kim bilir?"diye...
Sanatta yasak olur mu, sanat yasak tanır mı?
Oyuncu sahnede sigara içti diye ceza kesilir mi?
Bunu yapanların emir kulu olduğunu düşünürsek emir verenleri de düşünebilir miyiz?
Bence düşünmeliyiz,
Bu sefer ağlanacak halimize de gülmemeliyiz artık,
Ağlamalıyız.
Bize neler oluyor diye,
Günden güne ne kadar kötüye gittiğimize...
18 Ocak 2010 Pazartesi
"Birdenbire"

Bu kısacık yazıyı okurken oğlu Sean Lennon'un "Parachute" şarkısını dinlemenizi öneririm şiddetle!
Öyledir işte her anı süprizlerle doludur hayatın,
Tıpkı ;
birdenbire hayatıma girişi,
birdenbire içimi aydınlatışı,
birdenbire tüm olumsuzlukları bana unutturuşu gibi,
"birdenbire" tuttu elimden,birdenbire kocaman gülümseyerek gözlerime baktı...
Bu davranışı karşısında o kadar şaşkın, o kadar mutlu ve o kadar şükranla baktım ki ona...Belki de anlıktı mutluluğum belki de uzun zaman sürecek bilemedim...ama evet dedim bu masalı denemeye değer...
Aklımda yoktu hiç böyle bir şey,
Her şey birdenbire oldu, Orhan Veli'nin şiirindeki gibi...
Halen var olan ama üstesinden gelmek için çırpınıp durduğum olumsuzlukları, hastalıkları, yoğunlukları, her türlü negatif enerjiyi bana unutturup yepyeni bir sayfa açtı...
Onu ben çağırdım biliyorum, tüm enerjimle istedim onu, gelsin beni sarsın sımsıkı diye..
Geldi ve beni buldu işte...
Daha minicik, daha bebek, daha yepyeni, daha taptaze, ışıl ışıl...
Hep böyle kalsın ister yüreğim...
Berrak, sade ve alabildiğine güzel...
Her şey zaten güzel, çok daha güzel olacak!

7 Ocak 2010 Perşembe
"Koyunlar cinnet geçirir mi?"
Biz ise 3 sene önce aldığımız maaşa talim, kimimiz işsizlikten kırılarak, emekli maaşlarıyla geçinmeye çabalayarak, onu buna denkleştirerek, zevklerimizden kısarak, kemerleri sıkarak yaşamaya çalışıyoruz.
Geldikleri günden beri sırtımızdan zamları eksik etmeyenler yılbaşında yaptıkları rekor zamlarla canımıza okumaya son sürat devam ediyorlar.
Posamızı çıktı artık, ne olacak bilemiyorum.
Sevgili Başak blogunda bu sorunu dile getirmiş, sürekli düşürülen ücretlerimiz ve acımasızca yapılan zamlar sayesinde hayatımız yakında yaşanılmaz kılınacak ve toplumca cinnet geçireceğiz gibime geliyor.Son yıllardaki suç oranı artışından,işlenen feci cinayetlerden,hırsızlıklardan bahsetmeye gerek yok sanırım...
Düz mantıkla sürekli artan gider ve azalan gelirin getirisi olaylar zincirine hepimiz günden güne dahil olmaktayız.
Vergilerimiz yüksek, dünyanın en pahalı benzinin kullanıyoruz, cep telefonu konuşmaları, ınternet ateş pahası...Mutfak masrafımıza duyurulmadan yeni zamlarla yeni yükler getiriyorlar.
Üstüne üstlük hala da her şeye zam yağıyor...
Doğalgaz - % 15
Elektrik -% 1,32
Tütün Ürünleri - % 40
Özel Öğretim -% 10 ila 25
Benzin-3,64 TL'ye ulaştı..
İnsanımıza soruyorlar televizyonlarda vatandaşım gülerek "ne yapalım alıştık artık sıkacağız kemerleri" diyor.
Ses çıkarmak yok, sorgulamak yok, koyun sürüsü güdülüyor sanki..
İçimize atıyoruz, dişimizi sıkıyoruz, bütçemizden artırmaya çalışıyoruz, ayın ortasına tek kuruş kalmıyor...
Alacağımız kitap, yiyeceğimiz yemek ya da o güzel kaban bir kaç ay sonraya sarkıyor çoğu zaman...
Hep bir şeylerden ödün vermek zorunda kalıyoruz, deli gibi çalışıyoruz ama aldığımızı kısıyor da kısıyoruz, yetiştiemeye uğraşıyoruz.
Bir zaman radyo programcısı Nihat Sırdar'ın başlattığı bir kampanya vardı her gün aynı saatte kornalar çalınıyordu benzin zammını protesto etmek için,işe de yaramıştı hani, benzin fiyatları gerilemişti bir dönem.
