Hayatımız bu pencerenin ardında gördüğümüz manzaralardan ibaret...Bazen yağmur damlaları vuruyor cama, bazen kar kıyamet gök görünmüyor, bazen güneş sızıyor içeri pırıl pırıl sıcacık..ama er ama geç bir hüzün bir mutluluk devri daim geziniyor sırtlarımızda.
Elif Şafak'ın aşk romanında da altını çizdiğim Mevlana'nın yüreğinden bir satır gibi :
"Ellerinize dikkat edin. Sürekli açılıp kapanır parmaklarımız.Tutar ve bırakır,bırakır ve tutarız.Bir içe bir dışa.Yumruğumuzu sıktıktan sonra mutluka açarız.Öyle olmasaydık felçli olurduk.Varlığımız da böyledir.Bir an gelir açılır, bir an gelir kapanır.Kâh sıkışır yüreğimiz, kâh ferahlar.Bu tezat gibi görünen haller varlığın özüdür.Kanat çırpan kuşlara bakın.Kanatlarının nasıl hareket ettiğine dikkat buyurun, bir aşağı bir yukarı.Bir hüzün bir saadet.Böyledir hayat.Hoş bir kararda, ahenk içinde, dengede."
Gerçekten de böyle hayat, bir mutluyum bir hüzünlü.
Sevgilimi askere uğurladım, cumartesi günü geldi ailemle vedalaştı ardından güzel bir gün geçirdik,ışıl ışıldık,her şey veda anına kadar iyiydi ama günün sonuna yaklaştıkça sönmeye başladık, gözyaşlarımızı gizleyemedik, derin sarılmalar, öpüşmeler,yüzünün her detayını hafızaya yerleştirmeler - hoş albümler dolusu fotoğraf da olsa elimizde bu detayları anımsamak bambaşka bir şey...
Dün teslim olmadan aradı vardığını söyledi, ardından akşam 8 gibi aradı teslim olmuş ve hâlâ işlemlerini yapıyorlarmış uzun sürecekmiş dedi.Telefonu açtığımda ilk sözü "seni çok özledim" oldu.Sesini duymak bana ferahlık verdi ancak acemi askerlikte her an her dakika araması mümkün değil.Kimbilir ne iştimalar yapacaklar, ne kadar yorulacak ya da verilen görev zor olacak, belki nöbet tutacaklar, belki üşüyecek belki aç kalacak bilemiyorum ama arama sıklığı da az olacak elbetteki.Cep telefonuyla haşır neşir olmayı sevmeyen ben nereye gitsem elimde telefonumu götürüyorum ararsa beni bulamaz bir daha armaya fırsatı olmaz diye, daha bugün sesini duyamadım.Arada gözlerim doluyor, dün gece de pek uyuyamadım.Sanırım bir kaç gün alışma dönemi sürecek, böyle kalbim kafesteki bir kuş gibi pır pır atacak, midem biraz ağrıyacak, biraz panik biraz sakinleşmeye telkinli bir hal sergileyeceğim.
Bunu aşmak için arkadaşlarım var çok şükür, her haftasonu bir program yaparız dedik, bir yerlere gideriz hiç olmadı Moda'ya iner birer çay içeriz.Annemle boğaz turuna çıkarız, grubumuzla büyük ada'ya gideriz.Şimdi bir boşlukta olmam doğal, hele ki benim gibi çok hassas yapıda bir insan için zor günler bunlar.İyi bir yere düşmesi, kısa dönem olması, havacı olması mucize!En azından havaların ısınmasını bekliyorum dört gözle, daha çok gezmek daha çok aktivite yapmak için, sevgilimin benden istediği de bu.Gez, mutlu ol, tatile git,sen mutlu olursan ben de mutluyum demişti.Çok doğru,artık sıyrılmalıyım bu halden,bu kadar zor bir dönemden geçiyorsak demek ki mutluluk çok yakın, güzel günler çok yakın demektir.
Tek eksiğim işyerimde kafa dengi arkadaş bulamamak.Bugüne kadar 5 işyeri değiştirdim ve herbirinde bugüne dek görüştüğüm çok çok iyi arkadaşlıklar edindim.Ancak burda anlaşabileceğim kimse yok.Herkes fazlasıyla yaşlı benden, epeyce alaturka, kimi evlenmiş ayrılmış, kimi evli çoluk çocuğa karışmış, kimi çok patavatsız, kimi görgüsüz... Oturup da sohbet edeceğim kimsecikler yok.Bir kişi dahi...Tamam havadan sudan konuşacak çok insan var ama odaya girdiğimde baştan aşağı süzüyorlar beni, kıyafetime bakılıyor, onlara ilginç geliyorum herhalde, ya da tam tersi selam verilmiyor.Bir şey söylüyorum ve cevaplara bakıyorum ki umut yok biz bambaşka dünyalarda yaşıyoruz...
Cuma günü tüm kurum neredeyse akşam eğlenmek için program yapmışlar, sağır sultan ve uçan kuş dahil herkes biliyordu, ben hariç! Kimse söylemedi, ben gidip de rakıları devirip eller havaya yapacak biri değilim zaten tarz itibariyle ben alternatif mekan, açık hava, festival insanıyım, fazlasıyla farklı kalıyorum onlara göre ama usulen de olsa söylenmeliydi bence...
Her neyse hiç bir şey belli olmaz, belki de kafa dengi bir arkadaş gelir işe, yeni işe alırlar belki.Birlikte yemek yeriz, çay molalarında dertleşiriz akşam eve dönerken bazen program yapar bir yerlerde yemeğe gideriz.Hep eskiden alıştığım buydu, ama burada nedense böyle bir durum var,koca gün yalnız kalmak da sıkıyor beni, neyse ki karıncalarım var...
Neyse olan biten ne olursa olsun,ben umutla penceremdeki manzaraya bakayım, işimi yapayım, mutlu olmaya çalışayım, eski arkadaşlarımla buluşayım, etkinliklere katılayım,aileme daha fazla vakit ayırayım.
İçimdeki çocuğu daha da fazla dışarı çıkarayım ve kabarık kırmızı saçlı, içi dışı rengarenk, herkesin gülümsemesine hayran olduğu bildik "ful" gibi davranmaya devam edeyim.
Ne olursa olsun olumlu enerjimi ve neşemi kaybetmeyeyim,
Çünkü hayat ahenk içindedir eğer bir hüzün varsa ardı muhakkak mutluluktur, yeter ki biz bu gerçeğe yürekten inanalım...

































