Fotoğrafım
Türkiye
Bir zamanlar ful yaprakları adında bir çiçek kız vardı.Saçları tuhaftı.Bir tutamı domates kırmızısı,perçemleri havuç rengi,kalanlarsa ahududu şerbeti gibi kızıldı.Pembe gözlükleriyle dünyayı ve insanları koşulsuz sevmeye kararlıydı ama gerçekleri görmesi zaman almadı.Canını yakanlardan kurtulmayı denedi, doğrulup toparlandı,gözyaşlarını sildi ve aynaya baktı. Gülümseyerek kendine bir söz verdi.Çiçek kızın hayattaki serüveni her daim taptaze ve rengarenk olacaktı... İletişim : fulyapraklari@hotmail.com

değer verenler

25 Kasım 2009 Çarşamba

Ayça'nın Küpeleri!

Sevgili Ayça el emeği göz nuru tasarımlarını ETSY'de sergiliyor biliyorsunuz,
Şimdi de her pazartesi bir hediye kampanyası düzenlemiş,
Detaylara buradan,
Ayça'nın şahane tasarımlarına ise buradan ulaşabilirsiniz,
Bu turkuaz küpeler ise benim favorim!

"Eğlence"

Dün malum öğretmenler günüydü, gündüz yeni yeni tanıdığım ama çok sevdiğim bir iş arkadaşım ziyarete geldi beni, güzel bir sohbetin ardından kahve falı baktık birbirimize:)
İnanılmaz bir insan, bu bana 2.fal bakışı, her ikisinde de içimde ne var ne yok bildi,benim özelimi bilmeden üstelik...en ince detaylarıyla hem de...öyle işte "hayatında biri var, şöyle böyle kısmet var" gibi değil..ayrılıkları sebeplerini, diğer tüm mevzuları...
O eciş büçüş telvelerin nasıl hayatıma dönüştüğünü anlayamasam da ben de içimden geldiğinde iyi fal bakan biri olarak kurcalamıyorum pek, elektriğimiz çok iyi tuttuğu için benim ona baktığım fallarda da şaşırtıcı bir şekilde resmen hikayeler görüyor ve dakikalarca bir sürü şey söylüyorum ve biliyorum, anlamasam da içimden geliyor..
Dedim ya gerçekten enteresan,o da enerji almış geçenlerde ve benim uzmanımı tavsiye ettim ona da, bu konuda gerçekten özel biri, öyle hissediyorum...
Gündüz böyle geçerken dün gece ise bir güzel eğlence düzenlediler çalıştığımız kurumda.
Ama ben eğlencenin içindeyken dahi olayın sosyolojik boyutunu araştırmaya çalışan biri gibi hissettim kendimi, nedenine gelirsek böyle durumlara pek de alışık olmayan ev kedisi olarak insanların kendinden geçerek dans ettiği,göbek attığı ortamlara yabancıyımdır.
Pek de sevmem açıkçası, benim dinlediğim müziğe de yaşam tarzıma da uymaz.Ama işte içinde bulunduğum durum sebebiyle katıldım, değişiklik olur diye düşündüm, iyi de oldu. Eğlendim, az da olsa dans ettim, bol şarkı söyledim, çok gözlem yaptım, şarap kadehleri eşlik etti bana gece boyunca...
Herkes çakır keyif oldu ben bir türlü olamadım:) Minimini olduğuma bakmayın, ben kolay sarhoş olmam, olmak istedim içtim içtim ama yok olmadı, ne bünyeymiş dedim kendi kendime:)
İçkili ortamlarda eğer sarhoş değilseniz etrafınızdaki olan bitenler size çok komik hatta absürd gelebilir!
Ders anında gördüğünüz o beyefendi adamlar rüyanızda göremeyeceğiniz garip danslarla titrerken,o ciddi kadınlar hobareeeyy diye saçlarını savurarak tepinirken gerçekten de iyi ki sarhoş olamıyorum dedim içimden:)
Netice hepimiz eğlendik, bazıları fazla fazla...
Ama o ortamlara ait olmadığımı bir kez daha gördüm, bazı insanlar eğlence için yaratılmıştır, hemen hooop piste atarlar kendilerini. Tadını çıkarırlar..
Ben zorla kaldırılmaya çalışılıp hadi amaaa dedirtilenlerdenim:)
Belki de burada samimi bir arkadaş grubum olsaydı daha farklı olabilirdi ama işte yine de uzun zaman üstüne eğlendim, değişiklik oldu bana,
Süslenip püslenip de insan içine karışmamıştım epeydir,
Demiştik ya güneş her gün yenden doğuyor diye,
İçim buruktu hala, ama hayat devam ediyor dedim.
evet devam ediyor.....

21 Kasım 2009 Cumartesi

Bugün benim doğum günüm:)


Bugün benim doğum günüm...

Her şeye rağmen yaşamanın ne kadar güzel olduğunu iliklerime kadar hissediyorum,

Pastamın üstü mumlarla dolu,

Her mum yepyeni bir umudu simgeliyor benim için,

İyiliğimin mutlaka beni ödüllendireceğini biliyorum,

Gözlerimi kapatıyor ve dileklerimi diliyorum,

1...2...3..........


NİCE SAĞLIKLI, MUTLU,AŞK DOLU SENELERE!


P.S. Mutlu olabilmek için küçük ipuçlarım var,

16 Kasım 2009 Pazartesi

"Kelebek küpeler ve bitişin hüzünlü öyküsü"

Arabanın tavanına yağmur damlaları düşüyor, tıkır tıkır sesler duyuyorum giderek şiddetlenen.
Camlardan aşağı seller akıyor sanki, görüntü kayboluyor, giderek dışarıyı göremiyorum, camlardaki buğudan mı yoksa gözlerimdeki yaşlardan mı bilemiyorum.
Zor bir süreç atlattım, kırılma noktası dediklerinden.
Ne yaşamam gerekiyorsa yaşadım, hatta sağlık problemim tekrar ortaya çıkmasın diye kendimi çok üzmemeye çalışarak bolca telkin ederek yaşadım.
Her şeyi ama her şeyi gözden geçirdim.
İnce eledim sık dokudum.
Bir karar verdim.
Dün bana sarılıp hıçkırarak ağladığında “senin suçun yok hata bendeydi, hayatta en çok sevdiğim sendin onu da kendim kaybettim” dediğinde içimden kopan parçaları yeniden yerine koyamayacağım kadar uzağa fırlattığımı fark ettim.
Acı o kadar keskindi ki, kalbim göğüs kafesimi parçalayarak çıkıp kendini can havliyle ayırdı bedenimden.
Bomboş kaldı içim, hiçbir şey söyleyemedim ne kendime,ne ona…
Sadece ne kadar çabalarsam ve söylersem söyleyeyim ondaki bu çelişkinin kurbanı olmaktan yorgun düştüğümü ağlayarak anlatabildim.
Tüm kırgınlıklarımın, yorgunluklarımın beni erittiğini söyleyebildim.
İçimde birikenlerin hepsi dökülemedi dudaklarımdan ama hayatımın bugüne kadarki en güzel 2 yılını ona verdiğimi bilmenin huzuru vardı içimde.
Çok iyi ve dürüst biri olduğunu bildiğim için içim rahattı, bugüne kadar hep güzel anıları yaşattırmıştı bana.
Kendimin,benliğimin ve ruhumun farkına vardığımdan beri ortaya çıkan her türlü sorunla tek başıma mücadele edip net olmamakla beni suçladığında dahi bunun gerçekten böyle olmadığını biliyordum.
Tüm bu kırgınlığımın içimdeki her şeyi soldurduğunu ve tehlikenin sinyaller vererek geldiğini, her türlü belirtiye rağmen hiçbir tedbir almadığını acı içinde fark ettiğini de biliyorum.
Şimdi… Yalnızım, yalnızız yeniden.
Doğum günüme sayılı günler kala yeniden doğacağım anı bekliyorum.
Elbette ki içim paramparça, buruğum, kötüyüm, dokunsanız yaşlar akıyor içimden ama güçlü durmam gerektiğinin de farkındayım.
Sağlığım için, kendim için bir yerlerden başlamak zorundayım.
Doğum günümde görüşemezsek diye dün bana verdiği kırmızı bir kutudan çıkan 2 zarif küpe var avucumda, biri kelebek diğeri kar tanesi,
Onları hayatımın sonuna kadar saklayacağım, bunu o da biliyor,
Tıpkı ona verdiğim değer gibi yoğun olacak küpelere yüklediğim anlam,
Ağlarken onun yüzüne kondurduğum öpücükler de şu an sel gibi akan gözyaşlarım da kelebek olup bir çift küpeye dönüşecek,
Ve güneş yarın yeniden doğacak tıpkı bugün olduğu gibi…

12 Kasım 2009 Perşembe

"Minik sevinçler"