Yine bir şeyler yapılabilir bence,
düşünmeliyiz, fikir üretmeliyiz...
Hayat standardımız giderek düşüyor...
Yorumlarınızı, fikirlerinizi bekliyor, bu konuyu sizlerin de bloglarınızda duyurmanızı diliyorum...
5 Ocak 2010 Salı
"Taptaze bir sene"


23 Aralık 2009 Çarşamba
"yine ego yine ego"

9 Aralık 2009 Çarşamba
"Değişim"
25 Kasım 2009 Çarşamba
Ayça'nın Küpeleri!
"Eğlence"
Dün malum öğretmenler günüydü, gündüz yeni yeni tanıdığım ama çok sevdiğim bir iş arkadaşım ziyarete geldi beni, güzel bir sohbetin ardından kahve falı baktık birbirimize:)İnanılmaz bir insan, bu bana 2.fal bakışı, her ikisinde de içimde ne var ne yok bildi,benim özelimi bilmeden üstelik...en ince detaylarıyla hem de...öyle işte "hayatında biri var, şöyle böyle kısmet var" gibi değil..ayrılıkları sebeplerini, diğer tüm mevzuları...
O eciş büçüş telvelerin nasıl hayatıma dönüştüğünü anlayamasam da ben de içimden geldiğinde iyi fal bakan biri olarak kurcalamıyorum pek, elektriğimiz çok iyi tuttuğu için benim ona baktığım fallarda da şaşırtıcı bir şekilde resmen hikayeler görüyor ve dakikalarca bir sürü şey söylüyorum ve biliyorum, anlamasam da içimden geliyor..
Dedim ya gerçekten enteresan,o da enerji almış geçenlerde ve benim uzmanımı tavsiye ettim ona da, bu konuda gerçekten özel biri, öyle hissediyorum...
Gündüz böyle geçerken dün gece ise bir güzel eğlence düzenlediler çalıştığımız kurumda.
Ama ben eğlencenin içindeyken dahi olayın sosyolojik boyutunu araştırmaya çalışan biri gibi hissettim kendimi, nedenine gelirsek böyle durumlara pek de alışık olmayan ev kedisi olarak insanların kendinden geçerek dans ettiği,göbek attığı ortamlara yabancıyımdır.
Pek de sevmem açıkçası, benim dinlediğim müziğe de yaşam tarzıma da uymaz.Ama işte içinde bulunduğum durum sebebiyle katıldım, değişiklik olur diye düşündüm, iyi de oldu. Eğlendim, az da olsa dans ettim, bol şarkı söyledim, çok gözlem yaptım, şarap kadehleri eşlik etti bana gece boyunca...
Herkes çakır keyif oldu ben bir türlü olamadım:) Minimini olduğuma bakmayın, ben kolay sarhoş olmam, olmak istedim içtim içtim ama yok olmadı, ne bünyeymiş dedim kendi kendime:)
İçkili ortamlarda eğer sarhoş değilseniz etrafınızdaki olan bitenler size çok komik hatta absürd gelebilir!
Ders anında gördüğünüz o beyefendi adamlar rüyanızda göremeyeceğiniz garip danslarla titrerken,o ciddi kadınlar hobareeeyy diye saçlarını savurarak tepinirken gerçekten de iyi ki sarhoş olamıyorum dedim içimden:)
Netice hepimiz eğlendik, bazıları fazla fazla...
Ama o ortamlara ait olmadığımı bir kez daha gördüm, bazı insanlar eğlence için yaratılmıştır, hemen hooop piste atarlar kendilerini. Tadını çıkarırlar..
Ben zorla kaldırılmaya çalışılıp hadi amaaa dedirtilenlerdenim:)
Belki de burada samimi bir arkadaş grubum olsaydı daha farklı olabilirdi ama işte yine de uzun zaman üstüne eğlendim, değişiklik oldu bana,
Süslenip püslenip de insan içine karışmamıştım epeydir,
Demiştik ya güneş her gün yenden doğuyor diye,
İçim buruktu hala, ama hayat devam ediyor dedim.
evet devam ediyor.....
21 Kasım 2009 Cumartesi
Bugün benim doğum günüm:)


16 Kasım 2009 Pazartesi
"Kelebek küpeler ve bitişin hüzünlü öyküsü"
Camlardan aşağı seller akıyor sanki, görüntü kayboluyor, giderek dışarıyı göremiyorum, camlardaki buğudan mı yoksa gözlerimdeki yaşlardan mı bilemiyorum.
Zor bir süreç atlattım, kırılma noktası dediklerinden.
Her şeyi ama her şeyi gözden geçirdim.
İnce eledim sık dokudum.
Bir karar verdim.
