- Ful yaprakları
- Türkiye
- Bir zamanlar ful yaprakları adında bir çiçek kız vardı.Saçları tuhaftı.Bir tutamı domates kırmızısı,perçemleri havuç rengi,kalanlarsa ahududu şerbeti gibi kızıldı.Pembe gözlükleriyle dünyayı ve insanları koşulsuz sevmeye kararlıydı ama gerçekleri görmesi zaman almadı.Canını yakanlardan kurtulmayı denedi, doğrulup toparlandı,gözyaşlarını sildi ve aynaya baktı. Gülümseyerek kendine bir söz verdi.Çiçek kızın hayattaki serüveni her daim taptaze ve rengarenk olacaktı... İletişim : fulyapraklari@hotmail.com
Yazılarım - Etiketler
değer verenler
20 Ekim 2009 Salı
"Lütfen yorumlarınızla renk katın bu "siyah" yazıya..."
13 Ekim 2009 Salı
"başlıksız"
Sanatçıyı düşün,Didinip uğraşan bir sanatçı karşısında eserini görmek ister, heykel,portre,cam bir vazo belki de ya da beste..
Eser bir türlü ortaya çıkmıyosa, o eserin üzerinde çalışmayı bırakır yeni bir eser yaratmaya bakar...
Bu satırlar az önce içimden geldi,
Uzun zaman oldu farkındayım arkadaşlarım,
Sizleri özledim hem de çok,
Enerji almaya başladım, bir uzmana gidiyordum bir kaç haftadır,
Sağlık sorunlarımla cebelleşmekten yılmıştım,
Çok faydasını gördüm,
Meğer o ağrıların,sızıların içinde ne duygular ne birikimler varmış da haberim yokmuş,hepsinden kurtuldum çok şükür.
Ara ara yine gitmeye devam edeceğim, hassas insan olmak zor zanaat.Adeta kemikleşmiş duygularım var,hepsini-tüm negatifliği alıyor bende uzmanım...
Karıncalarım çok fazla bu sene, onlarla tüm gün uğraşmak zaten tüm zamanımı alıyor,
Bir de sevgilim var malum, o da ayrı bir bebek, ilgi istiyor sevgi istiyor,askerden döndü döneli zaten kavga gürültü gidiyor sebebini anlayamıyorum,
İş bulma durumları var şimdi, o amaçsız gibi, yeni gelmiş olmanın bir getirisi var tabii, bunu inkar etmiyorum.
Sadece sorumluluğunu bilsin ve yapsın istiyorum,günde 1 saat ayırmak...yapmayınca da soru işaretlerim artıyor,
Evlilik zor iş, her şeyi ben yapacaksam,dürtüklemeyle yürüteceksem bu işlerin altından kalkamam gibi geliyor,paylaşım lazım.
Geçicek diye umud ediyorum bilemiyorum ama bir izleme sürecindeyim şu an,
Evlilik ciddi iş..
Yazının ilk başındaki kelimleri yazan bir sanatçı oldum ben de, izliyorum şu an,
Sonsuz sevgim, çabam, desteğim, ilgim için...
24 Eylül 2009 Perşembe
Okulda ilk gün
Okulda ilk gün,Ben siyah önlüklerin zamanından geldim, beyaz yakam vardı kenarları fırfırlı,
Annem özenle ütülerdi o yakaları,
Çocukken düşünürdüm neden "siyah" giyiyoruz diye?
Çok şükür şimdikiler öyle değil,
Kırmızı bir beslenme çantam vardı, üstündeki walt disney kahramanları gülümserdi bana, çok iyi hatırlıyorum o beslenme çantasını, içindeki yemek kaplarını, kekleri, elimi silmek için annemin koydupu sabunlu mendili...
Erken kalkıp zorla içtiğim sütü, okulun ilk günündeki karın ağrımı...nasıl unutabilirim.
Bahçede sıraya girdiğimizde hep en önde olurdum, çünkü en minik bendim...