Herkese Günaydın,
Sağlık dolu, umut dolu, endişelerden uzak, gönlümüzce bir gün olsun..
Etrafımda olup bitenleri izliyorum, o kadar endişe ediyorum ki olan bitenlerden, virüslerden, politik gelişmelerden,küresel ısınmadan,gdo'lu gıdalardan, insanların çaresizliğinden haberdar olmak içimi sıkıyor, daralıyorum.
Televizyon izlemeyi çoktan bırakmıştım ama arada bakıyordum genel kültürüm azalmasın diye, haberleri açıyorsunuz pandemik salgının bilançosu, başka kanalda öldürülen bilgisayar cini bir çocuk, bir diğerinde gdo'lu gıdalar helaldir siz bilmediğiniz işe karışmayın diyen zihniyetler, bir diğerinde küresel ısınma yüzünden dünyanın dönüş hızında artış yaşandığına dair bilim adamlarının araştırma sonuçları, bir diğerinde zamlar, diğerinde yok kıyamet kopacak mı yok şöyle mi böyle mi?
Terazinin diğer kefesinde de evlenme programına çıkan 70'lik dedeler, yemek masasında birbirinin gözünün içine baka baka yalan söyleyen para hırsının getirisi insanlar, Behlül Bihter aşkının geleceğini işleyen garip bir zihniyet var. Artık neyin doğru neyin yanlış olduğunu da bilmiyorum.
Neyse, malumunuz yazılarımı okuyanlar bilirler benim eğitim sektöründen ekmek yediğimi.
İşim zordur, emek ister ama karıncalarım bana sevgi verir, onlara bir sarılırım hepsi geçer.
Şimdilerde değil sarılmak, aynı ortamda bile bulunmak çok güç...
Zor günler yaşıyoruz, pandemik grip salgını bazı karıncalarıma bulaştı, çoğu o malum virüsü taşımıyor ama yine de şiddetli grip geçiriyor, kimileri nezle(benim geçen hafta olduğum gibi)...
Elimizde antibakteriyel mendillerle masalarımızın, eşyalarımızın,kapıkollarının üzerlerini siliyoruz,
Temizlik görevlilerimiz günde defalarca dezenfektanlarla etrafı hijyenik hale getirmeye çalışıyor, Eşyaları tuttuktan sonra elimi yıkıyorum, hatta ve hatta eldivenle tutuyorum.Sürekli camlarımız açık, hava soğuk olsa bile havayı hep temiz tutmaya çalışıyoruz.
Oğlu rahatsızlanan ve geceyi hastanede geçirmek zorunda kalan bir iş arkadaşım şu an hasta, şiddetli grip geçiriyor, orada çok hasta vardı diyor,maalesef ona da bulaştı..
Son günlerde her evde, her yerde hastalar var.İnsanlar panik içinde, endişe içinde,planladığımız bir çok etkinliği nasıl yapacağımızı düşünüyoruz. Aralıkta var, Ocakta var,peki o zamana ne olacak? Hiç bir şey bilmiyoruz, hacı adaylarının getireceği yeni virüslerle bu virüs etkileşecek mi bilemiyoruz.
İnsanlar korkak, kimse kimseyle tokalaşmıyor,öpüşmüyor haklı olarak.Ten temasımız kalmadı, halbuki ten temasının hem psikolojik hem de fiziksel etkilerini biliyorsunuzdur, vücuda iyi elektrik geçmesinin ne kadar önemli olduğunu da.ama bu salgın yüzünden korkumuzdan kimseyle bir temasımız kalmadı.
Giderek yalnızlaştığımızı gözlemliyorum.
Belki de çok kalabalık bir ortamda çalışmanın getirdiği bir durumdan ötürü bu paniği bu kadar yakından takip edebiliyorum.Bilemiyorum ama bundan önceki günlerimiz ne kadar rahatmış diyebiliyorum.Umarım bu zor günler bir an önce geçer gider.Herkes yine eski temposuna döner.
Tüm hastalar şifa bulur.
Kısacası tadı,tuzu,biberi kalmayan hayatımızda, bu kadar üzüntü ev endişe içinde minicik sevinçlerimiz olsun, hayatımıza bir nebze olsun renk getirmek için eğer sağlıklıysanız buna şükredin,insanlara yardım edin, iyi işler yapın,güzel şarkılar söyleyin...
Bence hepimiz "evrene" güzel mesajlar göndermeliyiz ve bol bol dua etmeliyiz.
Yaşamak o kadar zorlaştı ki,
Hayat bu ara bize dalgın olma, hata yapma lüksü vermiyor, mükemmel yaşayacaksınız diyor.
Eğer bir açığımızı yakalarsa vay halimize...

20 Ekim 2009 Salı

"Lütfen yorumlarınızla renk katın bu "siyah" yazıya..."

Bu yazının fon müziği : Beirut - "Un derrier verre" olmalı...
Yazılarımın neden azaldığına dair ilk ipucu bir önceki yazımda gelmişti.
Bir enerji uzmanına gittiğimi yazmıştım,tabii ki paramın yettiğince gidebiliyorum o da ayrı konu, ama işin özü gerçekten faydasını gördüm ve şu an yine ona gitmek ve tüm bu acımdan arınmak istiyorum...
Önceki yazılarımı okuyanlar kafamın karışık olduğunun da farkına varmıştır elbet.
İnsan en çok sevdiklerinden zarar görürmüş,doğrudur...
Erkek arkadaşımla aramda minik problemler vardı, o bunların çok da farkında değildi belki ama o minicik iltihap yayıldıkça yayıldı ve şu an bütün ilişkimizi kapladı. Ona göre sorun yok hala, lay lay lom gidiyor hayatı, 2 sene olur, 3 sene olur, beklerim sanki ben, benim duygularım hayallerim yok, bir eşya gibi beklerim..onu sevdiğim çok sevdiğim için sabrediyordum ama artık sabrım kalmadı...
Ben bu kadar didinirken onun rahatlığı, genişliği batıyor bana, önemsemiyor hiç bir şeyi, bugün ne yaptın diyorum hiç..diyor..hiç hiç hiç...
Ona göre ben çok planlı,programlı ve aceleciyim.Daha doğrusu belirlilik istiyorum hayatta, planım olsun, her şey belirli olsun, çok beklemek sıkıyor beni,plan yaparsanız beklemek daha kısa sürüyor.Tıpkı gideceği limanı bilen bir geminin kendinden emin rotasında ilerleyişi gibi...
Bana göre ise ben tüm bu planlarıma ve aceleciliğime karşın aynı zamanda çok ama çok sabırlıyım.hatta haddinden fazla sabırlıyım.
Askerlik sürecinden önce işe girmemek için direnişleri, bahaneleri, bir sene boyunca tamamdır her şey düzelir diye bekleyişlerim, askere gitmeden önceki kaprisleri, beni üzmeleri, tamamdır askerlik psikoljisi diye katlanışlarım.Ardından askerin ilk aylarındaki şikayetleri, bitmek bilmez şikayetler sonucu üzülmelerim, aklımın onda kalması,çocuk gibi geri geleceğim demeleri,hepsine sabırla, sevgiyle yaklaşmalarım.Onu özleyişim, bekleyişim, umutlanışım...
Bana söyledikleri, verdiği sözler, benim aileme söylediklerim, mesuliyetlerim...
Ve şimdi...
Askerlik bitti çok şükür derken, aslında her şeyin yeni başladığını görmemle birlikte bende pek çok devre alt üst oldu,karmakarışık oldum.
Bu aralar daha doğrusu geldiğinden beri didişmelerimiz sürüyor, kırıyorum, kırılıyorum.
Kendi açımdan niye haklıyım biliyor musunuz? Ben 2buçuk sene zamanımı verdiysem ve askerliğini beklediysem döndüğünde verdiği sözler için hareket beklerim,o kadar zaman boyunca iş aramaya üşenen bir adam hayal etmedim ben, sabahlara kadar bilgisayar oyunu oynayan, bir kaç işe başvurdu diye bir hafta boyunca hiç bir ilanı takip etmeyen ve bu ilanlara başvursak sanki olacak,kısmetim varsa gelir beni bulur diyen bir adamı da hayal etmedim.
Beni sahiplenecek, benimle birlikte yürüyecek, ben dürtüklemeden sorumluluklarını yerine getirecek bir adam hayal ettim.
Ben vıdıvıdı etmeyi sevmiyorum, istemiyorum, o işini yapsın ben işimi yapayım, bu kadar basit.Ama ben söylemezsem 20 yıl geçer, yine de tek bir şey yapmaz...
Bu yaşa gelmiş bir adamı,onu bekleyen güzeller güzeli sevgilisi varken bilgisayar oyunları ve öğlen kahveleri kurtaracak sanki...
Netten ilan bakamam bakmasını bilmiyorum, o kadar ilanı kim tarayacak diyen biri benim evlilikte sorumluluğumu nasıl alacak?Bütün bu kurtlar kemiriyor işte beynimi.Düşüncelerim sel olmuş akıyor, taşıyorum kendimden...
Kuşkusuz tüm gün ayaklarına karasular inene kadar gez iş ara da demiyorum, görmek istediğim sadece çaba!İkimiz için bir şeyler yapması..Bu o kadar büyük bir sorumluluk ki, böyle bir konuda bu kadar pasif ve rahat kalması diğer tüm artılarını götürüyor, bana aşık olsun, deliler gibi aşığım desin, bizim geleceğimiz için tek adım atmadıkça, habire kafam karışık dedikçe, bir öyle bir böyle aylar geçtikçe ben nasıl olur da onu daha fazla bekleyebilir ve geleceğimizden endişe duymadan içim rahat uyuyabilirim.
Ben bu kadar sevgim, ilgim, senelerimle eğer onu yanında olmuşsam, ondan da bir çaba görmek istiyorum haklı olarak,bu konuyu en az 10 kere konuştuysak artık 11.yi konuşmak istemiyorum.
Tamam evet haklısın her şey düzelecek denilip de 2 gün sonra yine aynı kabusların içinde kendimi kaybetmek istemiyorum.
Neden böyle oldu, neden bu kadar rahat davranıyor, neden bir dediği diğeriyle uyuşmuyor onu da bilemiyorum, kendi de bilmiyor.Neden böyle yapıyorsun diyorum bilmiyorum diyor..
tek gözlemlediğim ben savaşçıyım, becerikliyim, asla bugünün işini yarına bırakmayanım.
O ise ...
Bu kadar ciddi farklılıklarımız neden şimdi ortaya çıktı?Neden bu kadar keskin hissettim ve neden bu karakter ayrılığının çok önemli bir damarda olduğunu hissediyorum bilemiyorum.
Ben bunca sevgime karşılık bunları duyarak ne hale geliyorum haberi var mı acaba?
Konuşmaları beni kırıyor, parçalıyor...
Artık konuşmak istemiyorum, köşeme çekildim, daha fazla yıpranmak istemiyorum, işte kendi haline bıraktım onu, istediği her şeyi yapabilir ama bensizken tad alır mı bilemiyorum...
Bu arada belki de düzelir her şey, çaba gösterir, karşılığını alır,hiç üzülmeyiz boş yere...
Sevgimize bir zarar gelmez umarım...
İncecik bir çizginin üzerindeyim ve dua ediyorum,
Ve sizden de beni tanımasanız da bilmeseniz de benim için dua etmenizi istiyorum,
Hatta evrendeki tüm kafası karışık kadınlar için, sevgisini veren, mutuluk isteyen ve sorumluluğu sırtlamaktan yorgun düşen tüm kadınlar için..
Hakkımda hayırlı olan neyse o olsun...
Lütfen yorumlarınızla renk katın bu "siyah" yazıya,
Yazacaklarınız benim için bu yazının"beyazı" olacak...