Dün bana sarılıp hıçkırarak ağladığında “senin suçun yok hata bendeydi, hayatta en çok sevdiğim sendin onu da kendim kaybettim” dediğinde içimden kopan parçaları yeniden yerine koyamayacağım kadar uzağa fırlattığımı fark ettim.
Acı o kadar keskindi ki, kalbim göğüs kafesimi parçalayarak çıkıp kendini can havliyle ayırdı bedenimden.
Bomboş kaldı içim, hiçbir şey söyleyemedim ne kendime,ne ona…
Sadece ne kadar çabalarsam ve söylersem söyleyeyim ondaki bu çelişkinin kurbanı olmaktan yorgun düştüğümü ağlayarak anlatabildim.
Tüm kırgınlıklarımın, yorgunluklarımın beni erittiğini söyleyebildim.
İçimde birikenlerin hepsi dökülemedi dudaklarımdan ama hayatımın bugüne kadarki en güzel 2 yılını ona verdiğimi bilmenin huzuru vardı içimde.
Çok iyi ve dürüst biri olduğunu bildiğim için içim rahattı, bugüne kadar hep güzel anıları yaşattırmıştı bana.
Kendimin,benliğimin ve ruhumun farkına vardığımdan beri ortaya çıkan her türlü sorunla tek başıma mücadele edip net olmamakla beni suçladığında dahi bunun gerçekten böyle olmadığını biliyordum.
Tüm bu kırgınlığımın içimdeki her şeyi soldurduğunu ve tehlikenin sinyaller vererek geldiğini, her türlü belirtiye rağmen hiçbir tedbir almadığını acı içinde fark ettiğini de biliyorum.
Şimdi… Yalnızım, yalnızız yeniden.
Doğum günüme sayılı günler kala yeniden doğacağım anı bekliyorum.
Elbette ki içim paramparça, buruğum, kötüyüm, dokunsanız yaşlar akıyor içimden ama güçlü durmam gerektiğinin de farkındayım.
Sağlığım için, kendim için bir yerlerden başlamak zorundayım.
Doğum günümde görüşemezsek diye dün bana verdiği kırmızı bir kutudan çıkan 2 zarif küpe var avucumda, biri kelebek diğeri kar tanesi,
Onları hayatımın sonuna kadar saklayacağım, bunu o da biliyor,
Tıpkı ona verdiğim değer gibi yoğun olacak küpelere yüklediğim anlam,
Ağlarken onun yüzüne kondurduğum öpücükler de şu an sel gibi akan gözyaşlarım da kelebek olup bir çift küpeye dönüşecek,
Ve güneş yarın yeniden doğacak tıpkı bugün olduğu gibi…
12 Kasım 2009 Perşembe
"Minik sevinçler"

20 Ekim 2009 Salı
"Lütfen yorumlarınızla renk katın bu "siyah" yazıya..."
13 Ekim 2009 Salı
"başlıksız"
Sanatçıyı düşün,Didinip uğraşan bir sanatçı karşısında eserini görmek ister, heykel,portre,cam bir vazo belki de ya da beste..
Eser bir türlü ortaya çıkmıyosa, o eserin üzerinde çalışmayı bırakır yeni bir eser yaratmaya bakar...
Bu satırlar az önce içimden geldi,
Uzun zaman oldu farkındayım arkadaşlarım,
Sizleri özledim hem de çok,
Enerji almaya başladım, bir uzmana gidiyordum bir kaç haftadır,
Sağlık sorunlarımla cebelleşmekten yılmıştım,
Çok faydasını gördüm,
Meğer o ağrıların,sızıların içinde ne duygular ne birikimler varmış da haberim yokmuş,hepsinden kurtuldum çok şükür.
Ara ara yine gitmeye devam edeceğim, hassas insan olmak zor zanaat.Adeta kemikleşmiş duygularım var,hepsini-tüm negatifliği alıyor bende uzmanım...
Karıncalarım çok fazla bu sene, onlarla tüm gün uğraşmak zaten tüm zamanımı alıyor,
Bir de sevgilim var malum, o da ayrı bir bebek, ilgi istiyor sevgi istiyor,askerden döndü döneli zaten kavga gürültü gidiyor sebebini anlayamıyorum,
İş bulma durumları var şimdi, o amaçsız gibi, yeni gelmiş olmanın bir getirisi var tabii, bunu inkar etmiyorum.
Sadece sorumluluğunu bilsin ve yapsın istiyorum,günde 1 saat ayırmak...yapmayınca da soru işaretlerim artıyor,
Evlilik zor iş, her şeyi ben yapacaksam,dürtüklemeyle yürüteceksem bu işlerin altından kalkamam gibi geliyor,paylaşım lazım.
Geçicek diye umud ediyorum bilemiyorum ama bir izleme sürecindeyim şu an,
Evlilik ciddi iş..