Tüm okula hayatım boyunca hep herkesten minik oldum, her okulun maskotuydum adeta, büyük sınıflardan gelip yanaklarımı sıkıp ne tatlı bu derlerdi, nefret ederdim.
Orta son sınıftayken beni hazırlıkta sanarlardı çıldırırdım.
Ne zaman ki minyon olmanın aslında bir avantaj olduğunu anladığım yaşa geldim, o zaman tüm bu duygularımdan arındım.
Bugün karıncalarımın ilk günü...
Yepyeni formalar, ütülü etekler, bembeyaz diz altı çoraplar, gıcır gıcır ayakkabılar, en moda çantalar, meraklı ve endişeli gözler, ellerinde kamerayla gelip ilk okul gününü ölümsüzleştiren aileler...
Peki ya başkaları?
Okuyamayanlar, aile baskısı, töre, imkansızlıklar, fakirlik yüzünden geceler boyu ağlayan kızlar, oğlanlar...
Zehir gibi zekaları, azimleri,güçleri olup da defter kitap alamayan,öğretmene hasret kalan,
Okula gitmek çin saatlerce karın,buzun içinde donarak yürümek zorunda kalan çocuklarımız...
Ne büyük bir uçurum var hayatta,
Ne kadar da keskin ucu bir bıçak gibi..
Giderek derinleşen bir yara...
9 Eylül 2009 Çarşamba
"Hala umudum var"
[Aylin Aslım/Gel-git,2000]
7 Eylül 2009 Pazartesi
"Yorum yaparken..."
2 Eylül 2009 Çarşamba
"kısa kısa"
Öylece geçip gidiyor zaman,Askerin gelmesine sayılı günler kaldı, gelince sımsıkı sarılacağım ona,
Umarım elimizi bir daha hiç bırakmayız ve her şey düzenli yolunda ilerler.
İyi işler buluruz, iyi bir hayatımız olur...
Hayat hep beklentiymiş meğer,beklemekten yorgun düşmekmiş,
Sonunda hep güzel bir ışık göreceğime inandığım için her şeyi bekledim,
O ışık yaklaşıyor gibi geliyor artık,
Şu sevimli velet gibi olmak istiyorum,
Dertlenmeden umarsızca yaşamak.
26 Ağustos 2009 Çarşamba
"Mr.Ego ve diğerleri..."
Dün akşamdan beri içimde bir huzur var, sanki saatlerce ağlamışım da rahatlamışım gibi...biliyorum kararlar verdim, öyle çabuk pes etmek yok,ağlamadım, sadece gözlerim doldu ama yok kesinlikle ağlamadım.Dün neler oldu neler, eski ful olsa, salya sümük ağlar ya da sinirlenirdi ama diyorum ya içim alabildiğine huzurlu, sakin...
Bu sabah da epey olaylar oldu, ben yine sakinim, bu sakinliğim hayra mı alamet yoksa başka bir şeye mi bilemiyorum.
Sonsuz mutsuzluk ve huzursuzluk yaşadığım, düşmanıma dahi tavsiye(ne tavsiyesi intizar mı desek!) etmeyeceğim bir iş yerinde çalışıyorum biliyorsunuz.
Ne yazık ki istediğim gibi bir iş bulursam ayrılacağım dediğim bu yere kriz nedeniyle çakılı kaldım. Her gün yeni görevler, her gün yeni işler, biriken dosyalar...Karıncalarım gelse de artık nefes alsam diyorum ama sevmediğiniz işi yapmak zulüm gelir ya insana öyle bir şey işte...