13 Ekim 2009 Salı

"başlıksız"

Sanatçıyı düşün,
Didinip uğraşan bir sanatçı karşısında eserini görmek ister, heykel,portre,cam bir vazo belki de ya da beste..
Eser bir türlü ortaya çıkmıyosa, o eserin üzerinde çalışmayı bırakır yeni bir eser yaratmaya bakar...

Bu satırlar az önce içimden geldi,
Uzun zaman oldu farkındayım arkadaşlarım,
Sizleri özledim hem de çok,
Enerji almaya başladım, bir uzmana gidiyordum bir kaç haftadır,
Sağlık sorunlarımla cebelleşmekten yılmıştım,
Çok faydasını gördüm,
Meğer o ağrıların,sızıların içinde ne duygular ne birikimler varmış da haberim yokmuş,hepsinden kurtuldum çok şükür.
Ara ara yine gitmeye devam edeceğim, hassas insan olmak zor zanaat.Adeta kemikleşmiş duygularım var,hepsini-tüm negatifliği alıyor bende uzmanım...
Karıncalarım çok fazla bu sene, onlarla tüm gün uğraşmak zaten tüm zamanımı alıyor,
Bir de sevgilim var malum, o da ayrı bir bebek, ilgi istiyor sevgi istiyor,askerden döndü döneli zaten kavga gürültü gidiyor sebebini anlayamıyorum,
İş bulma durumları var şimdi, o amaçsız gibi, yeni gelmiş olmanın bir getirisi var tabii, bunu inkar etmiyorum.
Sadece sorumluluğunu bilsin ve yapsın istiyorum,günde 1 saat ayırmak...yapmayınca da soru işaretlerim artıyor,
Evlilik zor iş, her şeyi ben yapacaksam,dürtüklemeyle yürüteceksem bu işlerin altından kalkamam gibi geliyor,paylaşım lazım.
Geçicek diye umud ediyorum bilemiyorum ama bir izleme sürecindeyim şu an,
Evlilik ciddi iş..
Yazının ilk başındaki kelimleri yazan bir sanatçı oldum ben de, izliyorum şu an,
Sonsuz sevgim, çabam, desteğim, ilgim için...

Metin Rengi

24 Eylül 2009 Perşembe

Okulda ilk gün

Okulda ilk gün,
Ben siyah önlüklerin zamanından geldim, beyaz yakam vardı kenarları fırfırlı,
Annem özenle ütülerdi o yakaları,
Çocukken düşünürdüm neden "siyah" giyiyoruz diye?
Çok şükür şimdikiler öyle değil,
Kırmızı bir beslenme çantam vardı, üstündeki walt disney kahramanları gülümserdi bana, çok iyi hatırlıyorum o beslenme çantasını, içindeki yemek kaplarını, kekleri, elimi silmek için annemin koydupu sabunlu mendili...
Erken kalkıp zorla içtiğim sütü, okulun ilk günündeki karın ağrımı...nasıl unutabilirim.
Bahçede sıraya girdiğimizde hep en önde olurdum, çünkü en minik bendim...
Tüm okula hayatım boyunca hep herkesten minik oldum, her okulun maskotuydum adeta, büyük sınıflardan gelip yanaklarımı sıkıp ne tatlı bu derlerdi, nefret ederdim.
Orta son sınıftayken beni hazırlıkta sanarlardı çıldırırdım.
Ne zaman ki minyon olmanın aslında bir avantaj olduğunu anladığım yaşa geldim, o zaman tüm bu duygularımdan arındım.

Bugün karıncalarımın ilk günü...
Yepyeni formalar, ütülü etekler, bembeyaz diz altı çoraplar, gıcır gıcır ayakkabılar, en moda çantalar, meraklı ve endişeli gözler, ellerinde kamerayla gelip ilk okul gününü ölümsüzleştiren aileler...

Peki ya başkaları?

Okuyamayanlar, aile baskısı, töre, imkansızlıklar, fakirlik yüzünden geceler boyu ağlayan kızlar, oğlanlar...
Zehir gibi zekaları, azimleri,güçleri olup da defter kitap alamayan,öğretmene hasret kalan,
Okula gitmek çin saatlerce karın,buzun içinde donarak yürümek zorunda kalan çocuklarımız...

Ne büyük bir uçurum var hayatta,
Ne kadar da keskin ucu bir bıçak gibi..

Giderek derinleşen bir yara...

9 Eylül 2009 Çarşamba

"Hala umudum var"

Zor günler
Bir gün mutlaka geldiği gibi gider...
Zor günler
Bildiğin herşey gibi kaybolup gider...
Biliyorum, yorgunsun
Çoktan unutulmuşsun
Hiçbirşey aynı kalmaz!
Yarın belli olmaz!

Benim hala umudum var
Hala umudum var.

Şimdi sen,
"Güvendiğim sularda boğuldum" dedin
Tesadüfen
Belki balık olsan kurtulsan,
Kimbilir?
Gel dinlen yanımda!
Gel saklan arkamda!
İstersen konuşma,
Onlar hep sorarlar

Benim hala umudum var
Hala umudum var...

[Aylin Aslım/Gel-git,2000]

7 Eylül 2009 Pazartesi

"Yorum yaparken..."

Eski bir yazımı okudum bu sabah işte tam burada...
İçimdekileri ne kadar sade bir o kadar da keskin ifade etmişim dedim,
Yaşamayan bilemez ama en azından anlar beni dedim,
Ne kadar da içim acımıştı o yazıyı yazarken,
Hoş, artık hiç bir şey içimi fazlasıyla acıt-a-mıyor,
Mesela,
Bana "adını dahi yazma açıklığında bulunmayan" bir okur "yorum" yazmış,
yazılarımın ilkokul çocuğunun kompozisyon derslerinde yazdıkları kadar basit olduğunu söylemiş...
"Sağ klik yapmaya izin vermiyorsunuz ama korkmayın" demiş "bu yazıları kimse çalmaz..."
Ben edebi bir köşe yazdığımı düşünmüyorum, öykü yazmıyorum, köşe yazısı hiç yazmıyorum.
Bu kişi benim yazı alanında ödül aldığımı, üniversite derecelerimi falan bilse ne olur bilmese ne olur diye düşünüyorum, kimliğimi açıklamak, kendimi kanıtlamak, egomu katlamak gibi bir amacım yok ki benim.
Sonuçta koskoca evrende öylesine dolaşıyoruz.
Bilmez ki ben "nelerle" boğuşuyorum,hepsini yazsam neler düşünürsünüz kim bilir...
Ben sadece "hayatı" paylaşıyorum,
Rengarenk, çoğu zamanda çocukca...
Sıradan, öylesine, karalayarak, yazıp da fazla düzeltmeden...
Beni seven ve okuyanlar,bana çok güzel mesajlar gönderenler, dostlarım var bunu da biliyorum,
Ama yazılarımın asla basit olduğunu düşünmüyorum, özellikle kelime dağarcığı konusunda...
Eleştiri iyidir, güzeldir, insanı olumlu olarak değiştirir,
Yeter ki insanlar birbirini eleştirirken "o incecik çizgiyi" aşmasınlar...
Güzel ve sağlık dolu bir hafta diliyorum herkese!