Yazının ilk başındaki kelimleri yazan bir sanatçı oldum ben de, izliyorum şu an,
Sonsuz sevgim, çabam, desteğim, ilgim için...
24 Eylül 2009 Perşembe
Okulda ilk gün
Okulda ilk gün,Ben siyah önlüklerin zamanından geldim, beyaz yakam vardı kenarları fırfırlı,
Annem özenle ütülerdi o yakaları,
Çocukken düşünürdüm neden "siyah" giyiyoruz diye?
Çok şükür şimdikiler öyle değil,
Kırmızı bir beslenme çantam vardı, üstündeki walt disney kahramanları gülümserdi bana, çok iyi hatırlıyorum o beslenme çantasını, içindeki yemek kaplarını, kekleri, elimi silmek için annemin koydupu sabunlu mendili...
Erken kalkıp zorla içtiğim sütü, okulun ilk günündeki karın ağrımı...nasıl unutabilirim.
Bahçede sıraya girdiğimizde hep en önde olurdum, çünkü en minik bendim...
Tüm okula hayatım boyunca hep herkesten minik oldum, her okulun maskotuydum adeta, büyük sınıflardan gelip yanaklarımı sıkıp ne tatlı bu derlerdi, nefret ederdim.
Orta son sınıftayken beni hazırlıkta sanarlardı çıldırırdım.
Ne zaman ki minyon olmanın aslında bir avantaj olduğunu anladığım yaşa geldim, o zaman tüm bu duygularımdan arındım.
Bugün karıncalarımın ilk günü...
Yepyeni formalar, ütülü etekler, bembeyaz diz altı çoraplar, gıcır gıcır ayakkabılar, en moda çantalar, meraklı ve endişeli gözler, ellerinde kamerayla gelip ilk okul gününü ölümsüzleştiren aileler...
Peki ya başkaları?
Okuyamayanlar, aile baskısı, töre, imkansızlıklar, fakirlik yüzünden geceler boyu ağlayan kızlar, oğlanlar...
Zehir gibi zekaları, azimleri,güçleri olup da defter kitap alamayan,öğretmene hasret kalan,
Okula gitmek çin saatlerce karın,buzun içinde donarak yürümek zorunda kalan çocuklarımız...
Ne büyük bir uçurum var hayatta,
Ne kadar da keskin ucu bir bıçak gibi..
Giderek derinleşen bir yara...
9 Eylül 2009 Çarşamba
"Hala umudum var"
[Aylin Aslım/Gel-git,2000]
7 Eylül 2009 Pazartesi
"Yorum yaparken..."
2 Eylül 2009 Çarşamba
"kısa kısa"
Öylece geçip gidiyor zaman,Askerin gelmesine sayılı günler kaldı, gelince sımsıkı sarılacağım ona,
Umarım elimizi bir daha hiç bırakmayız ve her şey düzenli yolunda ilerler.
İyi işler buluruz, iyi bir hayatımız olur...
Hayat hep beklentiymiş meğer,beklemekten yorgun düşmekmiş,
Sonunda hep güzel bir ışık göreceğime inandığım için her şeyi bekledim,
O ışık yaklaşıyor gibi geliyor artık,
Şu sevimli velet gibi olmak istiyorum,
Dertlenmeden umarsızca yaşamak.
EMEĞE SAYGI
neler yazmışım neler...
- Şubat 2015 (1)
- Aralık 2013 (1)
- Ağustos 2013 (1)
- Aralık 2012 (1)
- Şubat 2012 (2)
- Ocak 2012 (2)
- Kasım 2011 (2)
- Ekim 2011 (8)
- Eylül 2011 (6)
- Ağustos 2011 (6)
- Temmuz 2011 (8)
- Haziran 2011 (10)
- Mayıs 2011 (20)
- Nisan 2011 (13)
- Mart 2011 (5)
- Şubat 2011 (7)
- Ocak 2011 (12)
- Aralık 2010 (16)
- Kasım 2010 (9)
- Ekim 2010 (3)
- Eylül 2010 (6)
- Ağustos 2010 (10)
- Temmuz 2010 (2)
- Haziran 2010 (9)
- Mayıs 2010 (7)
- Nisan 2010 (7)
- Mart 2010 (13)
- Şubat 2010 (11)
- Ocak 2010 (4)
- Aralık 2009 (2)
- Kasım 2009 (5)
- Ekim 2009 (2)
- Eylül 2009 (4)
- Ağustos 2009 (8)
- Temmuz 2009 (2)
- Haziran 2009 (9)
- Mayıs 2009 (15)
- Nisan 2009 (19)
- Mart 2009 (18)
- Şubat 2009 (14)
- Ocak 2009 (23)
- Aralık 2008 (18)