Verdikleri milyonuncu ek görev belimi büktü, yorgunluktan resmen çöktüm dün.Hani bir yazım vardı benim "Tarih Tekerrürden ibaret" diye,o yazımda anlattığım bir "Egosantrik"yada "Mr.Ego" yönetici vardı, işte o fındık beyinli zat-ı muhterem dün bendeki bir belgeyi istedi, dosyayı kat görevlimle gönderdim, tam 10 dakika sonra müdürüm de arayıp aynı belgeyi istedi, ben belgenin Mr.Ego'da olduğunu söyledim ama ısrarcı oldu ve arayıp geri isteyin dedi.Aradım Mr.Ego pek bi sinir oldu, tafralar yaptı anlayamadım. Kat görevlisi yoktu, odasına gittim, bana gözlerinde şimşekler çakarak döndü ve -nedir bu acil olan anlamıyorum ki diye hırladı, evet evet resmen hırladı. Elini kolunu salladı sonra, kaşlarını kaldırıp sinir sinir bana baktı...Ben bir kediyim bana hırlayana tırnaklarımı çıkarmaz mıyım? Yine de sakin davrandım ve sesimi ayarlamaya çalışarak ondan daha alçak ama olması gerekenden yüksek bir sesle müdürümün belgeyi istediğini söyledim, bu arada yanında başka bir yönetici vardı, ona aklınca kendini ispatlayacak ya kabardıkça kabardı bu!Tafralarına devam ederek belgeyi vermeyi reddetti, müdürümü aradı, işi aceleydi sözde ama 10 dakika konuştu, ısrarla belgeyi istediğini söyledi ama nafile, telefonu kapattı belgeyi bana geri vermek zorunda kaldı,verirken de bir dövmediği kaldı ama...
Nedir bu durum, özetle benim hiç bir suçum yok, belgeyi alan da başkası, isteyen de başkası, sadece hiyerarşi kargaşasının ortasında kalan savunmasız birine dönüştüm bir an.
Bu olay böyle bitti sayılır, yalnız odadan çıkarken en geç yarım saate dosyayı teslim edeceğimi söylediğimi ve 20 dakika sonra da teslim ettiğimi hatta kalın kafasına bunu sokması için maille bunu da ayrıca açıkladığımı belirtmeliyim.
Ama o adamı tanıyorsam belgeyi kısa süreliğine de olsa kaptırmış olmanın acısnı çıkaracağını hissettim,isteyen ben değildim ama alan ben olduğum için bana kinlendiği belliydi.
Sabah geldim, maillerimi bir açtım, üstün üstü hatta direkt tabir edeyim "şirketin sahibi" bana mail atmış, müdürlerimiz ve onların yardımcıları bizden evrak istediğinde yardım edelim önemli falan diye...
Kısacası bu şerefsiz gidip güzellikle belge istedim diye beni şikayet etmiş üstelik müdürüme de değil, şirketin sahibine...
Bununla da kalmamış olanları nasıl aktardıysa artık, benim ona dosyayı götürmediğimi ima ediyordu mail.
Ben de cevap yazdım maile, bu yoğunlukta işimi gayet yoğun bir özveri ve çabayla yaptığımı, hatta kişi isimleri vererek olayın nasıl ve ne şekilde cereyan ettiğini yazdım müdürüme de gizli bi kopyasını gönderdim.Sabah da gidip müdürüme olayı anlattım, Mr.Ego'nun anlamsızca tavrından bahsettim ve müdürümün sinirlendiğini açıkça görebildim, dudaklarını büktü, kaşları kalktı, gerildiğini gayet net gördüm...Benim ne kadar iyi çalıştığımı onunsa sadece o mevkiye nasıl geldiğini hepimiz biliyoruz...
Üst mevkilerdekinin köpekliğini yapanlar her zaman bulunur..
Ama işin acı tarafı hiç bir suçum yokken, işimi yapmışken yapmadığımı belirtip bunu kurumun kurucusuna şikayet etmek...Bu ekmekle oynamaktır ve çok acıdır...
Hoş, ben kendimi savunurum, ama asla bu karakterimle onların geldiği mertebelere de yükselemem..bunun da bilincindeyim.
Şu Ramazan ayında, başkalarının arkasından kuyusunu kazarak yalan söylemeye cesaret edecek kadar çirkinleşiyorlar ya, varsın gerisini onlar düşünsünler,
Benim içim rahat, kurallarımı uygulamaktan ve yoluma devam etmekten dolayı çok mutluyum.
Ben zaten en güzel değerlere sahip olarak hayata karşı oyunumu çoktan kazanmışım,söyleyecek başka söz bulamıyorum...