2 Eylül 2009 Çarşamba

"kısa kısa"

Öylece geçip gidiyor zaman,
Askerin gelmesine sayılı günler kaldı, gelince sımsıkı sarılacağım ona,
Umarım elimizi bir daha hiç bırakmayız ve her şey düzenli yolunda ilerler.
İyi işler buluruz, iyi bir hayatımız olur...
Hayat hep beklentiymiş meğer,beklemekten yorgun düşmekmiş,
Sonunda hep güzel bir ışık göreceğime inandığım için her şeyi bekledim,
O ışık yaklaşıyor gibi geliyor artık,
Şu sevimli velet gibi olmak istiyorum,
Dertlenmeden umarsızca yaşamak.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

"Mr.Ego ve diğerleri..."

Dün akşamdan beri içimde bir huzur var, sanki saatlerce ağlamışım da rahatlamışım gibi...biliyorum kararlar verdim, öyle çabuk pes etmek yok,ağlamadım, sadece gözlerim doldu ama yok kesinlikle ağlamadım.
Dün neler oldu neler, eski ful olsa, salya sümük ağlar ya da sinirlenirdi ama diyorum ya içim alabildiğine huzurlu, sakin...
Bu sabah da epey olaylar oldu, ben yine sakinim, bu sakinliğim hayra mı alamet yoksa başka bir şeye mi bilemiyorum.
Sonsuz mutsuzluk ve huzursuzluk yaşadığım, düşmanıma dahi tavsiye(ne tavsiyesi intizar mı desek!) etmeyeceğim bir iş yerinde çalışıyorum biliyorsunuz.
Ne yazık ki istediğim gibi bir iş bulursam ayrılacağım dediğim bu yere kriz nedeniyle çakılı kaldım. Her gün yeni görevler, her gün yeni işler, biriken dosyalar...Karıncalarım gelse de artık nefes alsam diyorum ama sevmediğiniz işi yapmak zulüm gelir ya insana öyle bir şey işte...
Verdikleri milyonuncu ek görev belimi büktü, yorgunluktan resmen çöktüm dün.Hani bir yazım vardı benim "Tarih Tekerrürden ibaret" diye,o yazımda anlattığım bir "Egosantrik"yada "Mr.Ego" yönetici vardı, işte o fındık beyinli zat-ı muhterem dün bendeki bir belgeyi istedi, dosyayı kat görevlimle gönderdim, tam 10 dakika sonra müdürüm de arayıp aynı belgeyi istedi, ben belgenin Mr.Ego'da olduğunu söyledim ama ısrarcı oldu ve arayıp geri isteyin dedi.Aradım Mr.Ego pek bi sinir oldu, tafralar yaptı anlayamadım. Kat görevlisi yoktu, odasına gittim, bana gözlerinde şimşekler çakarak döndü ve -nedir bu acil olan anlamıyorum ki diye hırladı, evet evet resmen hırladı. Elini kolunu salladı sonra, kaşlarını kaldırıp sinir sinir bana baktı...Ben bir kediyim bana hırlayana tırnaklarımı çıkarmaz mıyım? Yine de sakin davrandım ve sesimi ayarlamaya çalışarak ondan daha alçak ama olması gerekenden yüksek bir sesle müdürümün belgeyi istediğini söyledim, bu arada yanında başka bir yönetici vardı, ona aklınca kendini ispatlayacak ya kabardıkça kabardı bu!Tafralarına devam ederek belgeyi vermeyi reddetti, müdürümü aradı, işi aceleydi sözde ama 10 dakika konuştu, ısrarla belgeyi istediğini söyledi ama nafile, telefonu kapattı belgeyi bana geri vermek zorunda kaldı,verirken de bir dövmediği kaldı ama...
Nedir bu durum, özetle benim hiç bir suçum yok, belgeyi alan da başkası, isteyen de başkası, sadece hiyerarşi kargaşasının ortasında kalan savunmasız birine dönüştüm bir an.
Bu olay böyle bitti sayılır, yalnız odadan çıkarken en geç yarım saate dosyayı teslim edeceğimi söylediğimi ve 20 dakika sonra da teslim ettiğimi hatta kalın kafasına bunu sokması için maille bunu da ayrıca açıkladığımı belirtmeliyim.
Ama o adamı tanıyorsam belgeyi kısa süreliğine de olsa kaptırmış olmanın acısnı çıkaracağını hissettim,isteyen ben değildim ama alan ben olduğum için bana kinlendiği belliydi.
Sabah geldim, maillerimi bir açtım, üstün üstü hatta direkt tabir edeyim "şirketin sahibi" bana mail atmış, müdürlerimiz ve onların yardımcıları bizden evrak istediğinde yardım edelim önemli falan diye...
Kısacası bu şerefsiz gidip güzellikle belge istedim diye beni şikayet etmiş üstelik müdürüme de değil, şirketin sahibine...
Bununla da kalmamış olanları nasıl aktardıysa artık, benim ona dosyayı götürmediğimi ima ediyordu mail.
Ben de cevap yazdım maile, bu yoğunlukta işimi gayet yoğun bir özveri ve çabayla yaptığımı, hatta kişi isimleri vererek olayın nasıl ve ne şekilde cereyan ettiğini yazdım müdürüme de gizli bi kopyasını gönderdim.Sabah da gidip müdürüme olayı anlattım, Mr.Ego'nun anlamsızca tavrından bahsettim ve müdürümün sinirlendiğini açıkça görebildim, dudaklarını büktü, kaşları kalktı, gerildiğini gayet net gördüm...Benim ne kadar iyi çalıştığımı onunsa sadece o mevkiye nasıl geldiğini hepimiz biliyoruz...
Üst mevkilerdekinin köpekliğini yapanlar her zaman bulunur..
Ama işin acı tarafı hiç bir suçum yokken, işimi yapmışken yapmadığımı belirtip bunu kurumun kurucusuna şikayet etmek...Bu ekmekle oynamaktır ve çok acıdır...
Hoş, ben kendimi savunurum, ama asla bu karakterimle onların geldiği mertebelere de yükselemem..bunun da bilincindeyim.
Şu Ramazan ayında, başkalarının arkasından kuyusunu kazarak yalan söylemeye cesaret edecek kadar çirkinleşiyorlar ya, varsın gerisini onlar düşünsünler,
Benim içim rahat, kurallarımı uygulamaktan ve yoluma devam etmekten dolayı çok mutluyum.
Ben zaten en güzel değerlere sahip olarak hayata karşı oyunumu çoktan kazanmışım,söyleyecek başka söz bulamıyorum...

20 Ağustos 2009 Perşembe

"Ödüllendim"


Canım Ayça'm bana ödül vermiş,
Kendisine çok teşekkür ediyor ve kocaman öpüyorum,

Şimdi,

Ödülün bazı kuralları varmış :

1. Ödülün logosunu bloguna eklemek
2. Ödülü aldığın kişinin linkini, ödülle ilgili yazına yazmak.
3. Sevdiğin 7 şeyi listelemek.
4. Sevdiğin 7 blogu listelemek.
5. Ödülü göndereceğin bloglara mesaj bırakmak.

Sevdiğim 7 şey;

  1. Müzik dinlemek,
  2. Şarkı söylemek,
  3. Sevgilimle olmak,
  4. Annemle alışveriş yapmak,
  5. Saçlarımı rasta yapmak ya da örmek ya da başka bişiler yaptırmak ama illa saçlarım olacak:)
  6. Ayakkabı satın almak yeni yine ve yeniden,
  7. Sağlıklıysam ve sevdiklerim sağlıklıysa eğer herşey beni mutlu eder, en ufak şeyler bile...

Ödüller ise beni okuyan çok sevdiğim tüm blog arkadaşlarıma gitsin!

"Teoman"

Uzun zamandır boşladığım 2.bloga devam ediyorum,
2.konuk Teoman,
Hadi bakalım dilerim böyle gider,
Yazı için epey uğraştım,
Herkesin okumasını ve nasıl yazabildiğime dair yorumlamasını diliyorum:)

http://melodikminor.blogspot.com/

19 Ağustos 2009 Çarşamba

"Oksijen yada O2"

Sevgili Öykü aklımızı başımıza getirdi, bizi "Ormanlarımız" için bir şeyler yazmaya çağırdı...Duyarlı blog arkadaşıma teşekkür ediyorum.
Tamam kabul ediyorum, milletçe balık hafızalıyız, her şeyi unutup yeni gündemlere dalıyoruz.Ama bir yere kadar, bence fosforu fazla tüketmenin vakti geldi!
Böyle giderse oksijen üretecek tek bir ağacımız kalmayacak...
Ne diyor uzmanlar, küresel ısınma son zamanlarda öyle hızla ilerliyormuş ki tahmin ettikleri sonuç 600 yıldan 100 yıla kadar inmiş..
100 yıl, 50'sini görsem kalan 50'sini belki de henüz doğmamış çocuğum görür ama torunum görebilir mi?
Yanan ormanları gördüğümde ağlıyorum, kesilen ağaçları, açılan toprak yolları, tepelerdeki ölü ağaçların üstüne yapılan beton yığınlarını gördükçe içim sızlıyor, geleceğimi parça parça kaybedeceğimi hissediyorum.
İşte arşivden bir haberler:
Tarih: 25.11.2006
"Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin, "Orman Bölge Müdürü ile muhafaza memurlarının silahlı adamlar yüzünden korkudan giremediğini" söylediği Beykoz'daki Acaristanbul, yemyeşil ormanın içinde beton mezarlığı gibi beklemede.
2 bin 290 dönümlük arazi üzerine kurulacak site için yaklaşık 1 milyon adet ağaç kesildiği tahmin ediliyor."

Tarih: 25.09.2008
"AKP’li Erzurum Belediyesi, ağaçları hem Lala Paşa Camii’nin görüntüsünü engellediği hem de kuruduğu için kestiklerini açıkladı. Erzurum Büyükşehir Belediyesi, Lala Paşa Camii’nin çevresindeki 11 çam, huş ve kestane ağacını kuruduğu gerekçesiyle bir gecede kökünden kesti. Cumhuriyet Caddesi’ndeki 50 yıllık ağaçları kesen AKP’li belediye, bunların yerine ışıklandırılmış metal ağaçlar dikti."

Tarih: 06.01.2009
"Kamuoyunda 2-B olarak adlandırılan "orman vasfını yitirmiş hazine arazilerinden" üzerinde yapılaşma bulunanlardan 400 metrekareye kadar olanların tamamının rayiç bedel üzerinden hak sahiplerine satılmasına veya Maliye Bakanlığı eliyle TOKİ'ye devrine imkan getiriliyor."

Tarih: 29.05.2009
"AKP’li Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı, tretuvar çalışması gerekçesiyle sabahın erken saatlerinde şehir merkezinde bulunan belediye parkının kenarındaki asırlık ağaçları kesti. Siyasi parti temsilcileri ve yurttaşlar, “Ağaçları sevmeyen, insanı da sevmez. Bir çocuk kesilmiş kadar üzüldük” diye tepki gösterirken, çevrede bulunan esnaflar Başkan Bakırcı’nın ağaç kıyımını TEMA Vakfı’na şikâyet etti."

Tarih: 30.07.2009
"Çevreci örgütlerin ve demokratik kitle kuruluşlarının şiddetle karşı çıktığı Üçüncü Boğaz Köprüsü'ne bağlantı yapılmak üzere ormanın ortasından geçirilmek istenen yol için İstanbul’un yeşil alanları gözlerden uzak, adeta insanlardan saklanarak yok ediliyor. Yapılması planlanan köprünün güzergahı her ne kadar açıklanmasa da, muhtemel köprünün bağlantılarının yangından mal kaçırır gibi sessiz sedasız yapılıyor olması akılları karıştırıyor. Dışarıyla bağlantısı kopuk ve kesinlikle bilgi-resim alınmasına izin verilmeyen yol inşaatı için Arnavutköy sınırlarındaki İhsaniye ile Tayakadın arasındaki alanda tam anlamıyla çevre katliamı yapılıyor."


Tarih: 15.07.2009 (yapi.com.tr)

"İstanbul’da yapılması planlanan 3. köprüye karşı çıkan İstanbullular “3. rant köprüsüne izin vermeyeceğiz” diyor. 18 Temmuz’da Sarıyer’de bur araya gelecek olan grup, tüm İstanbul halkını yaşamı savunmak ve bu cinayete ortak olmamak için Sarıyer’e çağırıyor.
Grubun çağrı metni şöyle:
“3.Köprü bir cinayettir, çünkü 3. köprü demek;
• Şimdiden bağlantı yollarının yapımı ile yok olmaya başlayan kuzey ormanlarımızı tamamen kaybetmemiz demektir.
• Yaşamımızın kaynağı olan suyun, su havzalarımızın yok olması demektir.
• Onbinlerce İstanbullunun evsiz kalması, barınma hakkımızın gasp edilmesi demektir.
• Kent içi trafiğin çözümü değil, trafik çilesinin daha da artması demektir.
• Bağlantı yolları üzerinde projeleri hazırlanmış şekilde bekleyen çok sayıda büyük alışveriş merkezinin yapımı ile, özellikle Beykoz ve Sarıyer'deki esnaflarımızın dükkanlarına kilit vurması demektir.
Kirlilik, gürültü ve kargaşa demektir."

Ağaçlarımız kesiliyor, toprağımıza evler,bloklar,binalar,köprüler dikiliyor,yeni yeni yollar açılıyor, ormanlar yakılıyor,dağlar tepeler villa doluyor...
Yağmurumuz azalıyor, kar yağışı duruyor, yer altı suyu kaynaklarımız kuruyor,
Sivil toplum örgütleri, vatandaşlar, bilim adamları, öğretim görevlileri bağırıyor,
Ağaçlarımızı kesmeyelim, yeni ormanlar oluşturalım, toprağımızı kaybetmemek için çaba sarf edelim diye,
Kulaklar sağır, gözler kör, kimse bizi umursuyor mu?
Onca mal,mülk,para,yatlar,katlar,jipler,evler...
Gün gelir tek bir damla için tüm servetinizi vermeye hazır olsanız dahi elinizden bir şey gelmez.
Sesimizi duyan, geleceğimizi ciğerlerimizin oksijenini bize geri getirecek kimse var mı?
Ciğerlerimizi dolduracak temiz hava ve oksijen istiyoruz, kendimiz için, çocuklarımız için, sevdiklerimiz için,
Yarım asırlık bir ağacın gölgesini,serinliğini,oksijenini parayla satın alabilir misiniz?

Bir kızılderili atasözü çok güzel özetliyor bu durumu ;
"Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda,son balık öldüğünde;beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak."

Çok geç olmadan,

TEMA
ÇEKÜL
DOĞA SAVAŞÇILARI

18 Ağustos 2009 Salı

"Tamam böyle kalsın."

Nereden bakarsan bak hiçbir şey değişmez
Kötü bir roman gibi hikaye bir türlü gelişmez
Nasıl biliyorsan bil şartlamış bizi hayat
Bazen taze hissedersin bazen bayat
Sorgularken kendini uykudan hemen önce
Gücünü almıştır dünya parayı keşfedince
Ve yaşarsın, yaşadığını sanırsın
Tamam böyle kalsın…

Neye inanırsan inan hepsi bilmece
Çözmeyi unuturlar sıra sana gelince
Biri yapmış bir resim ona benzeyeceksin
Çizgilerden taşarsan pek sevilmezsin
Kahveyi bile saat yönünde karıştırırken
Kravatını düzeltirsin emrini yudumlarken

Ve yaşarsın, yaşadığını sanırsın
Tamam böyle kalsın

(Redd)

"CMYLMZ :)"







14 Ağustos 2009 Cuma

"Neslim tükeniyor!"

Su katılmamış süzmelerle çalışmak zorunda olmak bazen beni çıldırma noktasına getiriyor.
Diyeceksin ki ful onlar da Allah'ın bir kulu neden böyle söylüyorsun?Ama öyle işte...
Şu hoparlör fatihi vardı ya benim, kıran yenisini almayan ve benim gibi meleğe
deve gibi kin güttüren kişi, aylarca bekledim söyledim yok,müziksiz hayat geçer mi,hele kalitesiz bir ses sistemiyle hayat geçermi? Yok tabii çare yok,gittim yenisini aldım,süper kalite ses ama kablo kısa geldi bari dedim hoparlör almadın bi kablo bul bana ya da bi adaptör al! Yok yüzsüzlük dizboyu ya hiç bir tepki yok.
Ne kadar bilirsen bil anlatacakların karşındakinin anlayacağı kadardır demiş ya Mevlana, ne güzel söylemiş yüreğine sağlık!Ben ne dersem diyeyim,ne kadar anlayış, hoşgörü, merhamet, iyi niyet dersem diyeyim neticede salak yerine konduğumun farkındayım ve bu insanlarla tüm gün yüzyüze bakma zorunluluğun var ki adamın aklını alır cinsten bu!Kafa göz haydaaa sen misin bunları yapan diye saldırmak istiyorsun bazen...
Bir yanda para içinde yüzüp de bir şeyleri bedavaya getirmeye çalışan sevgili yöneticilerimle çalıştığım dostlarımın arasında kalan ben, diğer yanda karıncalarıma olan özlemim(masaüstü resmi yaptım onları sürekli bıcır bıcır seviyorum..)bir başka yanda da kendine koyduğum ve uygularken gerçekten de kendime "aferin" dediğim kurallarım var...
Kurallarımı uygulamaya devam edeceğim kesin, ama arada bir de alnımın ortasındaki damar şişmiyor değil, 1..2..3..4..sakin sakin nefes al nefes verrr:))
Ben tatil dönüşlerinde minik süprizler alırım, öyle insan kayırmam işte, arkadaşlara, işyerlerindekilere, müdürüme falan..ufak tefek şeylerdir ama maksat anmaktır.Hiç düşünmem parayı pulu, hatta bu sene annem alırken beni frenlemeseydi ne büyük salak durumuna düşeceğimi de söylemeden geçmek istemem.Maaşın ne ki neler alıyorsun müdürün senin neredeyse 4 mislin alıyor o sana alsın dedi gülerek orada kendime geldim:)Sonra herkese verdim hediyelerini,bir de baktım ki aaaaa bu hoparlör fatihine de verdim hediyeyi!!!Ne aptalca bir durum Allahım, sonradan dedim ki Ful sen gerçekten brezilya dizilerindenki saf kızlar gibi davranıyorsun bu kadar mı şuursuz olunur ya!!Adam seni salak yerine koydu niye gidip de ona hediye veriyorsun???50kere teşekkür etti, ay ne düşüncelisin sen biz odun gibiyiz falan dedi..hay diyecektim doğru söze ne denir...İnanın ki o an aklıma gelmedi bu davranışı,her tatil dönüşü insanlara hediye vermeyi severim sadece gaflete düştüm o ayrı!!Bu arada bana burdan kimse hediye falan almaz,ben de bir şey beklemiyorum zaten,hayatta her şey karşılıklı diyenleri sevmem..Zaten bu garip işyerinde 2-3 kişi dışında pozitif enerjiyle çalışan normal bir insan yok, hepsi ruhsuz makineler gibi:))O 2-3 kişi de olmasa ne yaparım bilmiyorum!
İşte böyle bi insandır Ful, nesli tükenmek üzere olan, tüm bu şapşallıklarına gülümseyen ve yine muhtemelen aynı iyilik oyununa yenik düşecek bir minik kedi :))