20 Ağustos 2009 Perşembe
"Ödüllendim"

- Müzik dinlemek,
- Şarkı söylemek,
- Sevgilimle olmak,
- Annemle alışveriş yapmak,
- Saçlarımı rasta yapmak ya da örmek ya da başka bişiler yaptırmak ama illa saçlarım olacak:)
- Ayakkabı satın almak yeni yine ve yeniden,
- Sağlıklıysam ve sevdiklerim sağlıklıysa eğer herşey beni mutlu eder, en ufak şeyler bile...
"Teoman"
Uzun zamandır boşladığım 2.bloga devam ediyorum,2.konuk Teoman,
Hadi bakalım dilerim böyle gider,
Yazı için epey uğraştım,
Herkesin okumasını ve nasıl yazabildiğime dair yorumlamasını diliyorum:)
http://melodikminor.blogspot.com/
19 Ağustos 2009 Çarşamba
"Oksijen yada O2"
"AKP’li Erzurum Belediyesi, ağaçları hem Lala Paşa Camii’nin görüntüsünü engellediği hem de kuruduğu için kestiklerini açıkladı. Erzurum Büyükşehir Belediyesi, Lala Paşa Camii’nin çevresindeki 11 çam, huş ve kestane ağacını kuruduğu gerekçesiyle bir gecede kökünden kesti. Cumhuriyet Caddesi’ndeki 50 yıllık ağaçları kesen AKP’li belediye, bunların yerine ışıklandırılmış metal ağaçlar dikti."
Tarih: 15.07.2009 (yapi.com.tr)
"İstanbul’da yapılması planlanan 3. köprüye karşı çıkan İstanbullular “3. rant köprüsüne izin vermeyeceğiz” diyor. 18 Temmuz’da Sarıyer’de bur araya gelecek olan grup, tüm İstanbul halkını yaşamı savunmak ve bu cinayete ortak olmamak için Sarıyer’e çağırıyor.
Grubun çağrı metni şöyle:
“3.Köprü bir cinayettir, çünkü 3. köprü demek;
• Şimdiden bağlantı yollarının yapımı ile yok olmaya başlayan kuzey ormanlarımızı tamamen kaybetmemiz demektir.
• Yaşamımızın kaynağı olan suyun, su havzalarımızın yok olması demektir.
• Onbinlerce İstanbullunun evsiz kalması, barınma hakkımızın gasp edilmesi demektir.
• Kent içi trafiğin çözümü değil, trafik çilesinin daha da artması demektir.
• Bağlantı yolları üzerinde projeleri hazırlanmış şekilde bekleyen çok sayıda büyük alışveriş merkezinin yapımı ile, özellikle Beykoz ve Sarıyer'deki esnaflarımızın dükkanlarına kilit vurması demektir.
•Kirlilik, gürültü ve kargaşa demektir."
Ağaçlarımız kesiliyor, toprağımıza evler,bloklar,binalar,köprüler dikiliyor,yeni yeni yollar açılıyor, ormanlar yakılıyor,dağlar tepeler villa doluyor...
Yağmurumuz azalıyor, kar yağışı duruyor, yer altı suyu kaynaklarımız kuruyor,
Sivil toplum örgütleri, vatandaşlar, bilim adamları, öğretim görevlileri bağırıyor,
Ağaçlarımızı kesmeyelim, yeni ormanlar oluşturalım, toprağımızı kaybetmemek için çaba sarf edelim diye,
Kulaklar sağır, gözler kör, kimse bizi umursuyor mu?
Onca mal,mülk,para,yatlar,katlar,jipler,evler...
Gün gelir tek bir damla için tüm servetinizi vermeye hazır olsanız dahi elinizden bir şey gelmez.
Sesimizi duyan, geleceğimizi ciğerlerimizin oksijenini bize geri getirecek kimse var mı?