12 Ağustos 2009 Çarşamba

"Geri dönüş hikayesi"

Uzun zaman oldu değil mi?Amma da tembellik yaptım, yazmadım, gıdım gıdım bir şeyler, minicik satırlar, kısa yorumlar..Neredeydi o ful? TATİLDEYDİ.
Ful uzun zaman boyunca tüm karmaşadan sıyrıldı, kendini yepyeni diyarların içine kattı..Gitti,gezdi,gördü,tanıdı,sevdi...

Mis kokan zeytin ağaçlarının gölgesinde oturdu, nar ağaçlarında açan nar çiçeklerinin fotoğraflarını çekti,sahil kıyısında dolaşan kedileri sevdi, balıkçı teknelerinin isimlerini ezberledi, taş kahvede oturup uzun uzun ufku seyretti.Ardında olup bitenleri umursamadı, içinde olanları sorgulamadı, ne geçmiş ne de gelecek dedi, olması gereken "o" andı...İç geçirdi, dua etti, seyretti. Sağlık problemleri biraz olsun hafifledi, tam anlamıyla geçtiği gün gelecek diye keyiflendi, lunaparka gitti çocuklar gibi eğlendi, yeni yeni gelişen yükseklik korkusunun farkına vardı gözlerini sımsıkı kapayıp inadına devam etti!Sahilde deniz kabukları topladı,ne kadar soğuk da olsa bu sene deniz umursamadı,kıyıdan bakmadı içine daldı...denizin içine kendini bıraktı, hiç bir şeyi duymadı o an,ya da görmedi..Güneşin kollarında dans etti, teni renk değiştirdi, pek de yakıştı hani, daha da güzelleşti. Mavi ojelerini sürdü, rangarenk elbiselerini giydi,güneş kırmızı saçlarına vurdukça keyiflendi...Zeytinyağlı kekiğe ekmek banıp kahvaltı etti, ametist taşının yaydığı huzura erişti, karşı kıyıdan gelen türkü sesleriyle neşelendi,şeftaliyi dalından yedi, domatesin kokusuna hayran kaldı, bol bol ıhlamurt,adaçayı,kekik ve nane aldı. Geceleri tezgahlarda sergilenenlere bayıldı, el işlerine hayran kaldı, bol bol kitap ve kolyeyle doldurdu çantasını...

Taş evlerin olduğu dar sokaklarda gezdi, yeni yerler keşfetti, sakızlı dondurma yedi, begonvillerin önünde fotoğraflar çektirdi, şeytan tepesine gidip orada yapılan evleri,siteleri gördü üzüldü,içi acıdı, güzelim ağaçları yerinde göremeyince canı yandı.
Merkez'e, Sarımsaklı'ya,Cunda'ya, Badavut koyuna gitti, ormanla denizin birleştiği uçsuz bucaksız sahili izledi saatlerce.
Her sene olduğundan daha da fazla tüketti enerjisini gezmek için, gezdikçe mutlu oldu, yorgunluk geceleri huzurlu bir uykuya dönüştü,sabah yine aynı enerjiyle güne merhaba dedi.
Yürüdü,yürüdü,yürüdü...
Sonunda o kadar gezdi ki yoruldu:)
Sakin bir kıyıya gitti, oturdu,ayaklarını uzattı, gözlerini kapattı, sadece dinledi...
"Başka bir yaza görüşmek üzere Ayvalık ve Cunda "dedi ve valizini toplayıp mecburen bu keşmekeşe geldi!
Şu an burada olsam da ruhum oralarda bir yerlerde...
Burnuma zeytin kokuları geliyor, güneş hala yakıyor beni, çiçekler parlak, gökyüzü bulutsuz...
Hoşgeldim, hoşbuldum, herkese mutlu keyifli bir akşamüstü diliyorum!

10 Temmuz 2009 Cuma

"Görüşmek üzere..."

Ful Yaprakları kışın çok yıprandı, sıkıldı...
Her gün tıkır tıkır yazdı bir şeyler, sizlerle paylaştı,
Kimi zaman çok sinirlendi, kimi zaman sevindi bazen de üzüldü, insanlardan sıkıldı,hastalıklarla uğraştı-ki hala bu uğraşı bitmedi,yıldı...
Farkında ki son zamanlarda blogunu da pek bir boşladı, yazmaz oldu, okumaz oldu, hele hiç kimselere yorum yapmaz oldu,
Biraz nadasa gitmeyi planlıyor artık...
İnsanın dinlenmeye, tatile ihtiyacı var değil mi :)
Ful Yaprakları Ağustos'un ortasına kadar sizlerden uzak, kendine yakın kalacak,
Sizleri, yazılarınızı çok çok özleyecek de olsa, tatile her zamankinden çok ihtiyacı olduğunun farkında.
Hepiniz mutlu kalın,

Not: Döndüğünde çok daha sağlıklı, mutlu ve neşeli olacakmış...

1 Temmuz 2009 Çarşamba

"Siz şahitlerin huzurunda söz veriyorum!"

Geçen gün dolabımı toplarken eski ajandalarımı buldum, iş yerindeki notlarım sayfalar dolusuydu...Bazı ajandaların arkasına ya da ara sayfalara ufak notlar almışım, bunları gördüm, tekrar tekrar okudum.Zaten yazı yazmaya meraklı olduğumdan yığınla günlüğüm, defterim vardır.
Sene 2005, o dönemki erkek arkadaşımdan ayrılmışım, ayrılığın ardından güvenmek ile ilgili öyle güzel satırlar yazmışım ki, kendime şaşırdım, şu an okuduğumda ne kadar doğru olduğunu gördüm.Hoş, şimdiki ilişkimle kıyas kabul etmeyecek derecede vasat bir ilişkiydi o ayrı konu, ama yine de erkekler-kadınlar farklılıklarını çok iyi dökmüşüm kağıda...
Bugün ise o ajandadaki yazının seneler sonra yeniden okunabilirliğinden feyz alarak son dönemde yaşadıklarımdan dolayı kendi kendime bir anlaşma imzalamaya karar verdim.

Taraflar : Ben ve Hayat!

Açıkçası dün bu kararları almamı gerektirecek bir takım olaylar yaşadım. Ne olduğunu anlatmayacağım ancak artık bir şeyleri geçiştirmemek ve doğrudan "kendim" ve "sağlığım" için yaşamak adına bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm.

Bu gerçeği zaman zaman hepimiz kavrarız ama uygulamaya gelince tembel birçocuğa benzeriz,en ufak olumsuzluklarda gardımız düşer, omuzlarımız çöker,unutur ve vazgeçeriz.
Bende bu sabah kendi adıma aldığım kararları yazıya dökerek siz şahitlerin huzurunda resmileştirmeye karar verdim.
İsteyenler bu kararnameye katılabilirler,

Hayatta bencil olacağım, öncelik her zaman "ben"olmalı : Ben merkezcilikle ya da yardımseverlik karşıtı olmakla alakası yok bunun, yalnızca istemiyorsam hayır demeyi öğreneceğim.

Hayat hakkında olup biten herşey ve herkes hakkında bir konu ya da bir insan
hakkında daima olumlu düşüneceğim.

Bir sıkıntım ya da problemim olduğunda aceleci davranmayacağım, hemen eyleme geçmek yerine durup düşünecek, sakinleşmeye çalışacak böylelikle sonradan bana zarar verecek bir davranışta bulunmamış olacağım.