Ciğerlerimizi dolduracak temiz hava ve oksijen istiyoruz, kendimiz için, çocuklarımız için, sevdiklerimiz için,
Yarım asırlık bir ağacın gölgesini,serinliğini,oksijenini parayla satın alabilir misiniz?
Bir kızılderili atasözü çok güzel özetliyor bu durumu ;
"Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda,son balık öldüğünde;beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak."
Çok geç olmadan,
TEMA
ÇEKÜL
DOĞA SAVAŞÇILARI
18 Ağustos 2009 Salı
"Tamam böyle kalsın."
14 Ağustos 2009 Cuma
"Neslim tükeniyor!"
Su katılmamış süzmelerle çalışmak zorunda olmak bazen beni çıldırma noktasına getiriyor. 12 Ağustos 2009 Çarşamba
"Geri dönüş hikayesi"
Uzun zaman oldu değil mi?Amma da tembellik yaptım, yazmadım, gıdım gıdım bir şeyler, minicik satırlar, kısa yorumlar..Neredeydi o ful? TATİLDEYDİ.
Mis kokan zeytin ağaçlarının gölgesinde oturdu, nar ağaçlarında açan nar çiçeklerinin fotoğraflarını çekti,sahil kıyısında dolaşan kedileri sevdi, balıkçı teknelerinin isimlerini ezberledi, taş kahvede oturup uzun uzun ufku seyretti.
Ardında olup bitenleri umursamadı, içinde olanları sorgulamadı, ne geçmiş ne de gelecek dedi, olması gereken "o" andı...İç geçirdi, dua etti, seyretti. Sağlık problemleri biraz olsun hafifledi, tam anlamıyla geçtiği gün gelecek diye keyiflendi, lunaparka gitti çocuklar gibi eğlendi, yeni yeni gelişen yükseklik korkusunun farkına vardı gözlerini sımsıkı kapayıp inadına devam etti!
Sahilde deniz kabukları topladı,ne kadar soğuk da olsa bu sene deniz umursamadı,kıyıdan bakmadı içine daldı...denizin içine kendini bıraktı, hiç bir şeyi duymadı o an,ya da görmedi..Güneşin kollarında dans etti, teni renk değiştirdi, pek de yakıştı hani, daha da güzelleşti. Mavi ojelerini sürdü, rangarenk elbiselerini giydi,güneş kırmızı saçlarına vurdukça keyiflendi...
Zeytinyağlı kekiğe ekmek banıp kahvaltı etti, ametist taşının yaydığı huzura erişti, karşı kıyıdan gelen türkü sesleriyle neşelendi,şeftaliyi dalından yedi, domatesin kokusuna hayran kaldı, bol bol ıhlamurt,adaçayı,kekik ve nane aldı. Geceleri tezgahlarda sergilenenlere bayıldı, el işlerine hayran kaldı, bol bol kitap ve kolyeyle doldurdu çantasını...
Taş evlerin olduğu dar sokaklarda gezdi, yeni yerler keşfetti, sakızlı dondurma yedi, begonvillerin önünde fotoğraflar çektirdi, şeytan tepesine gidip orada yapılan evleri,siteleri gördü üzüldü,içi acıdı, güzelim ağaçları yerinde göremeyince canı yandı.
Merkez'e, Sarımsaklı'ya,Cunda'ya, Badavut koyuna gitti, ormanla denizin birleştiği uçsuz bucaksız sahili izledi saatlerce.

10 Temmuz 2009 Cuma
"Görüşmek üzere..."
Ful Yaprakları kışın çok yıprandı, sıkıldı...Her gün tıkır tıkır yazdı bir şeyler, sizlerle paylaştı,
Kimi zaman çok sinirlendi, kimi zaman sevindi bazen de üzüldü, insanlardan sıkıldı,hastalıklarla uğraştı-ki hala bu uğraşı bitmedi,yıldı...
Farkında ki son zamanlarda blogunu da pek bir boşladı, yazmaz oldu, okumaz oldu, hele hiç kimselere yorum yapmaz oldu,
Biraz nadasa gitmeyi planlıyor artık...
İnsanın dinlenmeye, tatile ihtiyacı var değil mi :)
Ful Yaprakları Ağustos'un ortasına kadar sizlerden uzak, kendine yakın kalacak,
Sizleri, yazılarınızı çok çok özleyecek de olsa, tatile her zamankinden çok ihtiyacı olduğunun farkında.
Hepiniz mutlu kalın,
Not: Döndüğünde çok daha sağlıklı, mutlu ve neşeli olacakmış...
1 Temmuz 2009 Çarşamba
"Siz şahitlerin huzurunda söz veriyorum!"
Geçen gün dolabımı toplarken eski ajandalarımı buldum, iş yerindeki notlarım sayfalar dolusuydu...Bazı ajandaların arkasına ya da ara sayfalara ufak notlar almışım, bunları gördüm, tekrar tekrar okudum.Zaten yazı yazmaya meraklı olduğumdan yığınla günlüğüm, defterim vardır.Taraflar : Ben ve Hayat!
Açıkçası dün bu kararları almamı gerektirecek bir takım olaylar yaşadım. Ne olduğunu anlatmayacağım ancak artık bir şeyleri geçiştirmemek ve doğrudan "kendim" ve "sağlığım" için yaşamak adına bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm.
Hayatta bencil olacağım, öncelik her zaman "ben"olmalı : Ben merkezcilikle ya da yardımseverlik karşıtı olmakla alakası yok bunun, yalnızca istemiyorsam hayır demeyi öğreneceğim.
Hayat hakkında olup biten herşey ve herkes hakkında bir konu ya da bir insan
hakkında daima olumlu düşüneceğim.
Bir sıkıntım ya da problemim olduğunda aceleci davranmayacağım, hemen eyleme geçmek yerine durup düşünecek, sakinleşmeye çalışacak böylelikle sonradan bana zarar verecek bir davranışta bulunmamış olacağım.
Karşımdaki herkesi kendim gibi düşünmeyeceğim, farklı karakterler ve farklı bakış açılarında insanlarla karşılaşabileceğimi düşünerek onların açısından da olayları değerlendireceğim.
Ufak sorunları kafama takmayacağım, kendimi oyalayacak, beni mutlu edecek ne varsa onlara yöneleceğim.
Mutlu olmayı beklemeyeceğim, mutluluğun bir yol olduğunu, hayatın ahenginin kaybolmayacağını ve mutluluğun da mutsuzluğun da asla sonsuza dek sürmeyeceğini bilecek ve bunu sık sık tekrarlayacağım.
Kendimi dinlemeyeceğim, düşüncelerle fazla detaya ve derine dalmayacağım.Daha yüzeysel daha basit düşünce ve hayallere sahip olacağım.
Etrafımdaki insanları fazla dinlemeyeceğim, yalnızca yanındayken mutlu olduğum insanlarla birlikte olacağım. Yanında sürekli dert dinleyip beni bunaltan, beni adeta Güzin abla gibi gören insanlardan uzak duracağım.İnsan dostunun derdini dinler elbet ama bunun da bir sınırı olduğunu unutmayacağım, başkalarının dertleriyle uğraşmaya paydos diyeceğim.Kaprisli ve vıdıvıdıcı insan tipinden uzaklaşacağım.
Fikrisabitlerim olmayacak, bir planım varsa ve bu bozulduysa alternatif yollar düşünecek ve omuzlarım düşüp, bütün planım altüst oldu demeye izin vermeyeceğim.
Beni mutlu eden ne varsa, düşünmeden onu yapacağım, insanların ne dediği, ne yaptığı nasıl düşündüğünü önemsemeyeceğim.
Kötü ya da sıkıntılı bir durumla karşılaştığımda olumsuz olanı değil olumluyu görmeye çalışacağım, hayata ve insanlar müdahale etmekten vazgeçeceğim.
İnsanların beni üzmesine yıpratmasına izin vermeyeceğim.
Her ne olursa olsun, gülümsemekten, iyi düşünmekten ve kendimi olumluya yöneltmekten vazgeçmeyeceğim.