Karşımdaki herkesi kendim gibi düşünmeyeceğim, farklı karakterler ve farklı bakış açılarında insanlarla karşılaşabileceğimi düşünerek onların açısından da olayları değerlendireceğim.

Ufak sorunları kafama takmayacağım, kendimi oyalayacak, beni mutlu edecek ne varsa onlara yöneleceğim.

Mutlu olmayı beklemeyeceğim, mutluluğun bir yol olduğunu, hayatın ahenginin kaybolmayacağını ve mutluluğun da mutsuzluğun da asla sonsuza dek sürmeyeceğini bilecek ve bunu sık sık tekrarlayacağım.

Kendimi dinlemeyeceğim, düşüncelerle fazla detaya ve derine dalmayacağım.Daha yüzeysel daha basit düşünce ve hayallere sahip olacağım.

Etrafımdaki insanları fazla dinlemeyeceğim, yalnızca yanındayken mutlu olduğum insanlarla birlikte olacağım. Yanında sürekli dert dinleyip beni bunaltan, beni adeta Güzin abla gibi gören insanlardan uzak duracağım.İnsan dostunun derdini dinler elbet ama bunun da bir sınırı olduğunu unutmayacağım, başkalarının dertleriyle uğraşmaya paydos diyeceğim.Kaprisli ve vıdıvıdıcı insan tipinden uzaklaşacağım.

Fikrisabitlerim olmayacak, bir planım varsa ve bu bozulduysa alternatif yollar düşünecek ve omuzlarım düşüp, bütün planım altüst oldu demeye izin vermeyeceğim.

Beni mutlu eden ne varsa, düşünmeden onu yapacağım, insanların ne dediği, ne yaptığı nasıl düşündüğünü önemsemeyeceğim.

Kötü ya da sıkıntılı bir durumla karşılaştığımda olumsuz olanı değil olumluyu görmeye çalışacağım, hayata ve insanlar müdahale etmekten vazgeçeceğim.

İnsanların beni üzmesine yıpratmasına izin vermeyeceğim.

Her ne olursa olsun, gülümsemekten, iyi düşünmekten ve kendimi olumluya yöneltmekten vazgeçmeyeceğim.

İçinde bulunduğum ortamdan hoşnut değilsem, ortama kendimi adapte etmeye çalışıp benlikten çıkıp üzülmek yerine, iyi yanlarını görmeye çalışıp ortamı kendime göre güzelleştirmeyi deneyeceğim.

Düzenli egzersiz yapacağım, beslenmeme dikkat edeceğim ama arada minik
kaçamakları da ihmal etmeyeceğim.

Güleryüzümden, içtenliğimden,neşemden asla ödün vermeyeceğim.

Hayat ne kadar yağmurlu,puslu olursa olsun benim penceremden baktığımda hep güneşli göreceğim, gerekirse ben "güneş"olacağım......


Yukarıdaki maddeleri uygulayacağıma,
Kendimi boş işlerle yorup üzmeyeceğime,
Önceliği kendime ayıracağıma,
Ne olursa olsun hep "güçlü" duracağıma,
Tembellik etmeden kuralları harfi karfine uygulayacağıma dair,
Siz blog dostu şahitler huzurunda,
SÖZ VERİYORUM,


Hadi bakalım Ful,
Ve şahitlik edenler (yorum yazan ya da yazmayan sessiz izleyicilerim)
Hepimize hayırlı uğurlu olsun!

30 Haziran 2009 Salı

"Bir sabırlı bir telaşçı"

Sağlığın önemini anlatmaya gerek var mı bilmem,
Nereniz ağrırsa canınız ordadır, ben de artık kendimi dinlememeye, geçmesi için dua etmeye ve perhize devam etmeye karar verdim.
Doktorlardan nefret ediyorum, niye diyeceksiniz, onlarsız da onlarla da olmuyor çünkü.
Her doktor iyi değil, hemen teşhis koyamıyor, tetkikler,filmler,oradan oray gidip gelmeler..Artık yoruldum, bunaldım, doktora falan gitmek istemiyorum,hasta insanlar görmek istemiyorum, eczaneye girmek istemiyorum, bu yüzden bıraktım akışına.
Alt tarafı mide sorunu dedim, başımı da döndürse, hazımsızlık da çeksem, her doktor aynı şeyleri söylüyor bıktım artık..
En son mide doktoruma demiştim ki "hazımsızlık ve spazmla beraber baş dönmesi sersemlik hissi yaşıyorum" yok dedi alakası yok, başka şeydendir.Ama 100 kere olduysa 100'ün de de böyle oldu,onun dışında başım dönmüyor bu sıkıntıyla başlıyor dediysem de ıhh inanmadı.
Ben de dedim ya gerçekten yıldım artık, geçmişte de yaşadım, geçer bunlar da...
Her bulduğumu yemeden önce düşünecektim:))
İş yerinde ise ilginç gelişmeler yaşıyorum, üstün üstü beni çağırdı, kimseye yapamıyoruz ama size işte şu kadar bi zam yapacağız dedi.Sonra bu sabah da icra kuruşu başkanı çağırdı, dedim ki ben memnun değilim bu maaştan zam da yapıldı ama yine de çok düşük.
Benden çok memnun olduklarını kısa zamanda çok iyi iş çıkardığımı, bu nedenle dönem ortası ya da yeni yıl başlangıcında yine bir zam olabileceğini söyledi.Şaşırdım, benden memnun olmalarını dile getirmeleri ve hiç gerek yokken zam sözü vermeleri çok güzel bir gelişme.
Zaten hepsi birarada olmaz bu güzelliklerin, şimdi gözümde zam yok sağlığım gelsin diyorum, sağlık gelince diyeceğim ki zam nerde...
Öyle yada böyle zaman akıp geçiyor işte, halimize şükretmek gerek diyorum ya boşuna demiyorum mesela bir karıncadan bahsedeyim size, daha 9 yaşında, hastacık olmuş:( 2 kez kemoterapi görmüş, koltuk değnekleriyle yürüyebiliyor, tek gözü ağır kemoterapiler yüzünden görmüyor...
Bir diğeri çölyak hastası, hep diyetle yaşamak zorunda, bir diğeri ise duyma engelli...Daha miniminnacıklar, bu yaşta nelerle baş etmek zorundalar,yine de yüzleri güleç,aydınlık,hayat dolu, sevgi dolu...
Onlara bir sarılmak unutturuyor her şeyi, kocaman sarılayım diyorum geçecek diğer tüm sorunlar, yeter k iiçini rahat tut ful, biraz daha dayanmalısın, bak tatile 3 hafta kaldı diyorum:)
Bu arada tatilim 3 hafta sonra başlayacak, artık izne çıkmadan kendimi iyice toparlamak, sorun yaşamamak,doya doya bir tatil geçirmek istiyorum.
Bol bol dinlenip,fotoğraf çekip,hayattaki minik güzelliklerle avutacağım kendimi,
O minik güzelliklerde gizli zaten hayat, ahengini hiç bozmuyor.
Bir iyi bir kötü, bir sağlıklı bir hasta, bir mutlu bir mutsuz, bir düşünceli bir boşvermiş, bir sabırlı Sonsuz bir uyum var, çark dönüyor, biz savruluyoruz, sonra tekrar yerlerimize geçiyoruz başımıza gelecekleri bekliyoruz.
Hep bir koşturmaca hep bir uğraş, hep bir acele.
Kıyıda köşede bir kaç güzelik bulup tadını çıkarıyoruz, şanslılara, gamsızlara bakıp iç çekiyoruz:)
Bir siyah bir beyazız işte,
Biz değerliyiz ama zamanımız bizden değerli,
Oysa uzaktan bakınca görüyoruz ki öylesine akıp gidiyor...

29 Haziran 2009 Pazartesi

"Yakınlardayım, geliyorum"


Uzun zamandır yoktum yine,

Bir görünüp bir kayboluyorum,

Tamam tamam en kısa zamanda buradayım,

Sağlık sorunları, vs.yordu beni biraz,

Çok özledim sizi,

Herkese sevgiler:)

22 Haziran 2009 Pazartesi

"Bir kaç sıkıntılı gün"