İçinde bulunduğum ortamdan hoşnut değilsem, ortama kendimi adapte etmeye çalışıp benlikten çıkıp üzülmek yerine, iyi yanlarını görmeye çalışıp ortamı kendime göre güzelleştirmeyi deneyeceğim.
Düzenli egzersiz yapacağım, beslenmeme dikkat edeceğim ama arada minik
kaçamakları da ihmal etmeyeceğim.
Güleryüzümden, içtenliğimden,neşemden asla ödün vermeyeceğim.
Hayat ne kadar yağmurlu,puslu olursa olsun benim penceremden baktığımda hep güneşli göreceğim, gerekirse ben "güneş"olacağım......
30 Haziran 2009 Salı
"Bir sabırlı bir telaşçı"
Sağlığın önemini anlatmaya gerek var mı bilmem,29 Haziran 2009 Pazartesi
"Yakınlardayım, geliyorum"
22 Haziran 2009 Pazartesi
"Bir kaç sıkıntılı gün"
Elimi ani bir refleksle asansör kapısının arasına sokma girişimim ertesi gün su ısıtıcısını elimden düşürüp ayak parmağımı morartma macerasıyla devam etti. (Isıtıcı boş olmasaydı neler olurdu artık onu bilemiyorum...)15 Haziran 2009 Pazartesi
"Döndüm!"
Geldim geldim burdayım,9 Haziran 2009 Salı
"ne oldu bana?"
Neler oluyor?Nerdeyim ben?
Sıcaklar başladı, öyle bir başladı ki sersem tavuk gibi oldum!
Kafam düşük, kollarımı kaldıramıyorum, şiştim resmen ne oluyo bana:)
Hep 46 kiloydum ben, şimdi 50 oldum. Tüm bluzlar XS-S tabi şu an Medium olarak hiç bir şeye giremiyorum tüm pantolonlar 36 idi düğmeler kapanmıyor.
Aldı mı beni bir panik, bir moral bozukluğu...
Ofisimde klima yok, vantilatör yok, camları açmaktan rüzgarda kalıp boynum da tutuldu bi de..
Öyle keyifsiz tatsız tuzsuzum, bol egzersiz ve suya verdim kendimi.
Hani bıraksan bütün gün bir mindere kıvrılır uyurum.
Hafifi yemeye çalışıyorum, bir de bu iş yeri kıyafet konusunda boğuyor beni, çok fazla takıyorlar.En az 5 tane parmak arası terliğim vardır giyemiyorum.
Yazın sürekli bakımlı olma durumu zamanımın çoğunu alıyor zaten, maaşın bir kısmı ona gidiyor maşallah.Bir ayakkabı aldım önü 3 cm açık onla geziyorum habire.Sıkıldım, patladım, şortumu parmak arası terliklerimi askılı bluzumu giymek istiyorum ben:)
Bu aralar pek bi gıcığım, hafiften etliyim, bir de sevgilimi çok özledim...
Eski Ful olana kadar nadastayım,
Sizleri özledim!
3 Haziran 2009 Çarşamba
"Soğuk"
Korkuyorum...Kimse bakmıyor, bakamıyor, bakan da var, ambulansı aramışlar mı? Kimdir? Tipine bakılırsa tahmin etmek pek de zor olmaz aslında.
2 Haziran 2009 Salı
"İlk yazı"
Henüz başlangıçtayım,
Zamanla değişecek, genişleyecek ve önerilerinizle güzelleşecek:)
"Tepkinizi iletin!"
Tesadüf eseri gördüm,1 Haziran 2009 Pazartesi
"Neredesin Ful ?"
Bir kayboldum pir kayboldum, günlerdir tek satır yazamadım farkındayım... Üstün üstüyle maaş ve gelecek meselesini konuştum, yıllık iznim belli oldu,sonra haftasonu işlerim vardı, bir de mezunlar günü yemeği derken bir de baktım koşturmacadan yorgun düşmüşüm.Tatil için bir şeyler ayarlama derdindeyim, ailemle çıkacağım da, maaş ve tatil fiyatları arasındaki uçurumdan sonra yine Türkan teyzemin tertemiz, klimalı, televizyonlu dairesine talip olacağız gibi geldi. Türkan teyze işletmecidir akrabam değil:) Yalnız çok temiz ve güvenlidir oteli. Senelerdir gideriz artık hangi oda nasıldır, manzarası,mutfağı, balkonu biliriz.