Elimi ani bir refleksle asansör kapısının arasına sokma girişimim ertesi gün su ısıtıcısını elimden düşürüp ayak parmağımı morartma macerasıyla devam etti. (Isıtıcı boş olmasaydı neler olurdu artık onu bilemiyorum...)
Bu durumum da, bir gün topallamama ve terlikle işe gelip de herkesin "aaa terlikle gelmiş yasak değil mi?"diye sürekli soru sormasına neden oldu.İnsanlar neden meraklıdır bu kadar çözebilmiş değilim.
Hepsine "sana ne"deyip akabinde dil çıkarmak geçiyor içimden,fazlasıyla mı çocuğum yoksa hak ettikleri davranış bu mudur bileniyorum.
Ondan sonraki 3 gün de midemde dayanılmaz ağrı ve şişkinlikle uykusuz geceler geçirdim, şişkinlik çarpıntı yapıyordu, çarpıntı baş dönmesi, mide ilaçları,uykusuzluk derken..bu arka arkaya gelen aksilikler yüzünden sigortalarım attı, moral bozukluğum da eklendi.
Şükürler olsun şimdi daha iyiyim, kirazlar, dondurmalar, soğuk sular derken gastriti ve ibs'si olan bir bünyem olduğunu unutup kendimi kaybettim.Sonunda da hemen düzelmiyor tabii ki, beklemedeyim...
Bunların dışında sorarsanız nasılsın diye?
İyiyim çok şükür, iş-ev arası mekik dokuyorum.
Tüm olumsuzluklarıma rağmen haftasonu ailemle huzurluydum...Şile'ye gittik ve çok güzel vakit geçirdim.Babamın babalar günü için iyi bir sürpriz olacağını düşünmüştük, iyi de oldu, eğlenceliydi ama alabildiğine sıcaktı!
İş yerinde ise durumlar aynı, son saçmalıklar yüzünden toplantı istedim müdürlerimle.
Toplantıyı açarken, ilk konu olarak üstün üstünün benimle konuştuklarını anlattım.Zam olayını, departmanımı kapatma düşüncelerini,sizden memnunuz ama isterseniz daha iyisini bulup gidebilirsiniz zihniyetini...
Çok şaşırdılar çünkü tahmin ettiğim gibi haberleri yoktu, üzüldüler ama biz seni bırakmayız merak etme dediler.Durumu açığa kavuşturacaklarını söylediler.Meğer geçen hafta genel toplantıda müdürlerim benimle ilgili çok güzel bir örnek vererek benden bahsetmişler, ama "bu kişi" benim nasıl çalıştığımı bildiği ve müdürlerimin de benden çok memnun olduğunu bildiği halde sırf zam vermemek için beni tehdit ediyormuş.Ben bu sonucu çıkardım öncelikli olarak...
Ve ne kadar anti profesyonel olduğunu bir kez daha gösterdi bu davranışıyla, yöneticilik paraya ya da mal varlığına bakmıyor, yetenek,beceri,sağlam karakter ve eğitim istiyor.Ama bunda ne gezer...
Sakarlıklarım, ağrılarım,iş maratonum, gezmelerim ve herşeye rağmen bir şeyleri unutabilmek için farklı mekanlarda bulunma durumum devam ederken bir yandan da asker özlemi var içimde.2 ayı bitirdik, 3.aya geliyoruz.Zaman çok çabuk geçiyor görünürde, ama "özlem" kelimesi öyle derin ve ağır ki tahmin edemezsiniz.Telefonda sesini duymak bambaşka bir şey, çok şükür ki duyabiliyorum, rahat ve iyi.Ama görememek, dokunamamak bambaşka bir şey...
Bu durum rçekten beni yalnız ve kendi içimde bırakıyor bazen..
Tatilimi düşünüyorum, ama en önemlisi sağlığımı düşünüyorum, bol egzersiz gerekiyor biliyorum. Geçirdiğim büyük rahatsızlığın bir takım izleri kaldı hala bunları görüyorum, daha doğrusu ne olsa ağrım ya da sıkıntım rahatsızlık yaşadğım bölgede kendini gösteriyor.Sanırım hassaslaştığım için...
Eeee ne demiş Bülent Ortaçgil "hepsi geçer hayat kalır..."
Aynen öyle, bugün yaşanır bunlar yarın yaşanmaz, önemli olan umudum olsun, güleryüzüm olsun, huzurum olsun.
Daha iyi, daha sağlıklı ve mutlu günlere...

15 Haziran 2009 Pazartesi

"Döndüm!"

Geldim geldim burdayım,
Farkındayım çok ara verdim, çok boşladım ama morallenmiş, yenilenmiş, keyiflenmiş olarak döndüm işte:)
Haftasonu tatil için biraz alışveriş yaptım, Moda'ya gittim, deniz havasını soludum, ciğerlerim bayram etti,içim açıldı,yüzüm güldü!
Cumartesi günü nazar değdi yalnız bana, epey bi canım yandı ama daha iyiyim çok şükür.Ne oldu hayırdır diyeceksiniz, tam alışveriş için çıkacağız, annemle asansöre bindik, bizim asansör sensörlü kalın kapılı olanlardan, otomatik kapanıyor.Kapı tam kapanmak üzereyken babam bir şey söyledi ben de süzme salak gibi gittim elimi sensör görür diye kapının arasına soktum.Nasıl böyle bir şey yaptım bilemiyorum ama o kadar yakından kör nokta bir şey göremedi, elim çat!!annem içerden elimi çekerken babam da dışardan kapıyı kanırtıp düğmeye basarak açtı kapıyı ama nasıl canım yanıyor sağ elimde bir parmağın ucunu hissetmiyorum.Hemen buz koydular, bir jel var ondan sürdüler.Ben hala acımdan titriyorum, sonra uzun süre makyaj akmış, elimde buzlar, çanta fırlatılmış bekledik, gitgide daha azaldı acısı, parmağımın ucu kan topladı, zonk zonk zonkladı saatlerce..Kendimi tam anlamıyla iyi hissedince saat geç olmasına rağmen çıktık, zaten alışveriş yaparken de çok dikkat ettim.Ama hala tırnağımdaki acı tam geçmedi,hala hafifi hafif acısı var, böylece böyle ani hareketleri yapmaktan kaçınmayı öğrendim.Ama ilk müdahale buz ve merhem morarmayı engelldi, hiç morarma yok şükür. Bir daha tövbeler olsun elimi kolumu oynatmam o kapı arasında.Korktum artık!
Günün eğlenceli kısmına gelelim, alışveriş istediğim gibi gitti, uygun fiyata indirimden ihtiyacım olanları aldım, öyle çok açılmadım, kredi kartı kullanmadım.Bikinilerim içime sindi, güzel renkli oldular.Pareo niyetine de dün Moda'dan 2 şal aldım.Beğendiğim bir bluzun farklı renklerinden bir kaç tane alarak 10 gün sonra bir daha "ay bunun kumaşı çok güzeldi gidip bundan başka renk alayım" deyip de yeniden dolaşmayı, denemeyi ve bulamama riskini ortadan kaldırdım.
Kısacası güzel bir geçirdim annemle.Pazar günü de ilkokul arkadaşımla Moda'ya gittik, epey sıcaktı, Ali Usta'ya uğrayıp kilolarla geri döndük:)
Bugün de suratsız insanların kalesi olan işyerime geldim.Servis mevzuunda bir şeyler olmuştu hani hatırlarsanız, yazmadıysam kısaca özetlemekte fayda var.Şimdi 2 servis var çıkışta, biri olmazsa diğeriyle gidiyorum ben,ulaşım müdürü bana öyle demişti.Ben diğer servise ne zaman binsem bbir kadın var cadı,bunu alerji tutuyor:) Rahatsız belli, yerinde duramıyor, en sonunda söyledi yanındakine "işte güzergah değiştiği için şoförler ayrılıyor Ful yüzünden" diye..Güzergah değişikliği de benim için gidilen 100 metreden ibaret! Ben de inanmamıştım ne alaka demiştim, sonra bu üsteleyince, ben buna sert çıkınca,yaptığınız ayıp deyince her görüşünde beni selam vermeye, cicim ayakkabın harika, yok bluzun süper, çok güzelsin gibisinden vıcık vıcık iltifatlar yağdırmaya başlamıştı.
Ne yazık ki bu kadınla yine aynı servisteyiz, ama yalanı geçtiğimiz Cuma günü ortaya çıktı.O gün servis yoktu, ulaşım müdür bıraktı bizi eve, dediler ki neden bu kadar sık şoför değişiyor adam dedi ki, "birinin kolunda sorun vardı, biri ücreti az buldu, birini biz beğenmedik,birini de malum hanım beğenmedi"dedi. O zaman dedim ki pes ya! Meğer gizliden gizliye müdüre söylüyormuş bu adamı beğenmiyoruz diye, adamı işten çıkarmışlar, bu da suçu benim üzerime atmaya kalktı! Ful gelince adam fazladan yol gidiyor onu yüzünden diye. Zaten yalanının bir gün ortaya çıkacağını biliyordum da bu kadarını beklemiyordum.Demek ki havadaki bu negatif elektriği hissetmem boşuna değil!Boşuna demiyorlar artık her dört kişiden biri ruh hastası diye!
Beni enterese etmiyor, ben işimi yapar, gider gelirim,askerimin dönüşüne,izin günüme gün sayarım,öyle insanlarla muhattab dahi olmam.
Daha anlatmak istediğim,yazmak istediğim çok şey var ancak parmağım zonkluyor hafiften dinlensem iyi olacak:)
Güzel, sağlıklı bir hafta geçirelim,
Bu arada Ayça'm İstanbul'a hoşgeldin!

EMEĞE SAYGI

Internet-Gazete-Dergi ve her türlü basılı yayın için geçerlidir : Yazılarımdan ismim ve adresim link gösterilmek suretiyle alıntı yapılabilir. İzinsiz emek hırsızlığı durumunda hakkımı "hukuki çerçevede" sonuna kadar arayacağıma emin olabilirsiniz.Emeğe saygı gösterdiğiniz için teşekkürler!