Bugün yine konuştuk geçen seneki fiyattan ayarlarız dedi, akşam bizimkilerle bi konuşup hesap yapalım yarın netleşir herhalde..Şu an beni tek mutlu eden şey tatil.İznimi bol tutmuşlar sağolsunlar, özür mahiyetinde belki de..Çünkü hala ufukta zam yok, sadaka gibi bir tutarı belki ekler belki eklemeyiz, Ağustos sonu yeniden konuşalım,ilk size zam yapacağız farkındayız sizi çok zorluyoruz ama top sizde daha iyi imkanlar bulursanız siz bilirsiniz de dediler.
Üstüne üstlük kurumdan çıkarılan epey arkadaş var ve kendi rızasıyla istifa eden bunalmış, böyle yer görmedim diye kaçanlar da var.
Benimse tek düşündüğüm tatil... O kadar bunaldım ki, artık bu iş olaylarının gerçekten de kısmet ve şans işi olduğunu biliyorum. Bir yakın arkadaşım işte çalışırken başka bir yerden teklif aldı, 2 maaşta bir ikramiye, yakacak yardımı alıyor.
Üstelik servisi de var, öğle yemekleri de resmen lokanta gibi.Bu arkadaşımın durumu da iyiydi, maddi açıdan çok iyidir ama para parayı çeker işte, bu da doğrudur.Ben de eski kurumumda ikramiyeli çalışırdım, ilaç gibi gelirdi ama yolu çok uzaktı ve servis yoktu.
Perişanlığa, trafiğe 2 sene dayanabildim ayrıldım. Neticede iyi maaşlı bir işim olacak mı bilemiyorum artık umudum kalmadı.
Bunları boşverelim de önemli olan yazın gelmesi ve tatil! Tatili düşündükçe mutlu oluyorum, sonra eylülün ortasında sevgilim gelecek... Elbet her şey düzelir, yeter ki sağlık olsun.
Bu arada müzik blogu için çalışmalarım sürüyor:)
(Bu arada kayıtlarımı yayınlıyorum ancak saatler sonra kumanda panelinde izlenilenler arasında görüntüleniyor...Bazen de hiç..Bu durum canımı sıkmaya başladı!)
EMEĞE SAYGI
neler yazmışım neler...
- Şubat 2015 (1)
- Aralık 2013 (1)
- Ağustos 2013 (1)
- Aralık 2012 (1)
- Şubat 2012 (2)
- Ocak 2012 (2)
- Kasım 2011 (2)
- Ekim 2011 (8)
- Eylül 2011 (6)
- Ağustos 2011 (6)
- Temmuz 2011 (8)
- Haziran 2011 (10)
- Mayıs 2011 (20)
- Nisan 2011 (13)
- Mart 2011 (5)
- Şubat 2011 (7)
- Ocak 2011 (12)
- Aralık 2010 (16)
- Kasım 2010 (9)
- Ekim 2010 (3)
- Eylül 2010 (6)
- Ağustos 2010 (10)
- Temmuz 2010 (2)
- Haziran 2010 (9)
- Mayıs 2010 (7)
- Nisan 2010 (7)
- Mart 2010 (13)
- Şubat 2010 (11)
- Ocak 2010 (4)
- Aralık 2009 (2)
- Kasım 2009 (5)
- Ekim 2009 (2)
- Eylül 2009 (4)
- Ağustos 2009 (8)
- Temmuz 2009 (2)
- Haziran 2009 (9)
- Mayıs 2009 (15)
- Nisan 2009 (19)
- Mart 2009 (18)
- Şubat 2009 (14)
- Ocak 2009 (23)
- Aralık 2008 (18)



